Bilinen en eski tekne, yaklaşık 10.000 yıllık bir kano; ama kanıtlar, insanların en az 50.000 yıldır bir tür su aracı kullandığını gösteriyor.

MÖ 8.000 dolaylarında, tek bir çam kütüğünden oyulmuş bir kano, bugün Hollanda olan bölgede bir yere bırakılmıştı. Yaklaşık 3 metre uzunluğundaki bu kano, 1955’e kadar keşfedilmedi. Bir yol yapım ekibi, Pesse köyü yakınlarındaki bir turbalık bataklıktan onu ortaya çıkardı. Günümüzde “Pesse kanosu” olarak bilinen bu eser, dünyada bilinen en eski somut tekne örneği.
Ancak insanların tekneleri 10.000 yıldan çok daha uzun süredir kullandığına dair güçlü dolaylı kanıtlar var. Peki insanlar tekneleri tam olarak ne zaman icat etti?
İsveç’teki Lund Üniversitesi Arkeoloji ve Antik Tarih Bölümü’nde doçent ve araştırmacı olan Mikael Fauvelle’e göre, insanların, en azından Homo sapiens’in Avustralya’ya ulaştığı dönemden beri tekne kullandığı genel kabul görüyor.
Fauvelle şöyle diyor: “Günümüz Avustralya’sında insanların 50.000 ile 65.000 yıl önce bulunduğuna dair sağlam kanıtlarımız var. Bu da, Anakara Asya ile Sahul paleokıtası (o dönemde Avustralya’nın parçası olduğu kara kütlesi) arasında açık denizde yolculuk yapılmasını gerektiriyordu. Dolayısıyla, en azından yaklaşık 50.000 yıl önce bir tür su aracının kullanılıyor olması gerekir.”
(İlgili: 40.000 Yıl Önce Asya’da Gelişmiş Tekneler İnşa Edilmiş)
Bu durumda kanıt, eski bir teknenin fiziksel kalıntılarından gelmiyor. Bunun yerine DNA’dan geliyor: Yakın tarihli bir çalışma, Avustralya ve yakın ülkelerde yaşayan eski ve günümüz Aborjin topluluklarından yaklaşık 2.500 genomu analiz etti ve Avustralya’daki nüfusların diğer kıtalardaki nüfuslardan ne zaman ayrıştığını inceledi. İstatistiksel modeller, Kuzey Avustralya’nın ilk kez yaklaşık 60.000 yıl önce iskan edildiğini öne sürüyordu. Bu bulgular, Avustralya’daki kazı alanlarında aynı dönemlere tarihlenen aletler ve pigment buluntularıyla da örtüşüyor.
Bunun dışında, daha tartışmalı bazı arkeolojik kanıtlar, insanların denize açılmasının çok daha erken tarihlerde başlamış olabileceğini gündeme getiriyor.
Fauvelle, “Yunanistan’dan gelen bazı dikkat çekici ipuçları var. Girit’te bulunan Paleolitik taş aletler, buluntu bağlamlarına göre en az 130.000 yıl öncesine tarihlendi. Bazı arkeologlar bu tarihlendirmelere itiraz etti; ama eğer doğru çıkarsa, eski insanların Orta Holosen sırasında oraya tekneyle gitmiş olduğu anlamına gelir.” Girit, anakara Yunanistan’dan onlarca kilometre uzakta ve yaklaşık 5 milyon yıldır ada.
Bazı uzmanlar deniz yolculuğu tarihini yüz binlerce yıl, hatta bir milyondan fazla geriye götürüyor. Bu da teknelerin türümüzden daha eski olabileceği anlamına geliyor.
Arkeolog Michael Morwood’un liderliğindeki 1998 tarihli bir çalışma, Endonezya’daki Flores Adası’nda bulunan taş aletleri yaklaşık 800.000 yıl öncesine tarihlendirdi ve Homo erectus’un adaya ulaşmak için su araçları kullanmış olabileceği sonucuna vardı. Morwood’un daha sonra 2010’da ortak yazarı olduğu bir çalışma, Flores’teki başka bir alandan gelen aletlerin 1,02 milyon yıl öncesine, hatta daha da eskiye dayanabileceğini öne sürdü. Nature dergisinde geçen yıl yayımlanan bir başka çalışmada ise farklı bir araştırma ekibi, yakınlardaki Endonezya adası Sulawesi’de bulunan taş alet parçalarının, eski insan akrabalarının orada en az 1,04 milyon yıl önce alet yaptığını düşündürdüğünü ileri sürdü.
