Arkeologların Teşhis Edebildiği 7 Ünlü İskelet

Araştırmacıların buldukları kemiklerin, tarihi kayıtlarda ismi geçen birine ait olduğu genelde çok nadir görülür. Bu teşhis edilebilen kalıntıların birçoğu da genelde soylulara veya yüksek statüden diğer insanlara aittir ve bulunduktan sonra, üstünde isimlerinin yazılı olduğu lüks mezarlara defnedilirler.

Halkın beslenme ve yaşayış biçimlerini öğrenmeye kendini adamış arkeologlar için soyluların bedenleri bu açıdan daha önemli olmamakla beraber, geçmişin bu somut delillerinin ortaya çıkarılmasında elbette çok heyecan verici bir taraf da vardır. Gelin, kimliği teşhis edilebilmiş 7 ünlü iskeletin heyecan verici hikayesini birlikte öğrenelim.

(Dehşet Verici 25 Arkeolojik Keşif)

1- III. Richard

Arkeologların Teşhis Edebildiği 7 Ünlü İskelet

İngiltere’nin son Plantagenet Hanedanı kralının iskeleti, 2013 yılında Leicester’daki bir park alanının inşaatındaki kazılarda arkeologlar tarafından bulundu. 1485’te Bosworth Savaşı’nda ölen kral, mezarına adeta apar topar ve sıkıştırılarak gömülmüştü. Araştırmacılar onu, kaynaklarda bahsi geçen savaş yaralarından ve kız kardeşinin soyundan olan ataları sayesinde bulunan DNA’sı ile teşhis ettiler.

Kalıntıların bütünüyle analiz edilmesinden sonra, nihayet ölümünden 530 yıl sonra, 26 Mart 2015’te, III. Richard adına Leicester Katedrali’nde bir kraliyet cenaze töreni gerçekleşti.

2-  Kral Tutankamon

Tutankamon’un altın maskesi genç firavunun zamansız ölümünü onurlandırıyor.  Credit: Dreamstime

Tutankamon’un altın maskesi genç firavunun zamansız ölümünü onurlandırıyor.
Credit: Dreamstime

Bir iskelet ne kadar eskiyse, bu iskeleti teşhis etmeyi kolaylaştıracak tarihi kayıtların günümüze kadar kalmış olması ihtimali de o kadar düşük. Neyse ki, antik Mısırlılar ve onların özenli mumyaları bu kuralın istisnaları. Tutankamon, M.Ö. 1323 yılında ölmüş olsa da, Howard Carter ve George Herbes 1922 yılında, onun altın yüklü mezarını teşhis ederken şüphe dahi duymadılar.

Araştırmacılar, Tutankamon’un doğuştan çarpık ayaklı olan genç bir erkek olduğunu ortaya çıkardılar. Bu genç kralın keşfedilişi, araştırmacıların DNA yoluyla, tüm hanedanlığın soy ağacını aydınlatmalarını da sağlamış oldu. Araştırmacılar, 2010 yılında Tutankamon’un babası, annesi ve büyükannesine ait olduğu düşünülen mumyaları teşhis ettiklerini duyurdular.

3- Kraliçe Eadgyth

 Magdeburg Katedrali, Almanya Credit: Oleg Senkov

Magdeburg Katedrali, Almanya
Credit: Oleg Senkov

2008’de Alman arkeologlar Magdeburg Katedrali’nde buldukları bir mezarı, boş olacağını düşünerek açtılar. Ancak, şaşırtıcı şekilde içinde şu sözlerin yazılı olduğu bir lahit ile karşılaştılar: “EDIT REGINE CINERES HIC SARCOPHGVS HABET.”  Yazı şu anlama geliyordu: “Kraliçe Eadgyth’in kalıntıları bu lahittedir.”

Bilim adamları, M.S 946’da ölen Sakson kraliçe Eadgyth’in kemiklerini özenle araştırmaya koyuldular. İskeletin dişlerinden çıkardıkları izotopları ve çeşitli molekülleri analiz ettiler. İzotop analizi, beslenme biçimleri hakkında bilgi sağladığından, o dönemde yaşamış insanların beslenme şekilleri hakkında veriler elde ettiler. Diş izotopları, İngiltere’nin Wessex şehrinde geçmiş bir çocukluğa işaret ediyordu ki bu da Kraliçe Eadgyth’in tarihi kayıtlarıyla uyuşan bir bilgiydi. Yüksek proteinli bir beslenme biçimi olan Eadgyth’in aynı zamanda sık sık ata binmiş olduğu da arkeologların elde ettikleri veriler arasında.

4- Xin Zhui

Credit: Wikimedia/Public Domain

Credit: Wikimedia/Public Domain

Arkeologlar tarafından bulunmuş ve günümüze kadar en iyi korunmuş bedenlerden bir tanesi, Leydi Dai olarak bilinen Xin Zhui’ye ait. Xin Zhui, M.Ö. 3. yüzyıl boyunca yaşamış bir soylunun eşiydi. 50’li yaşlarında vefat ettiğinde şimdi Çin’de Hunan olarak  bilinen eyalette gömülmüştü. Mezarı, kozmetik malzemeleri, müzikal enstrümanlar ve renkli ipek kumaşlar gibi kendisine ait eşyalar ile doldurulmuştu.

