Kaçırmış olanlar için 2026 yılının Haziran ayında Türkiye’de ve dünyada dikkat çeken arkeolojik keşifleri bu listede derledik.
10- Sibirya’daki Orta Çağ Mezarında Kadın, Bebek ve At Derisi
Arkeologlar Sibirya’da bir kadın, yenidoğan bir çocuk ve bir atın tüm derisinden oluşan 10. yüzyıla ait nadir bir mezar ortaya çıkardı.

Mezarda bulunan bir ayna ve gümüş üzengi, Çin sanatı tarzında bezenmişti. Bu da 10. yüzyıl Asyası’ndaki çok kültürlü bağlantıları ortaya koyuyor. Arkeologlar mezar çalışmasında, kadının yalnızca birkaç kişisel eşyayla gömüldüğünü yazıyor. Bunların arasında bir çift altın kaplama bronz küpe, ritüel olarak kırılmış bir aynaya ait parçalar, demir bir bıçak ve yün eğirmek için kullanılan taş bir ağırşak bulunuyordu. Aynanın üzerindeki süslemeler, üzüm salkımları taşıyan kıvrılan bir asmayı andırıyordu. Bu motif, Çin’deki elit Tang Hanedanı (MS 618-907) mezarlarında bulunan aynalarda da görülüyor.
Haber hakkında detaylı bilgi için tıklayın.
9- İnsan DNA’sı Mağara Duvarlarında Binlerce Yıl Kalabiliyormuş!
Bilim insanları ilk kez, eski insan DNA’sının mağara duvarlarında binlerce yıl boyunca hayatta kalabileceğini gösterdi.

Bulgular; kemiklerin, tortuların ya da antik DNA’nın doğrudan mağara sanatından geri kazanılması olasılığını araştırıyor. Araştırma; basit izleri, el şablonları ve ünlü Altamira Mağarası’ndaki bazı figüratif resimlerden doğal olarak düşen boyayı da içeren, 11 mağaradan gelen 24 kaya sanatı panosuna odaklandı. Araştırmacılar Portekiz’deki Escoural Mağarası’nda örneklenen bir boyalı kalsit kabuğunda insan DNA’sı izleri bulurken, şaşırtıcı biçimde aynı zamanda Escoural’daki mağara duvarının çeşitli boyasız bölümlerinde ve başlangıçta negatif kontrol için örneklenmiş olan Covarón Mağarası’nda (kuzey İspanya) da antik insan DNA’sı buldu.
Haber hakkında detaylı bilgi için tıklayın.
8- İnka Alanında 500 Yıllık Kurutulmuş Patatesler
Peru’nun güneyindeki kurak bir İnka alanında kazı yapan arkeologlar, yaklaşık 500 yıllık dondurularak kurutulmuş patatesler buldu.

Bu patatesler son bir yüzyılda bulunmuş tek örnekler arasında yer alıyor ve Andlar’ın donmuş zirvelerinden imparatorluk genelinde taşınmış olmalı. Chuño olarak bilinen bu patatesler, Acarí Vadisi’ndeki bir İnka merkezi olan Tambo Viejo’da yapılan kazılarda gün yüzüne çıkarıldı. Yeni yayımlanan çalışmaya göre chuño yalnızca dağların soğuk yüksek rakımlarında yapılabiliyor. Bu da kıyıda bu besinin kanıtının yalnızca nadir değil, İnkaların onu uçsuz bucaksız imparatorlukları boyunca taşıdığının da fiziksel bir kanıtı olduğu anlamına geliyor.
Haber hakkında detaylı bilgi için tıklayın.
7- Vikingler İlk Sikkelerini Yapmak için İslami Sikkeleri Kullanmış
Danimarka’da bulunan Viking Çağı sikke koleksiyonundaki gümüş, uzaklardaki İslam dünyasından eritilmiş sikkelerden elde edilmiş.

