Surrey’deki Nescot kazılarında ortaya çıkan kuyu, Roma Britanya’sının bilinen en büyük köpek kalıntılarından birini barındırıyor.

Dr. Ellen Green’in yürüttüğü bir araştırma, Nescot’taki Roma dönemi Britanyasında ritüel kuyusundan çıkarılan hayvan kalıntılarını analiz etti. Görece kısa bir süre kullanılmış olmasına karşın bu kuyu, Roma dönemi Britanya’sında bugüne kadar bulunmuş en büyük köpek kemiği topluluklarından birini içeriyordu.
Köpekler Roma yaşamının önemli bir parçasıydı; avcı, çoban köpeği ve yoldaş olarak görev yapıyorlardı. Özellikle Roma dönemi Britanyasının köpekleri av yetenekleriyle tanınıyordu. Öyle ki Yunan coğrafyacı Strabon bile Britannia’nın başlıca ihraç ürünlerinden birinin av köpekleri olduğunu yazmıştı.
Green’e göre köpekler pek çok dini ve ritüel işlevle ilişkilendiriliyordu. “Köpeklerin rolünü kesin olarak belirlemek çok zor. Roma dünyasında köpekler; yeraltı dünyası (sıklıkla bekçi veya ruh rehberi olarak), bereket, şifa ve koruma gibi pek çok tanrı ve sembolik kavramla ilişkilendiriliyordu.”
(İlgili: Bilinen En Eski Evcil Köpek Pınarbaşı’nda Bulundu!)
“Yerli Demir Çağı ritüel sunumlarında da pek çok kez karşımıza çıkıyorlar fakat bu döneme ait yazılı kanıtımız olmadığı için, onları gömen insanlar açısından neyi temsil ettiklerini bilmek imkânsız. Köpekler ayrıca Roma dönemi Britanyası’nın gündelik yaşamında da çok yaygın hayvanlardı.”
Köpeklerin ilişkilendirildiği yeraltına ait tanrılar arasında Pluton (yeraltı dünyasının tanrısı) ve Hekate (büyücülük, sihirbazlık ve ay tanrıçası) yer alıyor.
Bu çeşitli ilişkiler nedeniyle köpeklerin ritüel bağlamlarda hangi işlevleri üstlendiğini belirlemek çoğu zaman güç oluyor.
Şimdi ise yorumlara bir başka zorluk daha eklenmiş durumda: Roma dönemi Britanya yerleşimlerinin çoğunda köpek kalıntıları bulunmasına karşın, bunlar hayvan kalıntılarının genelde yalnızca yüzde 2-4’ünü oluşturuyor.
Nescot ritüel kuyusu bu açıdan kendine özgü bir örnek: toplamda 10.747 hayvan kemiğinden en az 5.436’sı köpeklere ait.
Surrey’in Ewell ilçesinde bulunan Nescot College’in eski Hayvancılık Merkezi, 2015 yılında Pre-Construct Archaeology tarafından kazıldı.
Kazılarda, 4 metre derinliğinde oval bir kuyudan oluşan eski bir Roma taş ocağı çukuru ortaya çıkarıldı. Çukurun dolgusu MS 1. yüzyıl sonu ile 2. yüzyıl başına tarihleniyor.
Kuyu üç evreden oluşuyor. İlk iki evrede hayvan kalıntılarının büyük bölümü, bir miktar insan kalıntısı, sikkeler, metal eserler, çanak çömlek parçaları ve oyun pulları bulundu. Üçüncü evrede ise yalnızca birkaç hayvan kalıntısı ve az sayıda çanak çömlek parçası ele geçti.
Hayvan kalıntılarının analizi, kuyuya en az 140 köpeğin bırakıldığını gösteriyor. Green konuyu şöyle açıklıyor: “Kuyu büyük olasılıkla birbirinden farklı pek çok köpeği temsil ediyor fakat çoğu küçük yapılıydı ve birkaçında kondrodisplazi vardı. Bu, vücut ve baş büyüklüğüne oranla orantısız biçimde kısa bacaklara sahip olduklarını gösteriyor; tıpkı günümüzdeki corgi ırkı gibi. Romalıların modern Malta köpeğine benzer cinslere de sahip olduğunu biliyoruz. Bu, Nescot köpeklerinin boyutuyla örtüşüyor.”
