Amerika Yerlilerinin Soyunda Asya’dan ‘Hayalet Soy’ Bulundu

DNA çalışması, hem Amerika yerlilerinde iz bırakan ve bugüne kadar hiçbir fosili bulunamamış bir Asya hayalet soyunun varlığını ortaya koydu.

Araştırmacılar, And Dağları’nda yaşayan Quechua halkı da dahil olmak üzere, Amerika kıtasındaki modern yerli grupların DNA dizilimini yaptı. C: Wikimedia Commons

Yeni genetik sonuçlar, 1.300 yıl önce Güney Amerika’ya yerleşen daha önce bilinmeyen bir insan dalgasını ve Amerika Yerlilerinin “hayalet bir soyu” taşıdığını gün yüzüne çıkardı.

Amerika yerlilerinin DNA’larının kapsamlı yeni bir analizine göre, insanlar binlerce yıl boyunca üç ayrı dalga halinde Güney Amerika’ya göç etti. Araştırma aynı zamanda doğurganlık, metabolizma ve bağışıklık yanıtıyla ilişkili genlerin, insanların bu benzersiz ortama uyum sağlamasına yardımcı olduğunu ortaya koydu.

Nature dergisinde yayımlanan çalışmada uluslararası bir ekip, Yerli Amerikan Genomik Çeşitlilik Projesi’nin bulgularını ayrıntılı biçimde aktardı. Proje, Arjantin, Bolivya, Brezilya, Kolombiya, Ekvador, Meksika, Paraguay ve Peru’da yaşayan bireylerden alınan 128 genomu analiz etti. Bu inceleme 45 popülasyonu ve 28 dil ailesini kapsıyor. Araştırmacıların amacı, insanların kıtaya nasıl ve ne zaman geldiğini ve bu popülasyonların genetiğini şekillendiren etkenleri daha iyi anlamaktı.

(İlgili: Amerika Yerlileri Zar ve Kumarı 12.000 Yıl Önce İcat Etmiş)

“Bugüne kadar yalnızca iki Amazon yerli popülasyonu genetik açıdan tanımlanmıştı ve bu popülasyonlar, ortamlarının özgünlüğü ve izolasyonları nedeniyle pek temsil edici değildi” diyor çalışmanın birinci yazarı Marcos Araújo Castro e Silva. Çalışmanın ortak yazarı Tábita Hünemeier ise araştırma ekibinin, çalışmayı geliştirmek ve bulguları yerli tarihi ile bütünleştirmek amacıyla yerli topluluklarıyla iş birliği içinde çalıştığını belirtiyor.

128 yeni genomun yanı sıra daha önce yayımlanmış 71 yerli genomun analizi iki yeni bulguyu gün yüzüne çıkardı, ayrıca önceki iki keşfi doğrulayan ek veriler sağladı.

Araştırmacılar, Güney Amerika’nın en az üç dalga halinde iskân edildiğini saptadı. Bu dalgalardan biri daha önce bilinmiyordu. Genetik veriler, ilk insan dalgasının 9.000 yıldan daha önce Güney Amerika’ya aktığını; ardından bugün Peru’daki Quechua halkı tarafından paylaşılan ayrı bir genetik soyun yaklaşık 9.000 yıl önce Orta Amerika üzerinden Güney Amerika’ya yayıldığını ortaya koyuyor.

Ancak genomlar aynı zamanda “daha önce bilinmeyen üçüncü bir yayılımı” da açığa çıkardı. Araştırmacıların çalışmada belirttiğine göre bu yayılım, Mezoamerikalı gruplardan kaynaklanarak “en az 1.300 yıl önce” gerçekleşmiş olabilir. Bu zaman dilimi, MS 650 ile 750 arasında çöküşe geçen Teotihuacan gibi Mezoamerika kentlerinin dağılmasıyla kabaca örtüşse de genetik veriler tek bir olaya işaret etmiyor. Hünemeier, “Gözlemlediğimiz şey, Mezoamerika, Karayipler ve Güney Amerika arasında zamanla artan bağlantısallık ve gen akışını kapsayan daha kademeli ve karmaşık bir süreç” diyor.

