Roma Çöküşünden Sonra Sınır Hattındaki Sosyal Yaşam Nasıldı?

Antik DNA analizleri, Roma sonrası sınır boylarında tek eşlilik, uzun yaşam ve yetim oranları gibi toplumsal verilere net ipuçları sunuyor.

Çalışma kapsamında analiz edilen bireylerden biri olan ve boncuklu kolyesiyle birlikte bulunan Erken Orta Çağ dönemine ait bir kadın kafatası. (Görsel: Kreisarchäologie Landshut/ Richter)

Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden hemen sonrasına tarihlenen mezarlar, bu topraklarda yaşayan insanların gündelik hayatlarına dair önemli veriler sağlıyor. Bugün güney Almanya sınırları içinde kalan, eski imparatorluğun “sınır boylarında” yaşamış topluluklara ait yeni veriler, antik DNA teknolojisi sayesinde gün yüzüne çıkıyor.

Yapılan kapsamlı bir çalışmada, MS 400 ile 700 yılları arasına tarihlenen mezarlardaki 200’den fazla iskelet analiz edildi. Araştırma sonuçları, o dönem halkının sanılandan daha uzun yaşadığını, tek eşliliğe (monogami) sıkı sıkıya bağlı kaldığını ve çocukların yaklaşık dörtte birinin on yaşına gelmeden en az bir ebeveynini kaybederek yetim kaldığını gösteriyor.

Araştırma ayrıca, Batı Roma İmparatorluğu’nun 476 yılındaki çöküşünün ardından ortalama yaşam süresinin erkeklerde 43,3; kadınlarda ise 39,8 yıla yükselmiş olabileceğini ortaya koydu. Önceki çalışmalar, Roma İmparatorluğu döneminde bu sürenin 20 ile 25 yıl arasında olduğunu öngörüyordu. Bilim insanları, kadınların yaşam süresinin daha kısa olmasını, 10 yaşından sonraki kadın ölümlerinin daha yüksek seyretmesine bağlıyor; bu durumun, doğum yapmanın o dönemdeki en büyük risk faktörü olduğunu gösterdiğini belirtiyor.

(İlgili: Hadrianus Duvarı’nın Ötesinde Roma Askeri Kalesi Keşfedildi)

Araştırmacıların tahminlerine göre kuşak süresi yaklaşık 28 yıldı. Birçok çocuk “yarı yetim” (ebeveynlerinden birini kaybetmiş) olsa da, çocukların büyük çoğunluğu, neredeyse %82’si, en az bir büyükanne veya büyükbabasının hayatta olduğu bir aileye doğuyordu.

İmparatorluğun ardından demografik dönüşüm

Roma İmparatorluğu, 3. ve 5. yüzyıllar arasındaki gerileme döneminin ardından ikiye bölünmüş, Batı Roma 5. yüzyılda tarih sahnesinden çekilirken Konstantinopolis (İstanbul) merkezli Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) varlığını 1453 yılına kadar sürdürmüştü. Güney Almanya ise tam da bu çöküşün merkezindeki sınır hattında yer alıyordu.

Yeni çalışma kapsamında uzmanlar, daha önce farklı ekiplerce kazılmış olan güney Almanya’daki arkeolojik alanlarda, 4. ve 7. yüzyıllar arasında yaşamış 258 kişinin kalıntılarını inceledi. Bu kişilerin ölüm yaşlarını belirlemek amacıyla kemik analizleri yapıldı ve DNA örnekleri toplandı. Ayrıca, her bir bireyin yetiştiği bölgeyi belirleyen kimyasal imzaları saptamak için stronsiyum izotop analizinden yararlanıldı. Son olarak elde edilen bu bulgular, 2.500 antik ve 379 modern genomla karşılaştırıldı.

Çalışmanın sonuçları, Roma İmparatorluğu’nun çöküşü sırasında güney Almanya’da hayatın nasıl aktığına dair oldukça detaylı bir tablo çizdi. Elde edilen veriler, imparatorluk sonrası dönemde bölgede büyük bir demografik değişimin yaşandığını kanıtlıyor. Kuzey Avrupa kökenli bir “kurucu nüfus”, genetik çeşitliliğe sahip Roma eyalet gruplarıyla kaynaşarak yeni bir toplum yapısı oluşturmuştu.

Yedinci yüzyıla gelindiğinde, güney Almanya popülasyonu genetik olarak günümüz Orta Avrupalılarına oldukça benzer bir yapıya ulaşmıştı. Araştırma ekibi, çok eşliliğe (poligami) dair hiçbir kanıta rastlamazken, yeniden evlenmeye yönelik de oldukça az veri bulabildi. Ayrıca soy içi üreme pratiklerine dair de bir kanıt gün yüzüne çıkarılmadı.

Verilerin, 6. yüzyıl güney Almanya’sında, kısıtlı boşanma veya dul kalanların nadiren yeniden evlenmesiyle karakterize edilen ömür boyu tek eşliliğin hakim norm olduğunu gösterdiğini söyleyen ekip; bölge halkının Hristiyanlığa geçişiyle birlikte kilisenin çok eşlilik, boşanma ve akraba evliliklerini yasaklamasının bu durumda belirleyici olduğunu vurguluyor.

