Kaçırmış olanlar için 2026 yılının Nisan ayında Türkiye’de ve dünyada dikkat çeken arkeolojik keşifleri bu listede derledik.
10- Avustralya’daki Kaya Sanatında Tazmanya Kaplanları
Kuzey Avustralya’da yaklaşık 14 Tazmanya kaplanı kaya sanatı tasviri bulundu. Bu keseliler sanılandan çok daha uzun süre yaşamış olabilir.

Ekip, kuzey Avustralya’daki Arnhem Land’de Tazmanya kaplanı olarak da bilinen etçil keseli thylacine’in (Thylacinus cynocephalus) yaklaşık 14 yeni kaya sanatı çizimini ve Tazmanya şeytanının iki kaya sanatı tasvirini belgeledi. Bulgular, Tazmanya kaplanının Avustralya ana karasında daha önce düşünülenden çok daha yakın bir zamana kadar hayatta kalmış olabileceğini düşündürüyor. Tazmanya kaplanının Avustralya ana karasında yaklaşık 3.000 yıl önce soyu tükendiğine inanılıyordu. Ancak bu keseliler Tazmanya adasında 1936’ya kadar hayatta kaldı ve belgelenen son birey bir hayvanat bahçesinde öldü. Türün Tazmanya’da hâlâ yaşadığına dair iddialar var fakat bu raporlar hiçbir zaman doğrulanamadı. Tazmanya şeytanı ise Avustralya ana karasında soyu tükenmiş olsa da Tazmanya adasında hâlâ yaşıyor. Tazmanya şeytanı da bir dönem Arnhem Land’de yaşıyordu.
Haber hakkında detaylı bilgi için tıklayın.
9- 15.000 Yıl Önce Bu Fok Dişinden Kolye Yapılmış
15.000 yıl önce fok dişinden yapılmış bu kolye, Üst Paleolitik dönem insanlarının uzun mesafeli ticaretini ortaya çıkarıyor.

Devon’da yaklaşık 160 yıl önce bulunan gizemli bir eserin kimliği nihayet aydınlatıldı. Yeni araştırma, bu eserin gri bir fokun dişinden yapılmış bir kolye ucu olduğunu ortaya koydu. 15.000 yılı aşkın bir süre önce bir insan tarafından takılmış olan bu “son derece nadir” fok dişi kolye, ünlü bir Viktorya dönemi kazısının buluntuları arasında yeniden keşfedildi. Kolyenin ilk bulunduğu mağara, 15.000 yıl önce kıyıdan 100 kilometreden fazla uzaktaydı. Bu durum, eski insanların büyük olasılıkla göç eden hayvanları takip ederek uzun yolculuklar yaptığını düşündürüyor.
Haber hakkında detaylı bilgi için tıklayın.
8- Evrim Kızıl Saçı Tercih Ediyor
Araştırmacılar, Avrupa’dan Türkiye’ye kadar uzanan Batı Avrasya hattında yaşamış binlerce bireye ait antik ve modern genomları inceledi ve evrim hızla işlemeye devam ettiğini buldu.

Yeni bir araştırmaya göre, son 10.000 yıl boyunca Batı Avrasya’daki evrimsel süreçler; açık ten rengi, kızıl saçlılık ile HIV ve cüzzama karşı direnç yönünde bir seçilim izliyor. Bilim dünyasında yankı uyandıran bu çalışma, doğal seçilimin Batı Avrasyalıların DNA’sındaki yaklaşık 500 genin evrimine katkıda bulunarak hem dış görünüşlerini hem de hastalıklara karşı yatkınlıklarını şekillendirdiğini gösteriyor. 16.000 genom üzerinde yapılan bu kapsamlı inceleme, Batı Avrasya popülasyonunda açık ten rengi ve kızıl saçlılık gibi özelliklerin yanı sıra HIV ve cüzzam (Hansen hastalığı) direncinde artış saptadı. Buna karşın, erkek tipi kellik ve romatoid artrit yatkınlığı sıklığının azaldığı görüldü. Bu bulgular, yakın dönem insan evriminin sınırlı kaldığına dair geleneksel akademik görüşle doğrudan çelişiyor.
Haber hakkında detaylı bilgi için tıklayın.
7- Amerika Yerlileri Zar ve Kumarı 12.000 Yıl Önce İcat Etmiş
Yeni bir çalışma, zar ve şans oyunlarının uzmanların daha önce düşündüğünden binlerce yıl daha eskiye uzandığını gösteriyor.

