İberya’daki Kesik Baş Ritüelinin Coğrafi Sınırları Genişliyor

Bulgular, İberya’daki kesik baş ritüelinin Kosetan ve İlerget toplulukları arasında da uygulandığını ortaya koyuyor.

Solda kafatasının önden görünümü ve sağdaki görsellerde büyütülen alanların gösterimi: (a) sol hemifrontal (alın kemiğinin sol yarısı) bölgesindeki kesik ve vasküler izler; (b) sağ çene kemiğinin arkasında gözlemlenen iz ve (c) b görselindeki izin binoküler mikroskop altındaki büyütülmüş hali. C: Marta Riba-Vidal, Trabajos de Prehistoria (2025).

Olèrdola (Barselona) ve Molí d’Espígol (Lleida) arkeolojik sahalarından elde edilen kafatası parçaları üzerinde yapılan çalışma, İber Yarımadası’nın kuzeydoğusundaki kesik baş ritüeli hakkında yeni kanıtlar sundu. Araştırma, bu uygulamanın Kosetanlar ve İlergetler gibi İber toplulukları arasında da var olduğunu ilk kez ortaya koydu.

Bu keşif, geleneksel olarak Llobregat Nehri’nin kuzeyinde yaşayan İndigetler ve Laietan halkıyla ilişkilendirilen bu ritüelin bilinen coğrafi sınırlarını güneye doğru genişletiyor.

“Kesik başlar”, vücuttan ayrıldıktan sonra halka açık alanlarda sergilenmek üzere çeşitli işlemlerden geçirilen kafataslarıydı. MÖ 6. ve 2. yüzyıllar arasında İber Yarımadası’nın kuzeydoğusunda yaşayan İber halkları ile Orta ve Güney Avrupa’daki Kelt grupları arasında yaygındı.

(İlgili: İberya’da Bulunan Çivili Kafatasları Farklı Anlamlara Sahipti)

Şimdiye kadar bu ritüelin kanıtlarına, yarımadanın kuzeydoğusunda, Ullastret (Ullastret, Girona) gibi İndiget grupları arasında; ve Burriac (Cabrera de Mar, Barselona) ve Ca n’Oliver (Cerdanyola del Vallès, Barselona) gibi Laietan grupları arasında rastlanmıştı.

Ancak Olèrdola’da bulunan beş kafatası kalıntısı, bu geleneğin bir Kosetan yerleşmesinde tanımlanan ilk örnekler oldu. İlerget yerleşmesi olan Molí d’Espígol’de bulunan 10 parça ise önceki kazı dönemlerinde toplanmış ancak bugüne kadar detaylı incelenmemişti.

İber Yarımadası’nın kuzeydoğu haritası; Olèrdola, El Molí d’Espígol ve makalede adı geçen diğer arkeolojik sit alanlarının konumları. C: Trabajos de Prehistoria (2025).

Çalışma koordinatörü Rubén de la Fuente bulguları, “Biyoantropolojik analizler sayesinde, ölüm anına yakın bir zamanda kesici nesnelerle meydana gelen yaralanmaları tanımlamaya olanak sağladı. Bu izlerin konumu ve dizilimi, kesik baş ritüeliyle tam olarak örtüşüyor. Ayrıca Olèrdola’daki kalıntılarda, kafataslarının işlenmesi veya sergilenmesi sırasında kullanılmış olabilecek bitkisel madde kalıntılarına da ulaştık” diye özetliyor.

Çalışmanın bir diğer koordinatörü Eulàlia Subirà ise, bu keşfin İberya arkeolojisi için öneminin altını çiziyor. Subirà’ya göre, bu sonuçlar, şimdiye kadar sadece Llobregat Nehri’nin kuzeyindeki halklara özgü olduğu düşünülen bu ritüelin kültürel çerçevesini yeniden değerlendirmemizi zorunlu kılıyor. Bulgular, ritüelin düşündüğümüzden çok daha geniş bir coğrafi yayılım gösterdiğine işaret ediyor.

Olèrdola: Nadir izler ve tedavi olarak kullanılan çam reçinesi

Olèrdola bölgesinde bulunan ve tamamı kafatasının ön ile yüz bölgesine ait olan parçaların, 8-15 yaşları arasındaki aynı genç erkek bireye ait olduğu saptandı. Molí d’Espígol’den gelen kalıntılar ise üç farklı bireye işaret ediyor; bunlardan birinin yine genç bir erkek olduğu belirlendi. Kafataslarının taban kısımları eksik olduğu için araştırma ekibi başın gövdeden ayrılma izlerini doğrudan tanımlayamasa da, kemiklere alınan darbelerin tipini ve yönünü saptamayı başardı.

Ayrıca Olèrdola örneğinde, diğer İberya bölgelerinde bulunan ve Puig Castellar’da “kesik başlar” ile ilişkilendirilen çok özel bir bulguya rastlandı: Çene kemikleri üzerinde, iğne inceliğinde bir aletle açılmış son derece hassas izler tespit edildi.