Yaşam süresi gerçekten uzadı mı?

Çalışmanın ortak yazarı Joachim Burger, eski imparatorluk sınırındaki insanların Roma dönemine kıyasla bir miktar daha uzun yaşamış olabileceğini belirtiyor.

Burger; 3. ve 5. yüzyıllar arasındaki Roma sınırı yaşamını konu alan önceki çalışmaların, insanların “doğumda 20-25 yıl; ilk 15 yılını atlatanların ise kabaca 35-45 yıl yaşadığını” gösterdiğini ifade ediyor. Bu durum, geç Roma dönemindeki ortalama ölüm yaşının Erken Orta Çağ kayıtlarından biraz daha genç olduğunu düşündürüyor. Ancak Burger, önceki çalışmaların mevcut çalışmadan farklı metotlar kullandığı konusunda da uyarıda bulunuyor.

Eğer yaşam süresinde gerçekten bir artış yaşandıysa, bunun bir nedeni şiddetli çatışmalarda hayatını kaybedenlerin sayısının azalması olabilir.

Burger, “Erken Orta Çağ dönemine ait sivil iskelet kalıntılarındaki şiddetli travma izleri, Geç Roma dönemine göre önemli ölçüde daha düşük” diyor. Burger’e göre, 3. ve 5. yüzyıllarda devlet eliyle organize edilen büyük çaplı askeri kampanyalar ve iç savaşlar on binlerce can alıyordu. Erken Orta Çağ’da ise bu tür devasa çatışmalar nadirleşti; şiddet daha yerel ve küçük gruplarla sınırlı kaldı.

Evlilik var, ikinci bahar yok

Burger, yeniden evlenme, çok eşlilik ve yakın akraba ilişkilerinin yokluğunun, Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden önce devam eden bir eğilimi sürdürdüğünü belirtiyor.

Burger’e göre, yeni Erken Orta Çağ toplumları, geç Roma döneminde hukuk metinlerinde zaten kodlanmış olan kuralları tutarlı bir şekilde uygulamaya koymuştu. Roma İmparatorluğu’nun bu pratiklere karşı yasaları bulunsa da, hükümet bunları her zaman etkin bir şekilde dayatamıyordu. Buna karşın, Roma sonrası güney Almanya’da yaşayanların bu pratiklere hiç yönelmediği görülüyor.

Iowa Üniversitesi’nden tarih profesörü Shane Bobrycki ise, “Çarpıcı olan, bu yaşam sürelerinin ne kadar yüksek olduğu. Antik Roma yaşam süreleri genelde 20’li yaşların başı veya ortası olarak kabul edilir,” değerlendirmesinde bulundu. Bobrycki, “Bir dizi tarihçi ve demograf, Roma İmparatorluğu’nun çöküşünün uzun ömürlülük açısından olumlu sonuçlar doğurmuş olabileceğini ileri sürdü” diye ekliyor. “O devasa şehirleri, hamamları ve su kemerlerini düşünün. Etkileyici mühendislik harikalarıydı ama unutmayın: Suyu temizlemek için klor yoktu.”

New Hampshire Üniversitesi’nden tarih profesörü David Bachrach çalışmanın sonuçlarının, Avrupa’da Roma İmparatorluğu sonrası hayata odaklanan önceki bulgularla “tutarlı” olduğunu belirtiyor. Ancak Bachrach, yeni sonuçlar insanların beklenen yaşam süresinin varsayılandan daha iyi olduğunu gösterse de, bu sürenin imparatorluk döneminden daha yüksek olduğu fikrine katılmıyor: “Bence ihtiyacımız olan şey, Roma popülasyonu üzerine daha fazla çalışma yapılması.”

Iowa Üniversitesi’nden tarih profesörü Shane Bobrycki ise, “Çarpıcı olan şey, bu yaşam sürelerinin ne kadar yüksek olduğu. Antik Roma’da yaşam süreleri, tam tersine, genellikle 20’li yaşların başı veya ortası olarak kabul ediliyor,” diyor. Bobrycki, Roma dönemindeki yaşam süresi tahminlerinin metodolojik açıdan sorunlu olduğunu not etse de, imparatorluk sonrasında bu sürenin artmış olmasının makul olduğunu düşünüyor.

Bobrycki, bir dizi tarihçi ve demografın, Roma İmparatorluğu’nun çöküşünün uzun ömürlülük açısından olumlu sonuçlar doğurmuş olabileceğini ileri sürdüğünü belirtiyor. Bobrycki’ye göre, Antik Roma’nın görkemli hamamları ve su kemerleri etkileyici mühendislik harikaları olsa da, suyun dezenfekte edilmediği kalabalık şehir hayatı ciddi sağlık riskleri taşıyordu.

Roma sonrası dönemin küçük, kırsal dünyasında yaşayan insanlar; hem bu “metropol hastalıklarından” uzaklaşmış hem de yoksul Romalılara kıyasla gıda güvenliği açısından daha istikrarlı bir hayat sürmüş olabilirler.


Live Science. 30 Nisan 2026.

Makale: Blöcher, J., Vallini, L., Velte, M., vd. (2026). Demography and life histories across the Roman frontier in Germany 400–700 ce. Nature.

You must be logged in to post a comment Login