Çalışmada ABD’deki 45 tarihöncesi arkeolojik alandan 13.000 ile 450 yıl öncesine tarihlenen 600’den fazla Yerli Amerika zarı incelendi. Bulgular, arkeologlara dünyanın en eski kumar kanıtını ve muhtemelen olasılığın en eski kullanımını sunuyor. Ancak bu şans oyunlarının amacı günümüzdeki kumardan çok farklıydı: oyunlar insanların (kanıtların işaret ettiğine göre çoğunlukla kadınların) yeni tanıdıklarıyla etkileşim kurmasına ve mal ile servetin yeniden dağıtılmasına yardımcı oluyordu.
Haber hakkında detaylı bilgi için tıklayın.
6- Homo erectus, Fosiller ve Kristallerle El Baltası Yapıyordu
Paleolitik insanlar, avladıkları filler yok olmaya başladığında bu “kadim” malzemelerin gücünden yararlanmaya çalıştı.

Neandertallerden bile daha eski insanlar, merkezlerinde fosiller ve jeodlar (içi kristallerle kaplı kayaç boşluğu) bulunan taş aletleri bilinçli olarak üretiyordu. Araştırmacılara göre bu olağanüstü nesneler muhtemelen bir tür manevi “güç” taşıyordu ve Homo soyunun erken üyeleri arasında ritüel pratiklerin ve soyut inançların varlığına işaret ediyor.
Haber hakkında detaylı bilgi için tıklayın.
5- Neandertal Bebekleri Modern İnsanlara Kıyasla Devasa Boyuttaydı
Bilinen en iyi korunmuş Neandertal bebek iskeletinin analizi, Neandertallerin küçük çocukken çok daha hızlı büyüdüğünü düşündürüyor.

Araştırmacılar, 56.000 ile 51.000 yıl önce yaşamış bir Neandertal bebeğin neredeyse eksiksiz iskeletinin ayrıntılı anatomik analizini gerçekleştirdi. Amud 7 olarak bilinen bebek, bugüne kadar kayıt altına alınan az sayıdaki genç Neandertalden biri. Bebeğin dişlerinin çıkma aşamasına ve dişlerin iç yapısının mikroskobik taramalarına dayanarak Amud 7’nin öldüğünde yaklaşık 6 aylık olduğu düşünülüyor. Ancak kemik uzunluğu ve beyin gelişimi açısından bu birey, 12 ile 14 aylık bir modern insana daha yakın. Başka bir deyişle bebek, genç bir diş yaşına ve çok daha ileri bir iskelet yaşına sahip görünüyor.
Haber hakkında detaylı bilgi için tıklayın.
4- Denizli’de İki Metrelik Athena Heykeli
Denizli’deki Laodikeia Antik Kenti’nin Batı Tiyatrosu’nda moloz dolgu içinde yüzüstü halde yatan iki metrelik beyaz mermer bir heykel bulundu.

Laodikeia Antik Kenti’nin Batı Tiyatrosu sahne binasında yürütülen kazılarda, MÖ 27 ila MS 14 yıllarına tarihlenen beyaz mermerden yapılmış yaklaşık iki metrelik bir Athena heykeli gün yüzüne çıkarıldı. İmparator Augustus döneminde usta bir heykeltıraşın elinden çıkan bu eserde göğüste Medusa başı ve yılanlardan oluşan aegis, boyunda pelerin, ince dokulu peplos var. Baş kısmı henüz bulunamayan heykelin arka yüzü kaba bırakılmış çünkü sütunlar arasına gömülü şekilde kullanılmış. Yalnızca izleyiciye dönük yüzü işlenmiş. Athena’nın burada savaşçı yönüyle değil, dokuma tanrıçası kimliğiyle temsil edilmesi tesadüf değil. Laodikeia antik dünyanın önemli bir dokuma merkeziydi, yazıtlar Athena adına festivaller düzenlendiğini belgeliyor.
Haber hakkında detaylı bilgi için tıklayın.
3- Amerika Yerlilerinin Soyunda Asya’dan ‘Hayalet Soy’
DNA çalışması, hem Amerika yerlilerinde iz bırakan ve bugüne kadar hiçbir fosili bulunamamış bir Asya hayalet soyunun varlığını ortaya koydu.