Buna karşın, eski insan akrabalarının bu adalara nasıl ve ne zaman ulaştığı konusunda hâlâ ciddi tartışmalar var. Brown Üniversitesi’nde emekli arkeoloji profesörü olan John Cherry, Girit’teki taş eserlerle ilgili sorunlardan birinin bunların “yüzey buluntusu” olması olduğunu söylüyor: Yani, belirgin toprak katmanlarının içinden çıkmış “tabakalanmış” nesnelerden farklı olarak, yüzeyde açıkta duruyorlardı.
Ayrıca bu buluntular mutlak radyometrik tarihlendirmelerden yoksun. Cherry’ye göre, Girit’teki veriler “daha fazla incelemeye dayanır ya da daha iyi tarihlendirilebilirse” daha sağlam sonuçlara varılabilir.
Cherry, Endonezya’daki çalışmaların “hepsinin çok sağlam” olduğunu söylüyor. Ancak ona göre, homininler Flores ve Sulawesi’ye kazara ulaşmış olabilir. Cherry bunu şöyle açıklıyor: “Temelde, bitki örtüsü taşıyan bir kara parçası ana karadan kopuyor; muhtemelen musonlar ya da nehir taşkınlarının yarattığı sel sırasında… ve akıntılarla ve rüzgârla okyanusa doğru sürükleniyor.”
Cherry, 2025 tarihli bir çalışmanın bazı iguanaların Kuzey Amerika’dan Fiji’ye 8.000 kilometre boyunca ‘sal üzerinde’ taşınmış olabileceğini öne sürdüğünü hatırlatıyor.
Cherry, “Bunun, maymunlar ve lemurlar gibi primatlar da dahil olmak üzere binlerce başka türde gerçekleştiğini biliyoruz. O zaman neden insanlarda olmasın?” Ayrıca Flores ve Sulawesi’deki homininlerin büyük olasılıkla Homo erectus olduğunu ve insan evrimine dair yerleşik anlayışın, Homo erectus’un deniz geçişleri yapmak için gereken toplumsal yapılara, iletişim kapasitesine ya da karmaşık eklemeli teknolojilere sahip olmasının pek olası olmadığını da ekliyor.
Eski insanların denize ne zaman açılmış olursa olsun, bir de onları buna iten şeyin ne olduğu sorusu var. Fauvelle’in birkaç fikri var. Bunlardan biri de yiyecek arayışı.
Fauvelle, “Su ekosistemleri zengin gıda kaynaklarıyla dolu. … Göllerde, nehirlerde ya da haliçlerde su araçlarıyla yapılan pek çok erken denemenin balıkçılık ya da başka sucul gıda kaynaklarını toplama amacıyla yapılmış olması çok muhtemel” diyor.
Tekneler ayrıca, örneğin av alanlarından eve büyük hayvan leşlerini taşımak ya da taş ocaklarından çakmaktaşı veya obsidyen taşımak gibi durumlarda, “büyük miktarda malzemeyi kolayca taşımak için mevcut en iyi araçlar olurdu. Ve belki de insanlar, her zaman bilinmeyeni keşfetme dürtüsüne sahipti.
Fauvelle, “İnsanlık tarihi boyunca yeni bölgeleri keşfetme eğilimi çok güçlü oldu ve pek çok durumda bu keşifler tekneyle yapılmıştı” diyor. “Ailenizle yeni bir bölgeye taşınıyorsanız, muhtemelen yanınıza birçok şey almanız gerekir; teknelerin lojistik kapasitesi de bu tür yolculukları büyük ölçüde kolaylaştırır.”
Live Science. 1 Şubat 2026.
You must be logged in to post a comment Login