Yeni bir çalışmanın bildirdiğine göre en eski Viking sikkelerinin bir kısmı, İslam dünyasından eritilmiş sikkeleri içeren gümüşle yapılmış. Bulgu, büyük olasılıkla uzun mesafeli ticaretin bir sonucu olan erken Viking ve İslam gümüşü arasındaki ilişkiyi doğruluyor. Söz konusu gümüş sikkeler, 2018’de Danimarka’nın Jutland Yarımadası’ndaki Ribe kasabasının yakınlarında bulunan 226 Viking Çağı sikkesinden oluşan Damhus koleksiyonunu meydana getiriyor. Koleksiyon, MS 830 ile 850 yılları arasına tarihleniyor. Çalışmaya göre bu da gümüş parçaları bugüne dek keşfedilmiş en eski Viking sikkelerinden bazıları haline getiriyor.
Haber hakkında detaylı bilgi için tıklayın.
6- Homo Erectus 1,79 Milyon Yıl Önce Mağaraya Ateş Taşımış
Güney Afrika’daki bir mağarada bulunan kanıtlara göre, ateş taşımak yaklaşık 1,8 milyon yıl önce Homo erectus ile başlamış olabilir.

İnsanlar sıfırdan ateş yakmayı çözmeden çok önce, kır yangınlarından kor parçalarını mağaralarına taşımayı ve alevi olabildiğince uzun süre canlı tutmayı öğrenmişlerdi. Güney Afrika’daki Wonderwerk Mağarası’ndan gelen yeni kanıtlar, bu uygulamanın yaklaşık 1,8 milyon yıl önce Homo erectus ile başlamış olabileceğine işaret ediyor.
Haber hakkında detaylı bilgi için tıklayın.
5- Yanmış Papirüste Stoacı Filozofun Bilinmeyen Metinleri Çıktı
Herculaneum’da, bir Stoacı filozofun daha önce bilinmeyen eseri olabilecek iki kömürleşmiş papirüsten önemli yeni metinler çözüldü.

Yaklaşık 2.000 yıl önce Vezüv Yanardağı büyük bir papirüs koleksiyonunu kül altına gömdü ve onları katı siyah topaklara dönüştürdü. Şimdi ise araştırmacılar, papirüslerden ikisini açmadan sanal olarak okudu ve tanınmış bir Stoacı filozofa ait olabilecek bir eseri gün yüzüne çıkardı. Bu atılım, MS 79 yılında Pompeii ile Herculaneum’un kül ve sünger taşı altında gömüldüğünde korunan papirüsleri dijital olarak okumaya yönelik uluslararası bir araştırma çabası olan Vezüv Yarışması sayesinde oldu. Antik el yazmalarını inceleyen ve koruyan uzmanlar 25 Haziran’da; PHerc. 1667 olarak bilinen bir papirüsün hayatta kalan bölümünü dijital olarak açtıklarını ve 20 sütun boyunca yaklaşık 1,5 metre kesintisiz Antik Yunanca metin ortaya çıkardıklarını duyurdu. Araştırmacılar ayrıca PHerc. 172 adlı ikinci bir papirüsten 70’ten fazla sütun metni de okudu.
Haber hakkında detaylı bilgi için tıklayın.
4- Mağarada Bulunan Homo naledi İskeletlerinin Hepsi Dişi Çıktı
Güney Afrika’daki bir mağarada bulunan Homo naledi iskeletlerinin dişlerine yapılan analizlerde, grup içinde hiç erkek bulunamadı. Uzmanlar bulguyu nasıl yorumlayacaklarından emin değil.

Arkeologlar ilk kez; modern insanların 300.000 yıllık gizemli bir akrabası olan ve Güney Afrika’daki bir mağara sisteminin derinliklerinde keşfedilen Homo naledi’nin genetik materyalini analiz etti. Buldukları şey, insan evrimi çalışmalarında benzersiz bir şeyi ortaya çıkardı: Türde bilinen her iskelet dişi. Çalışmanın ortak yazarı John Hawks, “Cinsiyete özgü gömme uygulamaları olan pek çok eski insan toplumu var. Ancak Homo naledi iskeletleri bilinen herhangi bir Neandertal ya da modern insan gömme alanından daha eski ve hepsinin dişi olabilmesi dikkat çekici” diyor.
Haber hakkında detaylı bilgi için tıklayın.
3- Buz Adam Ötzi’nin 5.300 Yıllık Mikroplarında Yaşam Belirtileri Var
Buz Adam Ötzi 5.300 yıldan fazla bir süre önce hayatını kaybetti fakat mikrobiyomu hâlâ canlılık belirtileri taşıyor olabilir.