Genetik analiz, hem Amerika yerlilerine hem de bugünkü Avustralya, Yeni Zelanda ve Pasifik Adaları’nı kapsayan Okyanusya alt bölgesinde yaşamış erken Avustralasyalılara gen aktarmış antik bir Asya “hayalet soyu”nun izlerini de ortaya çıkardı. Araştırmacıların Ypykuéra (Brezilya’nın Yerli Tupi dilinde “ata” anlamına geliyor) olarak adlandırdığı bu genetik sinyal, 10.000 yılı aşkın bir süredir yerli insanlarda düşük ama tutarlı düzeylerde varlığını sürdürüyor. Ypykuéra’nın genetik sinyali modern insanlarda saptanmış olsa da gruba ait hiçbir fosil kanıt henüz keşfedilmedi.

Hünemeier, “Genel olarak her iki bulgu da Amerika’nın iskânının daha önce düşünülenden çok daha dinamik ve karmaşık olduğu fikrini pekiştiriyor” diyor. Bu karmaşıklık, “henüz arkeolojik ya da fosil kayıtlarında temsil edilmeyen atalardan gelen katkıları” da kapsıyor.

Bilim insanlarının dizilediği yerli genomu sayısını neredeyse üç katına çıkaran Yerli Amerikalı Genomik Çeşitlilik Projesi, Amerika’nın yerli nüfusunun diğer kıtasal insan gruplarına kıyasla daha az genetik çeşitlilik sergilediğini de ortaya koydu. Bununla birlikte önceki tahminlere göre çok daha fazla genetik çeşitlilik barındırdığı da anlaşıldı. Bu çeşitlilik arasında Amazon yağmur ormanı ve And Dağları gibi yeni ortamlarda hayatta kalmak için kritik öneme sahip genler de bulunuyor.

Hünemeier, “Mevcut genetik çeşitlilik, özgün çeşitliliğin yalnızca küçük bir kısmını oluşturuyor, zira Avrupalıların sömürgeciliği yerli popülasyonları yüzde 90 oranında yok etti. Nüfus çöküşü, parçalanma ve izolasyon; salgınlar, kölelik ve savaşla birleşerek büyük evrimsel darboğazlara yol açtı ve yerli halkların genetik çeşitliliğini önemli ölçüde azalttı. Yine de bazı bölgelerde 9.000 yılı aşkın bir genetik sürekliliği gözlemliyoruz” diyor.

Yerli popülasyonlarda varlığını sürdüren genlerin bir kısmı bağışıklık işlevi, enerji metabolizması, doğurganlık, fetüs gelişimi ve sıtmadan korunmayla ilişkiliydi. Bu durum, çeşitli biyolojik süreçlerin yerli Amerikan popülasyonlarında doğal seçilim tarafından şekillendirildiğini gözler önüne seriyor. Bu genlerin bir bölümünün modern Avustralasyalı popülasyonlarla paylaşıldığı saptandı. Bu durum, bazı antik Ypykuéra özelliklerinin Amerika yerlilerinin yeni ortamda yaşayıp gelişmesine yardımcı olmak üzere olumlu seçilime uğradığını düşündürüyor.

Çalışmanın ortak yazarı Carlos Eduardo Amorim, “Yerli Amerikalı popülasyonlarına ait genetik bilgi son derece kritik. Çünkü bu gruplar tarihsel süreçte genomik araştırmalarda yetersiz temsil edildi ve bu durum insan çeşitliliği, evrimi ve sağlığına ilişkin anlayışımızda büyük boşluklar bıraktı. Bulgularımız, Amerika yerlilerinin genomik çeşitliliğine ve evrimsel tarihine dair bugüne kadar yapılmış en kapsamlı tabloyu ortaya koyuyor” diyor.


Live Science. 24 Nisan 2026.

Makale: Castro e Silva, M.A., Nunes, K., Ribeiro, M.R. et al. (2026). The evolutionary history and unique genetic diversity of Indigenous Americans. Nature.

Arkeofili editöryel servisi. İletişim: arkeofili@gmail.com

You must be logged in to post a comment Login