Eski Kafataslarının Çoğu Neden Düzgün Dişlere Sahip?

Diş telleri ve florürlü diş macunundan binlerce yıl önce, tarih öncesi insanlar genellikle inanılmaz derecede sağlıklı dişlere sahipti.

Eski Mısır mumyalarının oldukça iyi dişleri vardı.

Eski bir insan kafatasına baktığınızda dişlerinin genellikle oldukça düzgün olduğunu fark edersiniz (birkaç tanesi yüz yıllar içinde düşmüş olsa bile). Diş telleri, florür açısından zengin diş macunları veya yirmilik diş çekimi olmadan birçok tarih öncesi insan, ünlü aktörlerin sahip olduğu inci gibi beyaz dişlerini korudu. Peki, bunu nasıl başardılar?

Bu eğilimin arkasındaki en büyük etkenlerden biri, insan çenelerinin küçülmesi ve bunun sonucu olarak dişlerin iyice sıkışması.

Geçtiğimiz birkaç yüzyılda gömülü kalan yirmi yaş dişleri inanılmaz derecede yaygın hale geldi – bu, insanlığın giderek sıkışan çenesinin açık bir göstergesi. Amerikan Oral ve Maksillofasiyal Cerrahlar Akademisi, insanların yüzde 90’ının, genellikle cerrahi olarak çıkarılmasını gerektiren en az bir gömülü yirmilik dişe sahip olduğunu tahmin ediyor.

(İlgili: Antik Romalıların Dişleri Bizimkilerden Daha Sağlıklıydı)

Endüstri öncesi zamanlarda, gömülü yirmilik dişler önemli ölçüde daha az görülüyordu, ancak diğer diş sorunları hala oldukça yaygındı. Bununla birlikte, tarımın şafağından önce, tehlikeli yirmi yaş dişleri nadir görülüyordu. Aslında, tüm çene hatları inanılmaz derecede düzgün görünüyor.

Evrimci biyolog Daniel Lieberman, The Story of the Human Body adlı kitabında şöyle yazıyor: “Çalıştığım müzede dünyanın her yerinden binlerce eski kafatası var. Son birkaç yüzyıla ait kafataslarının çoğu bir diş hekiminin kabusu: boşluklar ve enfeksiyonlarla dolular, dişler çeneye doğru sıkışmış durumda ve yaklaşık dörtte birinde gömülü dişler var. Sanayi öncesi çiftçilerin kafatasları da oyuklar ve acı verici görünen apselerle dolu, ancak bunların yüzde 5’inden azında gömülü yirmi yaş dişleri var.”

Gömülü yirmi yaş dişleri ve çarpık dişler genellikle alt çenenin çok sıkışık olmasından kaynaklanır.

“Buna karşılık, avcı-toplayıcıların çoğu neredeyse mükemmel diş sağlığına sahipti. Görünüşe göre, o dönemlerde ortodontistler ve diş hekimleri nadiren gerekliydi.”

Geçmişteki insanlarda görülmeyen sıkışık dişler, bir dizi bilimsel çalışmada belirtilen çene küçülmesi ile yakından bağlantılı.

2015 yılında araştırmacılar Doğu Akdeniz, Anadolu ve Avrupa’da bulunan ve 28.000 ila 6.000 yıl öncesine tarihlenen 292 insan iskeletini inceledi. Bulguları, daha yeni tarım topluluklarından insanların, daha önceki avcı-toplayıcı insanlara kıyasla daha küçük (ve farklı şekilli) alt çenelere sahip olduğunu gösterdi.

Araştırmacılar, çalışmada bunun muhtemelen kayıtlı tarih boyunca diyetlerimizde meydana gelen radikal değişimi yansıttığını savundu. Yaklaşık 12.000 yıl önce tarımın ortaya çıkmasından önce, insanlar et ve daha sert olan ve daha fazla çiğneme gerektiren evcilleştirilmemiş bitkilerle besleniyordu.

Bu tarım devriminden sonra insanlar, yemek için daha az çene kuvveti gerektiren, yemesi kolay sebzeler, tahıl ürünleri ve pirinç gibi gıdalara daha geniş erişime sahip oldu. Tüketmek için önemli bir çene faaliyeti gerektirmeyen işlenmiş ve aşırı işlenmiş gıdaların ortaya çıkmasıyla modern çağda işler önemli ölçüde daha özensiz hale geldi.

Araştırmacılar, zaman çerçevesinin evrim açısından son derece kısa olduğunu belirtiyor – farkı sadece birkaç nesilde görmek mümkün – bu nedenle çene büyüklüğündeki değişikliğin genetik olması muhtemel değil. Bunun yerine çoğu kişi, daha küçük çenelerimizin, çenelerimizin gelişimsel büyümesi sırasında bebekken yediğimiz yemeğin bir yansıması olduğuna inanıyor.

Bunun etkisi o kadar önemliydi ki, bazı bilim insanları küresel sağlık üzerinde yaygın bir etkiye sahip olan bir “çene salgını” içinde yaşadığımızı söylüyor. Diş problemlerine ek olarak, araştırmacılar daha küçük çenelerin ağız boşluğumuzu ve hava yollarımızı etkileyerek uyku apnesi ve aşırı horlamaya neden olduğuna inanıyor. Buna karşılık, daha fazla insan kalp hastalığı, yüksek tansiyon, depresyon, kanser ve Alzheimer hastalığı riskini artırabilen uyku yoksunluğu yaşıyor.

Paleolitik döneme geri dönmek ve tarımı bırakmak belki de soruna en akıllıca çözüm değil, ancak bilim insanları “çene salgınını” azaltmak için birkaç yol öneriyor. Araştırmacılar, anahtarın erken çocukluk döneminde çocuklara şekersiz sakız vermek ve katı yiyeceklere geçtikten sonra bebekleri daha az lapa gibi yiyeceklerle beslemek gibi temel uygulamalar yoluyla sağlam bir alt çene geliştirmeye yardımcı olduğuna inanıyor.

Konuyu inceleyen Stanford Üniversitesi’nden Paul Ehrlich, “Çene salgını çok ciddi ama iyi haber şu ki bu konuda gerçekten bir şeyler yapabiliriz. Çene salgınının nedenlerini öğrenmeye devam edeceğiz ve bunun yaşamın erken dönemlerinde nasıl tedavi edilebilir bir durum olduğunu anlatmaya devam edeceğiz. Ebeveynler ve bakıcılar, diş hekimleri ve ortodontistler ile işbirliği içinde, çocukların hayatlarının ilerleyen dönemlerinde bazı ciddi sağlık sorunlarından kaçınmalarına yardımcı olabilir.” diyor.


IFL Science. 2 Ağustos 2023.

Anadolu Üniversitesi Arkeoloji Bölümü mezunu. İstanbul Üniversitesi Prehistorya Bölümü Yüksek Lisans mezunu. Aynı üniversitede Doktora adayı. İletişim: ermanbu@gmail.com

You must be logged in to post a comment Login