Neden Sadece İnsanlarda Çene Var?

Çene çıkıntısına sahip tek primat türü insan ve yeni araştırma, bunun seçilimle ortaya çıkmadığını, evrimsel bir kaza olduğunu gösteriyor.

C: Wikimedia Commons

İnsanların yaşayan en yakın akrabaları olan şempanzelerin çenesi yok. Neandertallerin, Denisovalıların ya da soyu tükenmiş başka hiçbir insan türünün de çenesi yoktu. Görünüşe göre insanlar, kelimenin tam anlamıyla bu fiziksel özelliğe sahip tek canlı. Bu “yalnız bizde olma” durumu, çeneyi fosil kayıtlarında Homo sapiens’i tanımlamak için oldukça elverişli hale getiriyor.

En basit haliyle çene, alt çenenin (mandibula) kemiksi bir çıkıntısı. Peki o zaman neden var? Nasıl ve neden evrimleşti?

Yanıt, PLOS One dergisinde bir biyolojik antropoloğun liderliğindeki ekip tarafından yayımlanan bir çalışmanın parçası olarak, insan bedenine dair bütüncül anlayışı genişletiyor: İnsan bedeni, adaptasyonların ve evrimin rastlantısal yan ürünlerinin bir karışımı.

(İlgili: Homo Türlerinde Yüz Özellikleri Bebeklikten İtibaren Belirgin)

Noreen von Cramon-Taubadel, “Çene büyük ölçüde tesadüfen evrimleşti ve doğrudan seçilimle şekillenmedi. Bunun yerine kafatasının diğer kısımlarında doğrudan seçilim sonucu ortaya çıkan evrimsel bir yan ürün olarak belirdi” diyor.

Çene bir “sprandrel”dir, evrimin amaçlamadan ortaya çıkardığı bir yan ürün. Tıpkı merdiven altındaki boşluğun herhangi bir mimari amaç için değil, bir kattan diğerine çıkmayı sağlayan merdivenin yapılmasının yan sonucu olarak var olması gibi.

C: von Cramon-Taubadel et al. 2026.

Nitekim “spandrel” terimi, Stephen Jay Gould tarafından ortaya atılmıştı ve San Marco Cathedral kubbesini taşıyan kemerlerin oluşturduğu üçgenimsi boşluklardan esinleniyor. Bu boşlukların mimari bir amacı yok; kemerlerin yan ürünüdürler.

Çene için de aynı şey geçerli.

Noreen von Cramon-Taubadel, “Çene gibi benzersiz bir özelliğe sahip olmamız, bunun örneğin hayvanın hayatta kalma şansını artırmak için doğal seçilim tarafından şekillendirildiği anlamına gelmez. Mesela çiğneme kuvvetlerini dağıtmaya yardımcı olacak şekilde alt çeneyi destekleyen bir payanda gibi” diyor. “Çene muhtemelen bir yan ürün; bir adaptasyon değil.

“Bir hayvanın hangi özelliklerinin işlevsel bir amacı olduğunu, hangilerinin bu amacın yan ürünü olduğunu daha iyi anlamanın yolu, bütünü incelemekten geçer.”

Noreen von Cramon-Taubadel ve ekibi, çenenin bir “spandrel” olduğu fikrini ortaya atan ilk araştırmacılar değil. Ancak onların çalışması, alt çenedeki değişimlerin itici gücünün doğal seçilim olduğu varsayımına büyük ölçüde dayanan önceki araştırmalardan ayrılıyor. Bunun yerine, çene söz konusu olduğunda evrimin rastlantısal olup olmadığını anlamak için, insan ve kuyruksuz maymunların kafatası özelliklerini karşılaştırarak “nötrlük” için “sıfır hipotezini” test ettiler.

Noreen von Cramon-Taubadel, “İnsan kafatasının bazı bölümlerinde doğrudan seçilime dair kimi kanıtlar bulsak da, çene bölgesine özgü özelliklerin spandrel modeline daha iyi uyduğunu görüyoruz” diyor. “Şempanze ile son ortak atamızdan bu yana gerçekleşen değişimler, çenenin kendisi üzerindeki doğal seçilimden değil; çene ve kafatasının diğer kısımlarındaki seçilimden kaynaklanıyor.”

Antropoloji içinde, insanların fiziksel özelliklere bakışında “adaptasyoncu” bir eğilim bulunur. Noreen von Cramon-Taubadel’e göre, türler arasındaki gözlenen farklılıklar, tüm özelliklerin zamanla bilinçli biçimde “şekillendirilmiş” olduğu varsayımını besleyebilir. Bu da her özelliğe bir amaç ya da işlev atfetmeye yol açar.

Noreen von Cramon-Taubadel, “Bu akıl yürütme çizgisinin karşısına ampirik kanıt koymak, bu çalışmanın ve genel olarak biyolojik antropolojinin önemli hedeflerinden biri. Bulgular, fiziksel özelliklerin evrimini değerlendirirken, özelliklerin birbiriyle bütünleşik/bağlantılı şekilde evrimleştiğini akılda tutmanın önemini vurguluyor.”


University at Buffalo. 11 Şubat 2026.

Makale: von Cramon-Taubadel, N., Scott, J. E., Robinson, C. A., & Schroeder, L. (2026). Is the human chin a spandrel? Insights from an evolutionary analysis of ape craniomandibular form. PLoS One, 21(1).

Arkeofili editöryel servisi. İletişim: arkeofili@gmail.com

You must be logged in to post a comment Login