Yeni çalışma, İndus kentinin MÖ 2.600 ila 1.900 arasında giderek daha eşitlikçi bir yapıya büründüğünü gösteriyor.

Antik kentler büyüdükçe eşitsizlik de büyüyordu. Büyük uygarlıklar inşa etmek için insanların gücü tek elde toplaması gerekiyordu. Güç ise neredeyse kaçınılmaz biçimde serveti tek elde topluyordu. Arkeologların Neolitik Çağ’da kentsel yerleşimlerin büyümesini incelerken sıkça başvurduğu genel bir gözlem bu. Ancak ilginç biçimde, antik dünyanın en eski ve en başarılı kentlerinden biri bu kurallara uymuyor.
“Ölülerin Höyüğü” anlamına gelen Mohenjo-daro, eski İndus Vadisi Uygarlığı’nın büyük kentlerinden biriydi. Burası günümüzde Pakistan’ın güneybatısındaki Sindh eyaletinde yer alıyor. Tunç Çağı boyunca yüzyıllar içinde inşa edilen yerleşim 240 hektarlık bir alana yayılıyor; düzenli mahalleler, sivil merkezler, halka açık hamamlar, kültür merkezleri, okullar, büyük bir tahıl ambarı ve hatta gelişmiş bir drenaj sistemiyle dikkat çekici biçimde organize bir yapı sergiliyor.
York Üniversitesi’nden arkeologlar yeni bir çalışmada, Mohenjo-daro’nun MÖ 2.600 ile 1.900 arasındaki, yani esrarengiz biçimde terk edilmesinden hemen öncesindeki büyümesini haritalandırdı. Şaşırtıcı biçimde, en büyük ve en küçük evler arasındaki farkın zamanla daraldığını ortaya çıkardılar. Bu da kent geliştikçe zengin ile yoksul arasındaki uçurumun aslında küçüldüğüne işaret ediyor.
(İlgili: Bir Anda Terk Edilen 40.000 Kişilik Antik Şehir: Mohenjo-daro)
Çalışmanın sonucu şöyle: “Mohenjo-daro’daki ekonomik eşitsizliğin genel düzeyi, çağdaşı erken kentlerden elde edilen karşılaştırılabilir ölçütlerin altında. Ancak daha da önemlisi, ekonomik eşitsizlik zamanla azaldı. Aynı dönemde Mohenjo-daro’nun sokakları boyunca yoğun bir gelişme yaşandı. Bu da eşitsizliğin azalması ile kentin yönetimi arasında bir bağ olduğunu düşündürüyor.”
Bu durum, eski dünyadaki kentsel büyüme için oldukça anormal bir tablo. Genellikle erken Neolitik köyler görece eşitlikçi bir yapıdaydı. Sadık bir rahip grubu ve “güçlü adamlar” çevresiyle bir reis bulunabiliyordu. Ancak insanların çoğu birbirine benzer evlerde yaşıyordu. Hatta birçoğu, geniş aileleri ve komşularıyla ortak, komünal yaşam düzenleri içindeydi.
Genişlemenin kritik bir noktasında ise kolektif yönetim yerini merkezi denetime bırakıyor. Çoğu zaman küçük bir elit kesim, kaynakları ele geçirmeyi ve servet akışını kontrol altına almayı başarıyor, bu üstünlüğü de kişisel servetler biriktirmek için kullanıyor. Nihai sonuç şu oluyor: kentin bir yanında saraylar ve büyük anıtlar yükselirken diğer yanında halk giderek daha sıkışık gecekondu mahallelerinde yaşıyor.
Örneğin antik Mısır, modern hayal gücünde her zaman Gize Piramitleri, gösterişli tapınaklar ve altın kaplı gömütlerle özdeşleştirilir. Ancak bu, o dönemde toplumun büyük çoğunluğunun nasıl yaşadığını hiçbir biçimde temsil etmiyor. Aynı şey Romalılar, antik Yunanlar ve antik çağın diğer pek çok “büyük” uygarlığı için de geçerli. Bu uygarlıkların nüfusu büyük ölçüde yoksuldu ve başkası için dikilmiş heykellerin gölgesinde yaşıyordu.
Peki Mohenjo-daro’yu farklı kılan neydi? Araştırmacılar, kentin görece eşitlikçi görünümünün toplumsal yapısının kendine özgü doğasından kaynaklanmış olabileceğini öne sürüyor. Yönetim her kimdeyse, gösteriş projelerine ve ego sergilerine kaynak akıtmak yerine, herkesin gündelik yaşamını gerçekten iyileştiren o “parıltısız” altyapılara servet harcamıştı.
Çalışmanın başyazarı Dr. Adam Green, “Antik Mısırlılar tanrı-krallar için piramitler inşa ederken, Yunanlar Knossos’ta devasa saraylar dikerken, İndus halkı tamamen farklı bir şey inşa ediyordu” diyor.
“Mohenjo-daro çoğu zaman sahip olmadıklarıyla anılıyor: krallar için saraylar yok, altın dolu mezarlar yok, hükümdar heykelleri yok. Ancak sahip oldukları, en az bunun kadar önemli.”
“Altın dolu mezarlar ve devasa tapınaklar yerine Mohenjo-daro, tuğla kaplı gelişmiş drenaj sistemlerine ve düzenli sokak planına odaklandı. Toplumun nimetlerinin küçük bir elitin elinde birikmesine izin vermek yerine, kentin imkânları gündelik haneler arasında geniş biçimde dağıtıldı” diye ekliyor Green.
Bu, Mohenjo-daro’yu sınıfsız bir ütopya olarak romantikleştirmek anlamına gelmiyor. Ancak bulgular, toplumların yararlarını şanslı bir azınlığın elinde toplamak yerine geniş kitlelere daha dengeli biçimde dağıtacak şekilde örgütlenebileceğini gösteriyor.
Küresel servet eşitsizliğinin kaynama noktasına ulaştığı bir dönemde (dünya nüfusunun en zengin yüzde 0,001’i, insanlığın en yoksul yarısının toplamından üç kat daha fazla servete sahip) belki de antik İndus Vadisi’nin 21. yüzyıla öğretecek bir şeyleri var.
Dr. Green sözlerini şöyle bitiriyor: “Bu, modern toplumlar için oldukça ilginç bir ders. İndus uygarlığı, kentsel bir toplumun büyük ölçekte üretken ve yenilikçi olabileceğini ve aynı zamanda kaynakların ve gücün eşit biçimde paylaşılmasını sağlayabileceğini açıkça gösteriyor. Hatta bunu yapmak, refahı yüzyıllar boyunca sürdürebilmek için belki de zorunluydu.”
IFL Science. 19 Mayıs 2026.
Makale: Green, A. S., Alam, I., & Petrie, C. (2026). Inequality declined in the Bronze Age city of Mohenjo-daro. Antiquity, 1–16.
You must be logged in to post a comment Login