Mağarada Bulunan 5.600 Yıllık Kafatasının Gizemi Çözüldü

Araştırmacılar, Neolitik dönemde yaşamış kadının kafatasının, ulaşılması çok zor bir alana nasıl gelmiş olabileceğini çözdüler.

5.600 yıl önce gerçekleşen ölümünden sonra, bir kadının kafatası, beklenmedik bir yolculuğa çıktı: Çamur ile su, kafatasını kadının gömüldüğü yerden sürükledi ve günümüz İtalya’sındaki dik bir mağaranın sarp kayalıkları arasına taşıdı.

Marcel Loubens Mağarası’nda bulunan kısmi kafatası. C: Belcastro et al, 2021, PLOS ONE

Kafatasının arkeologlar tarafından keşfedildiği sırada çukur mağaranın içinde bulunduğu nokta, ulaşılması o kadar zor bir noktaydı ki yalnızca bir arkeolog, kaya tırmanışı ekipmanlarını kullanarak kafatasını kurtarabilirdi. Daha sonraki bir incelemede araştırmacılar kafatasının çiziklerle dolu olduğunu gördüler; ilk başta, bu eski kadına ne olduğuna dair hiçbir fikir yürütemediler.

Fakat hangi kafatası lezyonlarına insanların sebep olduğunu ve hangilerinin kafatasının çeşitli kayalara çarpmasıyla meydana geldiğini belirledikten sonra, araştırmacılar muhtemel bir senaryo yazdılar: Bu kadın öldüğünde, içinde yaşadığı toplumdaki insanlar muhtemelen kadının cesedini parçalamışlardı; bu, o zaman diliminde o bölgede diğer cenaze törenlerinde de görülen bir uygulamaydı. İnsanlar kadının başını vücudunun geri kalanından ayırdıktan sonra çevresel güçler başı mağaranın içine sürüklemişti.

(5300 Yıllık Buzadam Ötzi’nin Son Yedikleri Tespit Edildi)

Arkeologlar bu yalnız kafatasını 2015’te, Kuzey İtalya’nın Marcel Loubens Mağarası’nda keşfettiler. Mağaralar genel olarak antik mezarların yaygın olduğu alanlar olmasına rağmen arkeologlar bahsi geçen mağaralarda, 2017 yılında kafatasını kurtarmak için tırmanış ekipmanlarıyla birlikte döndüklerinde bile başka herhangi bir insan kalıntısı bulamamışlardı.

Kafatasına ait bilgisayarlı tomografi taraması ve analiz, kadının öldüğünde 24 ila 35 yaşları arasında olduğunu ortaya çıkardı; radyokarbon tarihleme yöntemi ise kadının MÖ 3630-3380 yılları civarında, Neolitik Çağ’da yaşadığını gösterdi. Bu bilgilere anlam kazandırmak adına şunları belirtmekte fayda var: Bu kadın, mumyalanmış kalıntıları MÖ 3300 yılına tarihlenen Buz Adam Ötzi’den hemen önce yaşamıştı ki Ötzi’nin kalıntıları da Kuzey İtalya’da bulunmuştu.

Arkeolog Lucia Castagna; Kuzey İtalya’nın Bolonya bölgesinde yer alan Marcel Loubens Mağarası’nda, dikey boşluğun tepesinde, 5.600 yıllık insan kafatasını kurtarmaya çalışıyor. C: Belcastro et al, 2021, PLOS ONE

Neler Oldu?

Kadının kafatasındaki birkaç travmatik lezyon, araştırmacıların kadının tuhaf hikayesini bir yapbozun parçaları gibi bir araya getirmesini yardımcı oldu. Araştırmacılara göre kafatasındaki bir çukur, aletler yardımıyla zorla yapılmış olabilirdi; çukurun hemen altında çukura paralel oyuklar vardı. Belki de bu kadın, trepanasyon gibi bir kafatası ameliyatı geçirmiş olabilirdi; Neolitik Çağ’da uygulanan bu yöntem ile kafatasında delikler açılıyordu. Bu çukurda bulunan kırmızı aşı boyası pigmenti lekesi, iyileştirici ya da sembolik nedenlerle oraya yerleştirilmiş olabilirdi.