Subirà’ya göre bu izler, kafatasındaki yumuşak dokuyu temizlemek amacıyla yapılmış. Veriler, kafa derisinin yanı sıra bireyin yüz derisinin de yüzüldüğünü gösteriyor. Bu, oldukça nadir görülen bir uygulama olsa da Fransa ve Birleşik Krallık’taki bazı Avrupa arkeolojik alanlarında ritüelin bir parçası olarak belgelendi.

Olèrdola’daki kafatası parçalarına yapışan organik kalıntıların analizi, antik dönemdeki cenaze ritüellerine dair kafaya uygulanmış olabilecek bazı maddeleri ortaya çıkardı. Topraktan kemiğe geçen bu kalıntılar arasında çam reçinesi, çeşitli yağlar ve mumlar gibi hayvansal ve bitkisel kaynaklı biyobelirteçler bulundu. Uzmanlar, bu maddelerin ritüel kapsamında başın korunması veya işleme tabi tutulması amacıyla kullanılan özel ürünler olduğunu düşünüyor.

Araştırma ekibi, bireyin kökenini belirlemek için Olèrdola kemiklerine yapışan toprağın bileşimini; bölgedeki fauna, tortul ve bitki örnekleriyle karşılaştırdı. Ancak stronsiyum değerlerinin izotop analizi sonuçları birbiriyle eşleşmedi. Bu uyumsuzluk, bireyin bölgeye yabancı bir kökenden geldiğine dair güçlü bir kanıt sunuyor.

Rubén de la Fuente’nin belirttiğine göre, izotopik analizlerle bireyin yetişkinliğe adım attığı ilk evrelerdeki hareketliliği kaydedilebiliyor. Bu nedenle söz konusu kişinin Olèrdola’ya sonradan taşındığını ya da bedenin (veya sadece kafatasının) ölümden sonra buraya getirildiğini öne sürmek oldukça makul görünüyor.

Sağda, 2 ve 3 numaralı kulelerin çevrelediği yerleşim girişinin havadan görünümü; Erken Demir Çağı/İber ve Roma Cumhuriyet dönemi surları ile Roma/orta çağ surlarının kesişimi. Solda üstte, 2 (orta çağ) ve 3 (Roma) numaralı kulelerin dıştan görünümü; altta, kazı çalışmaları sonrasında 2 numaralı kulenin fotogrametrik görüntüsü. C: Trabajos de Prehistoria (2025)

Eşsiz yapılarda bulunuyorlar

Her iki yerleşmede bulunan kafatası kalıntıları, kamusal nitelik taşıyan ve sembolik ya da ideolojik bir karaktere sahip olduğu düşünülen stratejik alanlarda gün yüzüne çıkarıldı.

Olèrdola örneğinde kalıntılar, yerleşimin girişini çevreleyen duvarların iki kulesinden birinin zemin katında keşfedildi. Bu konumu değerlendiren De la Fuente, “başın muhtemelen bu kulede ya da doğrudan kasabanın girişinde sergilenmiş olabileceğini” öngörüyor. Molí d’Espígol’deki kalıntılar ise henüz tam kullanım amacı saptanamamış olsa da mimari açıdan yerleşmenin en özgün ve sembolik noktalarından biri olduğu anlaşılan özel bir alanda bulundu.

İber topluluklarında baskın gömme ritüelinin yakma (kremasyon) olması, biyolojik antropologların elindeki verileri oldukça kısıtlıyordu. Bu çalışma, söz konusu kısıtlı kayıtlara oldukça değerli bilgiler ekleyerek, “kesik başların” birer savaş ganimeti olarak sergilenmesinin ardındaki sembolik ve ideolojik derinliği anlamamıza yardımcı oluyor.

Birçok antik kültürde rastlanan bu ritüeller, genellikle düşmanlara karşı kazanılan zaferin, gücün ve prestijin bir göstergesi olarak kabul edilir. Ancak bu ritüel sadece erkeklerle sınırlı değildi; buluntular arasında kadın kafataslarına ve topluluk içinde muhtemelen öne çıkan farklı bireylere de rastlandı.

Araştırmacılar, “Örneğin antik Fransa topraklarında yaşamış Galya topluluklarının aksine, İber Yarımadası’ndaki bu gelenekten kapsamlı bir şekilde bahseden klasik yazılı kaynaklara sahip değiliz. Bu noktada arkeolojik kayıtlar, İberler arasındaki bu uygulamayı ve bu geleneğin Kelt ya da Galya dünyasıyla kurmuş olabileceği muhtemel bağları çözmemiz için en temel rehberimiz haline geliyor” diye belirtiyor.


Barselona Özerk Üniversitesi. 8 Şubat 2026.

Makale: de la Fuente Seoane, R., Molist, N., Principal, J., Riba-Vidal, M., Tarifa-Mateo, N., & Subirà, M. E. (2025). ‘Cabezas cortadas’ iberas en contextos cosetanos e ilergetes. Nuevas aportaciones bioantropológicas en El Molí d’Espígol (Tornabous, Lleida) y Olèrdola (Olèrdola, Barcelona). Trabajos de Prehistoria, 82(2), 1049.

You must be logged in to post a comment Login