Genetik analiz, hem Amerika yerlilerine hem de bugünkü Avustralya, Yeni Zelanda ve Pasifik Adaları’nı kapsayan Okyanusya alt bölgesinde yaşamış erken Avustralasyalılara gen aktarmış antik bir Asya “hayalet soyu”nun izlerini de ortaya çıkardı. Araştırmacıların Ypykuéra (Brezilya’nın Yerli Tupi dilinde “ata” anlamına geliyor) olarak adlandırdığı bu genetik sinyal, 10.000 yılı aşkın bir süredir yerli insanlarda düşük ama tutarlı düzeylerde varlığını sürdürüyor. Ypykuéra’nın genetik sinyali modern insanlarda saptanmış olsa da gruba ait hiçbir fosil kanıt henüz keşfedilmedi.
Haber hakkında detaylı bilgi için tıklayın.
2- Pompeii’den Kaçmaya Çalışan Kişinin Son Anları Canlandırıldı
Vezüv Yanardağı’ndan paralar, yağ lambası ve havanla kaçarken ölen adamın son anları yapay zeka ile gün yüzüne çıkıyor.

Rekonstrüksiyon, MS 79’da kenti 24 saatten kısa bir sürede yerle bir eden Vezüv Yanardağı patlaması sırasında hayatını kaybeden bir adama ait. Adam, lapilli ve volkanik parçalara karşı koruma kalkanı olarak kullandığı düşünülen bir pişmiş toprak havan ile birlikte bulundu. Bu hareket, gözlemci Genç Plinius’un bir mektubunda aktardığı sahneyi çağrıştırıyor. Yanardağdan kaçmaya çalışan insanlar, ellerindeki nesneleri ya da başlarına bağladıkları yastıkları volkanik maddeye karşı koruyucu olarak kullanıyordu. Adam aynı zamanda düşük görüş koşullarında yol bulmak için bir seramik yağ lambası, sol elinin küçük parmağında küçük bir demir yüzük ve 10 bronz sikkeden oluşan küçük bir servet taşıyordu.
Haber hakkında detaylı bilgi için tıklayın.
1- Mısır’daki Roma Mezarından Homeros’un İlyada Papirüsü Çıktı!
Mısır’da çalışan arkeologlar, antik dönemde Oxyrhynchus olarak bilinen Minya’nın El Bahnasa bölgesinde Roma dönemine ait bir mezarlık ortaya çıkardı.

Birkaç mumya, bir kısmı hâlâ geometrik desenlerle süslü tekstillerle sarılı halde ahşap tabutların içinde bulundu. En çarpıcı buluntular arasında, ölülerin ağızlarına yerleştirilmiş altından yapılmış küçük diller yer alıyor. Ancak bunların yanı sıra bakırdan yapılmış bir dil de mevcut. Arkeologlar bu nesneleri, yazılı kaynaklarda tanımlanan fakat bu denli belirgin fiziksel biçimde nadiren korunan bir pratik olan ölümden sonraki konuşma inancıyla ilişkilendiriyor. Bazı mumyalar üzerinde altın varak izleri de tespit edildi. Bir mezarda ise mumyanın sargılarının arasına yerleştirilmiş bir papirüs bulundu. Metin, Homeros’un İlyada’sının Gemi Kataloğu olarak bilinen ve Troya Savaşı’ndaki Yunan kuvvetlerini listeleyen İkinci Kitabı’ndan dizeler içeriyor. Bu metnin bir Mısır mezarında yer alması, Yunan edebiyatının Roma döneminde bölgedeki kültürel yaşamın bir parçası olmayı sürdürdüğünü gözler önüne seriyor.
Haber hakkında detaylı bilgi için tıklayın.
BONUS
Beykoz’daki Tarihi Çeşme Sökülüp Yerine Yenisi Konmuş

You must be logged in to post a comment Login