1970’de bedeni bulunduğunda cildi neredeyse hala nemli, kol ve bacakları ise hala esnek durumdaydı. Bedeni şuanda Hunan Eyalet Müzesi’inde koruma altında.

5- I. Ramses

Credit: Cairo Museum

Credit: Cairo Museum

Mısır’ın 19. sülalesinin ilk hükümdarı I. Ramses’in mezarı 1817’de keşfedildi. Ancak, keşfedildiğinde Ramses maalesef içinde değildi.

Bundan yıllar sonra, 1881’de, çobanlık yapmayı bırakıp mezar yağmacılığına başlayan Mısırlı bir aile, arkeologlara karaborsada sattıkları eşyaları nereden bulduklarını açıkladılar. Burası, Luxor şehrinin tam karşısında, Nil Nehri’nin kıyısındaki Del el-Bahri’nin tepeliklerinde yer alan bir mezarlık kompleksiydi.

Bu mezarlık kompleksinde keşfedilen ve I. Ramsesin adının yazılı olduğu tabutun içinde bandajlardan başka hiçbir şey yoktu. Peki ama I. Ramses neredeydi? Daha sonradan I. Ramses’in Kanada’da olduğu ortaya çıktı.

Bahsi geçen dönemde, Mısır’dan mumya satın almak, yağmalanmış mezar eşyaları satan bir dükkanın yerini bulmak kadar kolaydı. I. Ramses’in bedeni de bu ticaret yoluyla Kanada’ya gelmişti. Niagara Şelalesi Müzesi, 1999’da koleksiyonlarını satışa çıkardığında, Emory Üniversitesi, I. Ramses olduğundan şüphenilen mumyayı satın almak için 2 haftadan az bir sürede gerekli parayı toparladı. Araştırmacıların, tomografi taramaları, yüz yapılandırmaları ve mumyalama tekniklerinin detaylı incelemeleri gibi çalışmalar sonunda, bedenin I. Ramses’e ait olduğu kanıtlandı. Mumya, 2003’te Mısır’a geri getirildi.

6- III. Ramses

Credit: BMJ

Credit: BMJ

Araştırmacılar 2012 yılında, M.Ö. 1155 yılında ölen, Mısır’ın 20. Sülalesinin 2. Firavunu III. Ramses’in boğazı kesilerek öldürüldüğünü ortaya çıkardılar.

Papirüslerde kaleme alınan tarihi kayıtlarda, III. Ramses’i öldürmek için planlanan bir komplodan bahsediliyordu. Ancak, kimse bu komplonun gerçekleşip gerçekleşmediğini bilemiyordu. Firavuna ait mumyanın bilgisayarlı tomogorofisi gösterdi ki, III. Ramses, boğazı kesilerek öldürülmüştü. Araştırmacıların İngiliz Tıp Dergisi’nde yayımladıkları rapora göre, bu kesik büyük ihtimalle, soluk borusuna, yemek borusuna ve temel kan damarlarına zarar vererek Ramses’in hızlı bir şekilde ölümüne sebep olmuştu.

Mumyalanması esnasında, rahipler III. Ramses’in boynundaki yaraya şifalı bir tılsım yerleşirmiş ve boynunu bandajlar ile sıkıcı bağlamışlardı.

7- Kopernik

Arkeologların Teşhis Edebildiği 7 Ünlü İskelet

Dünyanın güneşin etrafında döndüğünü ilk fark eden gökbilimci Kopernik, 1545’te Polonya’daki bir katedralde isimsiz olarak gömülmüştü. Ancak, 2009 yılında İsveçli ve Polonyalı araştırmacılar, Kopernik’in kalıntılarını teşhis etmeyi başardıklarını duyurdular.

Kalıntıları teşhis etmek o kadar da kolay olmamıştı. 2005 yılında, araştırmacılar katedralin zemininde buldukları, yaşı Kopernik’in yaşına uygun bir erkeğe ait kafatası üzerinden yeniden bir yüz yapılandırdılar. Sonuçlar ümit vaat ediyordu; ortaya çıkan yüz, Kopernik’in resimlerindeki yüze çok benziyordu.

Daha sonra, araştırmacılar bir takvimin bağlarının arasında Kopernik’in birkaç saç telini buldular ve bu sayede DNA’sına ulaşmış oldular. Buldukları DNA gösteriyordu ki, katedralde bulunan kemikler de Kopernik’e aitti.

Yorumlar
Marmara Üniversitesi Sosyoloji bölümünden mezun. Şu anda uluslararası bir oyun şirketinde lokalizasyon uzmanı olarak çalışıyor. Bir arkeoloji gönüllüsü ve bu alanda yeni şeyler öğrenmeyi çok seviyor. Bilgisayar oyunlarını ve mitolojiyi çok seviyor.

You must be logged in to post a comment Login