Amerika’daki 10.600 Yıllık Mumya, Göçleri Aydınlatıyor

Bundan yaklaşık 10.600 yıl kadar önce, tavşan derisinden yapılma örtü ve makosen giydirilmiş bir adam, Nevada’da bulunan bir mağaraya gömülmüştü. İşte o adamın mumyası, bugün bilim insanlarının Amerika’ya olan ilk göçün nasıl gerçekleştiği ile ilgili sorularını cevaplamada yardımcı oluyor.

Genetik analiz, Amerika yerlilerinin, kimisi daha önce hiç keşfedilmemiş farklı popülasyonları oluşturduğunu gösteriyor. C: Linus Mørk, Magus Film

Bilim insanları, hem Ruh Mağarası mumyasının, yani Kuzey Amerika’da bulunan en eski mumyanın, hem de Amerikalardaki 14 antik bireyin genom dizilimine ulaştı. Bu dizilim, mumyanın Amerika yerlileriyle olan akrabalık ilişkisini ortaya çıkarmanın yanı sıra,  yaşayan torunlarına onu usulüne uygun bir biçimde gömme olanağı sağladı.

Yapılan araştırmaya göre, Alaska’nın en kuzeyi ile Patagonya’nın en güneyinde yaşamış olan insanların DNA’ larındaki benzerlik, ilk sakinlerin kıtaya hızlı bir biçimde dağıldığını gösteriyor.

(İlk Amerikalılar Kimdi? 11.000 Yıllık DNA İpuçları Veriyor)

Çalışmanın eş yazarı David Meltzer, “Bu bulgular, ilk insanların tamamiyle yabancı oldukları ve hiçbir şeyin bulunmadığı alanlarda hızlı bir biçimde yol katedebilme yeteneğini gösteriyor. Tüm bir kıta onlara aitti ve uzak mesafeleri, nefes kesici bir hızla dolaşıyorlardı.” diyor.

Amerikalar, insanlar tarafından kolonileştirilen Dünya’nın en geniş bölgesidir. 20. yüzyılda bilim insanları, Amerika’ya olan göçün nasıl olduğunu açıklayan kesin kanıtlara ulaştıklarını düşünüyorlardı: Sibirya’daki avcı toplayıcılar, mamut gibi av hayvanlarını yakalayabilmek için Bering kara köprüsünü geçmişlerdi. Son buzul çağı kapandığında ise eriyen buzullar, kara köprüsünü ortadan kaldırmış ve bu insanların Amerikalarda güneye ilerlemesini sağlamıştı.

İnsanların Amerika’ya nasıl gittiğiyle ilgili anlatılar, son on yıl içerisinde daha karmaşık hale geldi. Arkeologlar, Şili’deki Monte Verde gibi kamp alanlarını keşfettiler. Yaklaşık 13.000 yıl önce eridiği düşünülen Bering Kara Köprüsüne göre, bu kamp alanlarının daha eski olduğu düşünülüyor. Kimi araştırmacılar, ilk Amerikalıların Pasifik Kıyı Şeridi’ne sandallar aracılığıyla ulaştığını ileri sürüyor. Yeni DNA kanıtları, ilk nüfusa dair ipuçları sunuyor, fakat günümüze kadar Kuzey Amerika ile ilgili antik genetik örnekleri çok azdı.

Science dergisinde bahsedilen yeni genom diziliminin yanı sıra, Cell dergisinde yayınlanan farklı bir çalışma, Kuzey ve Güney Amerika’da 11.000 ila 3.000 yıl önce yaşamış 49 kişinin DNA’sını inceledi.

Science dergisinde yayınlanan genetik analiz, Amerika yerlilerinin, kimisi daha önce hiç keşfedilmemiş farklı popülasyonları oluşturduğunu gösteriyor. Örneğin, bazı Güney Amerika yerlilerinin Avustralasya ile ilişkili ataları vardı.

Araştırmanın baş yazarı Victor Moreno-Mayar, “Bu genetik izleri taşıyan gruplar, Yerli Amerikalılar bölgeye geldiğinde zaten Güney Amerika’daydı ya da Avustralasyalı gruplar daha sonra buraya ulaştı.” diyor.

“Bu genetik izlerin Kuzey Amerika’da belgelenmemesi, bu eski grubun yok olduğunu ya da sonraki grubun ardında hiçbir genetik iz bırakmaksızın Kuzey Amerika’dan geçtiğini gösteriyor.”

(Tartışmalı Mızrak Ucu İlk Amerikalıların Tarihini Değiştirebilir)

Çalışma aynı zamanda Ruh Mağarası’ndaki mumyanın, diğer halklarla kıyaslandığında, çağdaş Amerika yerlilerine genetik olarak çok daha yakın olduğunu işaret ediyor.

Ruh Mağarası’nın yanında yaşayan, bu adamı ataları olarak gören ve Amerika Yerlileri Mezarlarını Koruma ve Ülkeye İade Etme Yasası (NAGPRA) gereğince onu usulüne uygun bir biçimde tekrar gömmek isteyen Fallon Paiute- Shoshone kabilesi için bu akrabalık çok önemli.

Mumyaya ilişkin kalıntılar, 1940 yılında bulunmuştu ve yıllardır müzede saklanıyordu. Böylesi bir akrabalık ilişkisine şüphe ile yaklaşan devlet görevlileri, kabilenin isteğini reddetmişti.

Kabile, bilim topluluklarının kendileriyle genelde olumsuz ilişkiler kurduğunu; kabilenin sözlü gelenekten ve diğer kanıtlardan öğrendikleri bilginin, Ruh Mağarası’ndaki o huzurlu yerinden alınan adamın kendi ataları olduğu gerçeğinin, yapılan yeni çalışma sayesinde doğrulandığını söylüyor.

Bilim insanlarının başlangıçtaki raporu, akrabalık ilişkisini onayladıktan sonra Ruh Mağarası kalıntıları, nihayet 2016 yılında iade edildi. Böylelikle, kalıntılar bir tören eşliğinde tekrar gömüldü.

Benzer bir biçimde, Kennewick Adamı’na ait olan 8.500 yıllık iskeletin, çağdaş Amerika yerlileriyle bağlantısı olduğunu 2016 yılında DNA kanıtları ortaya çıkardı, akabinde bu kişi ile aralarında akrabalık ilişkisi olduğunu öne süren kabilelere kalıntılar iade edildi.


LiveScience. 13 Kasım 2018.

Lisans eğitimini Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde tamamladı. Bölümün kendi dergisinde editör olarak görev aldı. Halen özel bir okulda İngilizce öğretmeni.

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply