Moğolistan’ın Khirigsuur anıtları, at kurban etme ritüellerinin sanılandan çok daha uzak alanlarda yapıldığını gösteriyor.

Moğolistan genelinde ve Güney Sibirya’da peyzajın en belirgin unsurları olan khirigsuur anıtları, Geç Tunç Çağı’ndan günümüze ulaşan en etkileyici yapılardan biri. Genellikle merkezi bir mezar tümülüsü, yani kurgan ve onu çevreleyen uydu yapılardan oluşan bu kompleksler, ritüelistik amaçlarla at ve keçi kalıntılarının bırakıldığı alanlar olarak biliniyor.
Ancak bu kutsal alanlardaki at kalıntılarının neden sadece kafatası, boyun omuru ve toynaklarla sınırlı olduğu sorusu, arkeoloji dünyasında uzun süredir tartışılan bir bilmeceydi.
(İlgili: Azerbaycan’da 3.800 Yıllık Zengin Bir Savaşçı Kurganı Bulundu)
Şimdi ise yeni bir çalışma, bu devasa anıtların yakınında yapıldığı varsayılan kitlesel şölen ve kasaplık faaliyetlerine dair yerleşik kanıları temelinden sarsıyor.
Moğolistan’ın khirigsuurları
Tipik bir khirigsuur yapısı, 5 ila 10 metre çapındadır ve merkezinde, bazen boş bulunsa da genellikle tek bir bireyin kalıntılarını barındıran bir mezar odasına sahip ana kurgan yer alır.
Bu merkezi yapıyı çevreleyen, genellikle 3-5 metre çapındaki taş dizileri; altına at kafataslarının yerleştirildiği dairesel veya dörtgen uydu yapılar oluşturur.
Bazı anıtlarda binlere ulaşan bu ek uydu özellikler arasında, altına yakılmış keçi kemiği parçalarının bırakıldığı küçük taş çemberler de bulunuyor. Bu yoğunluk, başlangıçta kitlesel bir at ve keçi kesiminin gerçekleşmiş olması gerektiğini düşündürüyordu.
Çalışmanın başyazarı Dr. Jean-Luc Houle liderliğindeki ekip, bu alanlarda büyük ölçekli bir kesim veya şölen yapılıp yapılmadığını belirlemek amacıyla, sistematik inceleme, kazı çalışmaları ve fosfat analizi için iki anıt seçildi.
Houle’ye göre, khirigsuurlar, Moğolistan’daki Geç Tunç Çağı’nın en dikkat çekici anıtları ve yüzyılı aşkın süredir belgeleniyorlar. Ancak, her zaman sistematik olarak incelenip kayıt altına alınmadılar. Ekip, 2017-2024 yılları arasında Züünkhangai’de bu anıtların (ve diğer arkeolojik yapıların) bölgesel bir yüzey araştırmasını yürüterek konumlarını ve yapısal özelliklerini sistematik olarak kayıt altına aldı.
Çalışma için seçilen iki khirigsuur, sırasıyla MÖ 1.054–906 ve MÖ 933–822 yıllarına tarihlenen ZK-956 ve ZK-2022-118 idi. ZK-956’nın kısmen iyi korunmuş bir kış yerleşimine yakınlığı, ZK-2022-118’in ise yerleşimden uzak ve bol uydu yapıya sahip olması, karşılaştırmalı bir analiz için uygun bir zemin oluşturdu.
Kayıp at kalıntıları
Her iki alanda da sondaj kuyularının açıldığı ve toprak karotlarının alındığı bir ızgara sistemi belirlendi. Sondajlardan çıkan topraklar hayvan kalıntıları için taranırken, toprak karotları fosfat seviyeleri açısından analiz edildi; zira büyük ölçekli bir kesim faaliyeti toprak kimyasını değiştirerek fosfat seviyelerini yükseltmiş olmalıydı.

Analiz sonuçlarına göre, her iki anıtta da kesim veya şölene dair bir ize rastlanmadı. Toprakta hayvan kalıntısı bulunmadığı gibi, fosfat seviyeleri de tamamen doğal toprak bileşimine işaret ediyordu. Bu bulgu, atların başka bir yerde kesilmiş olması gerektiği anlamına geliyordu.