Nescot köpekleri görece iyi bakılmış izlenimi veriyor. Az sayıda patolojiye sahip gibi görünüyorlar ve görülen patolojilerin çoğu da ileri yaşla ilişkilendirilebilecek durumlar: spondilozis deformans (omurganın dejeneratif bir hastalığı), kaburgaların kıkırdaklı uzantılarının kemikleşmesi ve bazı bireylerde fibula ile tibianın kaynaması bunların başında geliyor.
Bir istisna, görece yüksek sayıda saptanan skapular (kürek kemiği) lezyonlarıydı. Bu tür lezyonlar genellikle aşırı egzersiz, yetersiz beslenme ya da genetik etkenlerle ilişkilendiriliyor. Söz konusu köpekler bedensel olarak zorlu faaliyetlerde kullanılamayacak kadar küçük olduğundan, lezyonların büyük olasılıkla soy içi üremeden kaynaklandığı düşünülüyor.
Bu bulgular ışığında Nescot köpeklerinin görece iyi bakılmış olduğu, bir kısmının da ileri yaştaki bireyler olduğu söylenebilir. Üstelik kesik izlerinin bulunmaması, kuyuya kasaplık ya da deri yüzme faaliyetleri sonucu bırakılmış olma ihtimalini düşük gösteriyor.
İnsan kalıntılarının varlığı ve benzer sunumların görüldüğü diğer ritüel kuyularıyla yapılan karşılaştırmalar, Nescot köpeklerinin büyük olasılıkla ritüel bir sunumun parçası olduğunu gösteriyor.
Green, analizin ardından Nescot bulgularını Springhead kutsal alanı ve Springhead yerleşiminden çıkan kalıntılarla, ayrıca Roma dönemi Britanya’sının farklı bölge ve dönemlerinden toplanan verilerle karşılaştırdı. Sonuçlar şuna işaret ediyor: kentsel alanlarda kurban edilen köpekler daha çok sahipsiz/sokak köpeği olma eğilimindeyken, ritüel için özelleşmiş alanlarda kurban edilenler daha çok sağlıklı ve iyi bakılmış bireyler.
Green, “Bence bunlar büyük olasılıkla belirli kültürel ölçütlere göre seçilmişlerdi. Romalıların hangi tanrı ya da bayram için nasıl, hangi renkte, hangi yaşta ve cinsiyette hayvan kurban edilmesi gerektiğine dair kuralları vardı. Dolayısıyla kültürel seçim fikri onlar için son derece olağandı” diyor.
“Saptanan patolojilerin bazıları genetik olabilir. Bir miktar soy içi üreme ihtimalini bu yüzden öne sürdüm. Ancak hepsi tek ve denetim altındaki bir popülasyondan gelseydi çok daha fazla doğumsal rahatsızlık ve boyut açısından da daha belirgin bir tek tiplilik görmeyi beklerdim.”
Ritüel kuyusunun tam olarak nasıl kullanıldığı kesin biçimde belirlenemiyor. Ancak kazıya göre kuyunun üçüncü kullanım evresi, ritüel sunumlardan sıradan bir çöp atma alanına geçişi temsil ediyor. Bu yorumu çeşitli etmenler destekliyor. Bunların başında çok daha küçük bir hayvan birikimi geliyor. Bu da sunum yoğunluğunun azaldığına işaret ediyor.
Söz konusu hayvan kalıntılarının önemli bir bölümünde ayrıca kesik ve doğrama izleri ile büyük olasılıkla ilik çıkarmaya yönelik taze kırıklar görülüyor. Bu da kalıntıların kurban sunumu olmaktan çok mutfak artığı gibi muamele gördüğünü düşündürüyor. Kısa süre sonra, MS 2. yüzyılın başına gelindiğinde, ritüel ya da gündelik fark etmeksizin kuyuya yapılan her türlü sunum tamamen sona ermişti.
Makale: Green, E. (2025). The pathology of sacrifice: dogs from an early Roman ‘ritual’shaft in southern England. International Journal of Paleopathology, 49, 37-49.
You must be logged in to post a comment Login