İsveç’te Kazığa Geçirilmiş 8.000 Yıllık Kafatasları Bulundu

İsveç’te, aralarında kazığa geçirilmiş iki kafatasının da olduğu, darbe alarak zarar görmüş 8.000 yıllık kafatasları bulundu.

Mezarda bulunan hiçbir insan kafatasının çene kemiği yoktu. C: Sara Gummesson.

İsveç’te, 8.000 yıl önce sualtında bir mezara gömülen kafataslarının keşfi, arkeologlar için oldukça şaşırtıcı oldu.

Mezarın bulunduğu alan, 8.000 yıl önce küçük bir gölün altında yer alıyordu. Yani bu kafatasları o dönemde sualtına gizlenmişti. Ayrıca araştırmacılar, mezarın üstüne yerleştirilen en az 11 yetişkin kalıntısından sadece birinin çene kemiği olduğunu, diğer çene kemiklerinin ise olmadığını söylüyor.

Mezarın içinde ise başka çene kemikleri vardı. Ancak, bir bebeğinki dışında bunların hiçbiri insana ait değildi.

Araştırmanın eş yazarı arkeolog Fredrik Hallgren, alan kazılırken parçalanmış çene kemikleri, kollar ve bacaklar dahil olmak üzere parçalanmış çeşitli hayvan kemikleri bulunduğunu söylüyor. Ayrıca bu parçaların hepsi ilginç bir şekilde hayvan vücutlarının sağ taraflarına aitti.

Hallgren, “Burada çok karmaşık bir ritüel örneği ile karşı karşıyayız. Bu ritüelin anlamını henüz deşifre edemesek de, yine de tarih öncesi avcı toplayıcıların karmaşıklığını takdir edebiliriz.”



Travmatik darbeler

Söz konusu mezar alanı, 11 yetişkini (çoğunlukla kafatasları ve birkaç kemiği var) ve doğumdan kısa süre sonra ölmüş ya da ölü doğmuş bir bebeğin tüm iskeletini barındırıyor. İskeletlerden bazılarının cinsiyetini belirlemek oldukça zor, ancak yetişkinlerden en az üçü kadın, altı veya yedisi ise erkekti.

İki tanesi kadın olmak üzere yedi yetişkinin kafatasında, keskin olmayan bir cisimle kafaya alınan darbe travması izleri var. Ancak bu travma bu insanları öldürmemişti, en azından hemen öldürmemişti. Çünkü kafataslarındaki yaralarda iyileşme izleri bulunuyor.

Kazığa geçirilmiş 8.000 yıllık kafataslarından biri.

Hallgren, “Biri bu travmadan sonra onlara sevgi göstermiş ve yardım etmiş. Onları yeniden canlandıracak şekilde iyileştirmiş.” diyor.

Yapılan bir analiz, bu katliam hakkında biraz da olsa bilgi sağladı: Travmanın büyük bir kısmı kafanın üstünde gerçekleşmişti; “Bu da travmanın insanlar arasındaki şiddetin bir sonucu olduğunu gösteriyor. Dahası, erkeklerde travmalar başlarının üstünde ve önündeyken, kadınlarda bu yaralanmalar başlarının arkasındaydı.

Daha da ilginç olanı ise, kafataslarından ikisine ahşap kazık geçirilmişti. Kazıklardan biri kırılmıştı, ancak diğeri 47 cm’lik boyuyla sapasağlam duruyordu ve araştırmacılara göre her iki kazık da kafataslarını tutmak ve yükseltmek için kullanılmıştı.

8.000 yaşındaki beynin çürümemesi, bireyin ölümünden kısa süre sonra suyun içine sokulduğuna işaret ediyor. Bununla birlikte, diğer kafataslarının bir kısmı ölümlerinden çok sonra buraya yerleştirilmiş olabilir, zira burasının onlar için ikinci bir mezar olması muhtemel.

Kafataslarında keskin olmayan bir cisimle yapılan darbeden dolayı travmalar oluşmuş.

Esrarengiz yapı

Bu garip mezar alanı, taş devri boyunca, su kenarının üzerinde yükselen birkaç tahta kazık haricinde görünür değildi.

Mezarı kim yaparsa, büyük taşları ahşap direklerle sıkıca gölün tabanına yerleştirip, yaklaşık 12 metreye 14 metre boyutlarında düz bir yapı oluşturmuştu. Mezarın her iki tarafı da bir okul otobüsü uzunluğundaydı.

Kemikler bu taşların üzerine belirli bir sırada yerleştirilmişti; arkeologlar insan kalıntılarının yapının merkezinde olduğunu, güneyde kahverengi ayı kemikleri olduğunu ve yaban domuzu, ala geyik, karaca gibi büyük av hayvanlarına ait kemiklerin ise taş yığınının güneydoğu kısmında olduğunu söylüyor.

Ritüelin bir parçası olarak, ölü hayvanların kemiklerinde kazıma işlemine dair izler vardı.

Hallgren, “Bu oldukça esrarengiz bir yapı. Gerçekten bunu yapmalarının sebebini veya neden suyun altına inşa ettiklerini anlamıyoruz.” diyor.

Gizemli olmasına rağmen, su altı mezarlığının olumlu bir yanı vardı: kalıntıları gelecek nesiller için günümüze kadar korudu. Gölün dibinde az oksijenli bir ortam vardı, dolayısıyla kemiklerin ve ahşap kazıkların ayrışmasına yetecek kadar oksijen yoktu. Buna ek olarak, bölgenin ana kayadaki kireç taşı toprağı daha alkali (veya bazik) hale getirdi, bu nedenle kemikler asit yağmuru veya asitli yeraltı sularından etkilemedi.

Zamanla, göl sazlarla kaplanmış ve bir bataklığa dönüştü. Sonunda ise bataklığın üzerinde bir orman büyüdü, ancak alan hala burası sulak bir alan.

Mezarda bulunan, kazığa geçirilmiş iki kafatasından biri. C: Fredrik Hallgren

Ne olmuş olabilir?

Bu insanlarda bu kadar çok travmaya sebep olan şey ve olağandışı gömmenin nedeni kimse tarafından tahmin edilemiyor. Bu insanların “lekelenmiş” insanlar olması muhtemel, ya da belki de kölelerdi. Ancak araştırmacılar, çoğu kez hareket halindeki avcı toplayıcı kültürlerde köle sahibi olmanın bilinmeyen bir şey olduğunu söylüyor.

Ya da belki bu insanlar başka bir avcı toplayıcı grubun saldırısının kurbanı olmuştu ve bu eşsiz mezar onları onurlandırmanın bir yoluydu.

Hallgren, “Gölün dibinde bu şekilde gömülmüş olan insanlar sıradan insanlar olamazdı. Muhtemelen öldükten sonra, hayattayken yaşadıklarından dolayı bu uygulamaya seçilmiş insanlardı.” diyor.

 

Anadolu Üniversitesi Arkeoloji Bölümü mezunu. İstanbul Üniversitesi Prehistorya Bölümü Yüksek Lisans mezunu. Aynı üniversitede Doktora adayı. İletişim: ermanbu@gmail.com

You must be logged in to post a comment Login