Diğer lezyonlar, kafatasındaki yumuşak dokuların kadın öldükten sonra kesilip kazınarak çıkarıldığını açığa çıkardı ki bu lezyonlar hiçbir iyileşme belirtisi göstermiyordu. Bu uygulama, Neolitik Çağ’a tarihlenen diğer definler sayesinde belgelendi. Örneğin Kuzey İtalya’daki Re Tiberio Mağarası’nda, yaklaşık 17 adet Neolitik insan iskeletine ait kol ve bacak kemikleri sıraya dizilmişti ve kafaları ise kayıptı; bu durum, bu insanların vücut bölümlerinin birbirinden ayrılmış ve ölümden sonra tekrar düzenlenmiş olabileceğine dair bir ipucu niteliğindeydi. Ayrıca, yakınlardaki mağaralarda bulunan ve Neolitik Çağ’a tarihlenen diğer kalıntılar da, insanlar öldükten sonra kafatasları üzerinde meydana getirilen sıyrıklara ait izlerin kanıtlarını taşıyor.

Neolitik Çağ sırasında yaşam zorluydu; dolayısıyla bu kadının sağlık durumunun çok da iyi olmaması şaşırtıcı değil. Kafatasının tepesindeki minik delikler, muhtemelen kronik anemiden (demir ya da B12 vitamini eksikliğinden) kaynaklanan bir iltihapla ilişkili olabilir. Kadının kafatasında ayrıca birbirine yakın ve fildişine benzeyen iki nokta bulunuyor ki araştırmacılar bu noktaların iyi huylu tümörler olduğunu tahmin ediyor.

Kadının diş minesi bile düzgün bir şekilde gelişmemişti; bu faktör, çocukluğunun erken dönemlerinde henüz daimi dişleri gelişim aşamasındayken kadının sağlık problemleri yaşadığını gösteriyor. Araştırmacılara göre kadın, büyük ihtimalle karbonhidrat açısından zengin bir beslenme düzenine sahip olduğu için birkaç diş çürüğüne de sahipti.

Neolitik Çağ kadınının kafatasının farklı açılardan görünümleri. Kutucuklar, kafatasının dış kısmında yer alan lezyonlu bölgeleri gösteriyor. C: Belcastro et al, 2021, PLOS ONE

Sarsıcı Bir Düşüş

Kadının kafatasındaki diğer hasarlar ve sert tortular, başka bir hikayeyi anlatıyordu: Esasında kadın gömüldükten sonra kafatasını doğal güçler hareket ettirmişti. Kadın gömüldükten sonra, kadının parçalanan vücudundan ayrılan kafatası, muhtemelen bir doline (kalkerli arazilerde erime ve çökme sonucu oluşan tava şeklindeki çukurluklar) doğru akan su ve çamur ile birlikte yuvarlanmıştı.

Araştırmacılar, “Kafatasının uzun ve sarsıntılı yolculuğu, tesadüfen, bir mağarada son buldu.” diyor. Dolinin jeolojik aktivitesi zamanla bir mağara oluşturmuştu; kafatası, modern arkeologlar onu 5.600 yıl sonra keşfedene dek işte bu mağarada beklemişti.

Almanya’nın Hannover şehrindeki Aşağı Saksonya Eyaleti Kültürel Miras Ofisi’nden arkeolog Thomas Terberger, “Kafatasının 5.600 yıl boyunca durduğu nokta oldukça sıra dışı. Yazarların, kafatasının mağaraya doğru çıktığı yolculuğa dair muhtemel bir senaryo üretebileceğine eminim. Fakat kafatasındaki lezyonlardan bazılarının kaynağı belirsizliğini koruyor.” diyor.

Terberger, “Muhtemel bir senaryo üretmeye çalışan yazarların da yaptıkları işten yüzde 100 emin olmadıklarını hissediyorum. Bu oldukça normal çünkü tortul tabaka ya da kayalık zemin üzerinde taşınmaktan kaynaklanan çizikler ile kesik izlerini ayırt etmek her zaman çok da kolay olmuyor.”

Çalışmaya dahil olmayan, Almanya’daki Osteoarkeolojik Araştırma Merkezi’nden lider araştırmacı Christian Meyer’ın konu hakkındaki yorumu ise şöyle: “Bu kafatası yalnızca bir bireyi temsil etse de, bu tür vaka çalışmaları, doğal ya da antropojenik (insan kaynaklı) faktörler tarafından ortaya çıkarılan ve iskelet kalıntıları üzerinde iz bırakan çok çeşitli ölüm sonrası olayları anlamak açısından oldukça önemli.”


Live Science. 4 Mart 2021.

Makale: Belcastro MG, Nicolosi T, Sorrentino R, Mariotti V, Pietrobelli A, Bettuzzi M, et al. (2021) Unveiling an odd fate after death: The isolated Eneolithic cranium discovered in the Marcel Loubens Cave (Bologna, Northern Italy). PLoS ONE 16(3

Yorumlar
Kocatepe Üniversitesi'nde Hukuk okuyor. Dil, tarih ve arkeoloji alanlarında kendini geliştiriyor.

You must be logged in to post a comment Login