Roma Tuvalet Kabında, Amerika Kökenli Sanılan Parazit Bulundu

Güneydoğu Balkanlar’daki Antik Roma lazımlıklarından alınan dışkı kalıntılarının analizi, 1.800 yıl önceki insanlara dair yeni bulgular sundu.

1970’lerden beri bilim insanları Cryptosporidium parvum’un Meksika kökenli olduğuna inanıyordu, fakat 1800 yıl önce Avrupa’da bulunması bunun aksini gösteriyor. C: Wikimedia Commons

Dışkı kaplarındaki kalıntılara yapılan analizlerde çeşitli parazitler tespit edildi. Bunlardan biri Orta Amerika kökenli olduğu düşünülen bir parazitti. Sonuçlar, protozoan parazit Cryptosporidium’un bu bölgedeki bilinen en erken kanıtını temsil ediyor.

Paleaparazitoloji, yani arkeolojik materyallerdeki parazitleri ve bağlamlarını inceleyen bilim dalı, yüzyılın başından bu yana arkeoloji araştırmacıları arasında giderek daha fazla ilgi görüyor. Tespit yöntemlerinin ilerlemesiyle bilim insanları, antik örneklerdeki bu küçük organizmaların izlerini belirlemenin yeni yollarını geliştirdi.

2017 itibarıyla metodolojik gelişmeler, araştırmacıların çok daha doğru sonuçlara ulaşmasını sağladı. Örneğin pek çok antik parazitin hayvanlarda bulunanlarla yüksek düzeyde benzerlik gösterdiği gözlemlendi. Bunun yanı sıra, çöp çukurları, tuvaletler ya da gömütlerden alınan örneklerin analiz için yeterince güvenilir olmadığı da anlaşıldı. Sorun, bu tür örneklerin başka kaynaklardan (hayvan dışkısı gibi) kolayca kirlenebiliyor olmasıydı.

(İlgili: Vietnam’da 4.000 Yıl Önce Frengi Benzeri Bir Hastalık Yayılıyordu)

Oysa lazımlıklar, evlerde özellikle geceleri, iç mekân tesisatının henüz yaygınlaşmadığı dönemlerde kullanılan taşınabilir tuvaletler olarak yalnızca insanlara özgü ve bu tür analizler için ideal. Her şeyden önce, lazımlıklar genellikle tek bir haneye, hatta belirli kişilere ait. Bu durum, ortak tuvalette olduğu gibi kirlenme riskini önemli ölçüde azaltıyor. Öte yandan içerikler, hassas biyolojik verilerle dolu bir “zaman kapsülüne” dönüştüren mineralizasyon sürecine girebiliyor.

2022 yılında disiplinlerarası bir araştırma ekibi, MS 2. ile 4. yüzyıllar arasına tarihlenen Roma dönemine ait lazımlıkları inceledi. Kaplar, Novae ve Marcianopolis olarak bilinen Aşağı Tuna’daki iki arkeolojik kentte bulundu.

Arkeoloji, tarih, paleaparazitoloji ve modern laboratuvar yöntemlerini bir arada kullanan ekip, lazımlıkların üzerindeki mineralize olmuş antik idrar ve dışkı kalıntılarında bırakılan antik DNA izlerini sınıflandırmayı başardı.

Roma dönemi tuvalet kabı örnekleri. C: A. B. Biernacki; E. Klenina

Bunu yapmak için önce seramik yüzeydeki sert kalıntılardan, sıvı birikintilerin kaldığı alanlardan ve katı atıkların yapıştığı tabandan materyal kazıdılar. Ardından ekip, materyali yeniden sulandırarak parazitleri, kalıntılarını ve yumurtalarını izole etmek amacıyla özel bir elekten geçirdi. Bunlar klasik büyütme teknikleriyle tarandı.

Farklı parazit türlerini birbirinden ayırt etmek her zaman kolay olmadığından ekip, her türü belirlemek için antik DNA analizini kullandı. Daha sonra belirli molekülleri, örneğin protein, antikor, antijen veya hormonları tespit etmek ve ölçmek için kullanılan bir laboratuvar tekniği olan enzim bağlantılı immunosorbent tahlillerinden (ELISA) yararlandılar. Bu durumda antikorlar, özgün olarak parazit proteinlerini çekerek onlara bağlanmak amacıyla kullanıldı. Daha sonra örneğe kimyasal maddeler eklenerek hedefin varlığı durumunda renk değişimi gözlemlendi. Bu tekniğin bu tür arkeolojik ortamlarda kullanılması ilk kez gerçekleşti.

Kurumuş ve mineralize olmuş çökeltilerdeki sonuçlar, tenya yumurtaları, Entamoeba histolytica adlı dizanteriye yol açan bir parazit ve daha da şaşırtıcı biçimde protozoan Cryptosporidium parvum dahil çeşitli parazitleri gün yüzüne çıkardı.

Bu parazit ilk kez 1907’de bilimsel olarak tanımlandı. İnsan enfeksiyonları ise ancak 1970’lerde kabul gördü. On yıllar boyunca bilim insanları, parazitin 7. ve 8. yüzyıllarda Meksika’da ortaya çıktığına inanıyordu. Ancak bu lazımlıklardaki varlığı bu görüşü tamamen değiştiriyor. Bu bulgu, parazitin Avrupa’daki bilinen en erken kanıtı ve kıtadaki varlığına ilişkin genel olarak ikinci güvenilir kanıt niteliğini taşıyor.

Çalışma, bu Roma kentlerinin sakinlerinin sanitasyon koşulları ve sağlığına dair çeşitli ipuçları sunuyor. Enfeksiyonların büyük olasılıkla kirlenmiş içme suyu ya da hayvanlarla yakın temas yoluyla bulaştığı düşünülüyor. Örneğin Novae’de araştırmacılar, lazımlık sahiplerinin yaşadığı yere yakın konumuyla Tuna üzerindeki bir rezervuar olan castella aquae’den sağlanan suyun muhtemel bir kaynak olduğuna işaret ediyor.


IFL Science. 24 Nisan 2026.

Makale: Klenina, E., Biernacki, A.B., Welc-Falęciak, R. et al. (2026). Analysis of Roman chamber pots to understand the health of the lower Danube inhabitants. npj Herit. Sci. 14, 206.

Arkeofili editöryel servisi. İletişim: arkeofili@gmail.com

You must be logged in to post a comment Login