Atların kesim ve ziyafetinin nerede yapılmış olabileceğine dair yerleşim alanları seçeneği değerlendirilse de, ZK-956 yakınındaki iyi korunmuş kış konaklama alanında da at kemiklerinin eksik olduğu görüldü. Tüm iskeleti temsil eden keçi kemiklerinin yerleşim yerlerinde bulunması, bu küçük hayvanların orada kesilip işlendiğini gösterirken, atlar için durum farklıydı.
Geriye kalan hipotezler, at gibi büyük ve kutsal sayılan hayvanların, yerleşim ve ritüel alanlarından uzaktaki çevre bölgelerde kesildiğini öne süren tarihsel ve etnografik kayıtlara dayanıyordu.
Bu kayıtlara göre dağ yamaçları, nehir kıyıları ve “uzak” olarak tanımlanan yerler, kasaplık alanı olarak tercih ediliyordu. Sadece kafatası, post ve kuyruk gibi seçilmiş kısımlar ritüel amacıyla kurgan alanına geri getirilirken, geri kalan kısımlar bu uzak arazilerde bırakılıyordu.
Dr. Houle, khirigsuurlar için at kafataslarının bırakılma nedeninin ölen kişinin ruhuna yardımcı olmak olabileceğini belirtiyor. “Geç Tunç Çağı’nda at kafatasları, ana kurganı çevreleyen küçük taş yığınlarının altına yerleştirilirdi.”
Pek çok arkeolog gibi Dr. Houle da bu kafataslarının tüm hayvanı temsil ettiğini ve ölen kişinin ruhunu öteki dünyaya taşıyan hayvanlar olarak hizmet ettiğini, yani ölen kişiyi sembolik olarak yükselen güneşe doğru yönlendiren bir ruh rehberi rolü oynadığını düşünüyor. Bu kafataslarının neredeyse tamamı, atların kesildiği kış aylarında güneşin doğduğu yöne, yani doğuya bakıyor.
Etnografik veriler, kutsal alanların kasaplık ve şölen gibi faaliyetler için uygun görülmediğini, bu yüzden khirigsuur yakınlarında bu tür kanıtlara rastlanmadığını açıklıyor. Et muhtemelen başka bir yerde tüketilmiş, geri kalan kemikler ise saha dışı konumlarda atılmış veya yakılmıştı.
Gelecekteki araştırmalar
Dr. Houle, gelecekteki çalışmaların ritüel alanlarıyla gündelik pastoral faaliyetlerin etkileşimini anlamak için Tunç ve Erken Demir Çağı anıtlarını çevreleyen yerleşim alanlarına odaklanacağını belirtiyor.
Ekip, saha dışı kasaplık alanları için yerleşim yerlerinden uzak tepelik yamaçların yanı sıra, eski yerleşim yerlerine bitişik sekileri ve mevsimlik su kaynaklarının yakınındaki alanları da incelemeyi planlıyor.
Houle, daha geniş anlamda, at kurban etme ritüellerinin aşamalarını yeniden kurgulamak için Coğrafi Bilgi Sistemi modellemesi, mekansal analiz ve biyomoleküler teknikleri entegre eden bir peyzaj arkeolojisi yaklaşımını vurgulamaya devam edeceklerini belirtiyor. Houle’ye göre, bu, khirigsuur ritüel sisteminde kesim, işleme, depolama gibi farklı aşamaların, mekansal ve sembolik organizasyonunu tanımlamamıza yardımcı olacak.
Son olarak ekip, yerel çobanlarla ev ve ritüel uygulamaları hakkında görüşmeler yaparak araştırmalarında daha geniş ve topluluk merkezli bir yaklaşımı benimsemeyi hedefliyor.
Makale: Houle, J. L., Pleuger-Dreibrodt, S., Égüez, N., Conesa, F. C., Cannon, T., & Bayarsaikhan, J. (2026). Stones, Bones, and Communal Rituals in the Mongolian Bronze Age: Khirigsuurs and the Question of the Missing Elements. Journal of Field Archaeology, 1–12.
You must be logged in to post a comment Login