Bilim insanları, Buz Adam Ötzi’nin donmuş bedeninden bakteri, mantar ve diğer mikropları elde etmeyi başardı. Şaşırtıcı bir biçimde eski mayaların bir kısmı büyüyüp çoğalabildi bile. Bu da ünlü mumyanın içinde hâlâ yaşamın sürdüğüne dair olağandışı bir olasılığı gündeme getiriyor. İlgi çekici biçimde, Ötzi’nin mikrobiyal yapısının bazı bölümleri diğer eski insan kalıntılarında bulunan bağırsak topluluklarına yakından benziyor, ancak günümüzün modern sanayileşmiş toplumlarında yaşayan insanlarda nadiren saptanıyor.
Haber hakkında detaylı bilgi için tıklayın.
2- Bilinen İlk Veba Kurbanları Sibirya’da Bir Mezarlıkta Bulundu
Veba kurbanlarının bilinen en eski kanıtı Sibirya’da bulundu ve bu kanıt, özellikle çocuklar için ölümcül olabilecek bir gen taşıyordu.

Yeni bir çalışmaya göre Sibirya’daki avcı-toplayıcılar yaklaşık 5.500 yıl önce ölümcül veba salgınlarına kurban gitti. Bu da bugüne dek vebaya dair bilinen en eski kanıtı oluşturuyor. Taş Çağı kalıntılarını inceleyen bir araştırma ekibi; veremli, hıyarcıklı ve septisemik vebaya yol açan bir bakteri olan Yersinia pestis’in daha önce bilinmeyen suşlarına ait antik DNA’yı bir düzineden fazla bireyde tanımladı. Çalışmaya göre bu avcı-toplayıcı insanları enfekte eden hastalık büyük olasılıkla pnömonik veba, muhtemelen vahşi dağ sıçanlarından yayıldı ve Baykal Gölü çevresinde yaşayan aile gruplarını kasıp kavurdu. Yeni bulunan iki veba suşunun antik DNA’sı; büyük çaplı bağışıklık tepkilerini tetikleyen proteinleri kodlayan benzersiz bir geni ortaya koydu. Yazarlar çalışmada, bunun belki de hastalıktan en çok çocukların ölme olasılığının yüksek olduğunu açıkladığını yazıyor.
Haber hakkında detaylı bilgi için tıklayın.
1- Lise Öğrencileri, Spor Salonunun Altında Antik Lüks Konut Keşfetti
Arkeologlar, öğrencilerin haber vermesi üzerine, Kolezyum’un yakınında ikinci yüzyıla ait büyük ve lüks bir Roma konutunu ortaya çıkardı.

Yıllardır, Roma’da Kolezyum’a yalnızca birkaç adım uzaklıkta yer alan bir lisenin öğrencileri spor salonunun zeminin altında gizlenmiş gizemli odalara dair hikayeler anlatıyordu. Şimdi anlaşıldı ki bu söylentilerin altında bir tutam doğruluktan fazlası varmış. Birkaç kez gizli keşfe çıkan öğrenciler, okullarının altında antik bir yapıyla karşılaştı. Durumu öğretmenlerine, öğretmenin de yetkililere bildirmesinin ardından arkeologlar daha ayrıntılı bir incelemeye geldi. Bu yıl yapılan bir kazıyla arkeologlar, karanlık koridorların ve loş odaların aslında ikinci yüzyıla ait lüks bir villaya ait olduğunu duyurdu. Bu mahalle Roma tarihinde son derece önemli, çünkü Cicero, Pompeius ve Octavianus gibi figürler burada yaşamıştı. Ancak antik katmanların üzerindeki modern binalar nedeniyle arkeolojik olarak iyi anlaşılmış bir bölge değil.
Haber hakkında detaylı bilgi için tıklayın.
You must be logged in to post a comment Login