İnsan Yüzü, Neden Tarih Boyunca Cezaların Hedefi Oldu?

Zaman ve kültürler boyunca, yüze zarar verme pek çok suç için tercih edilen bir ceza biçimi oldu. Peki neden?

Yüzler, sosyal bilişimizin temel bir özelliği. Bu nedenle, yüzleri tahrip etmek, bazı kültürel değerlere göre birini sapkın olarak işaretlemenin bir yolu olabilir. C: Wikimedia Commons

Yüz, insan etkileşiminin merkezinde ve çoğu zaman karşılaştığımız insanlar hakkında bilgi aldığımız ilk yer. Tarih boyunca yüzler hem hayranlık hem de korku konusu oldu. Bir yandan kimlik ve duygusal durum hakkında ipuçları verirken, diğer yandan sosyal yargılar ve önyargıların odak noktası hâline geldi. Ve yeni bir derlemeye göre, yüzyıllar boyunca pek çok kültürde cezanın doğrudan hedefi de yüzdü.

Antik Mısır’dan Orta Çağ Avrupa’sına ve hatta modern örneklere kadar insanlar, cezalandırmak ve aşağılamak için kasıtlı olarak yüzlere saldırdı.

Yüzlerin sosyal etkileşimlerimizde önemli bir rol oynadığını söylemek hafif kalır. Daha bebeklikten itibaren yüzleri işlemeyi öğreniyoruz. Hatta bebeklerin görsel dünyası çoğu zaman yalnızca diğer insanların yüzleriyle sınırlı ve nesnelere göre yüzlere doğal olarak daha fazla ilgi duyuyorlar.

(İlgili: Antik Peru’da Siyasi Kriz Anında Şiddet Eylemleri Artmış)

Yüzler, evrimsel tarihimizde de önemli bir rol oynadı. Algılanan yüz çekiciliği, genel sağlıkla ilişkili bir işaret olarak yorumlanabiliyor, gerçi bu fikri sorgulayan araştırmalar da var.

Yine de çekicilik etrafındaki yargılar, derin kültürel ve sosyal anlamlara sahip. Tarih boyunca insanlar çekiciliği güvenilirlik ve daha olumlu ahlaki özelliklerle ilişkilendirdi. Buna karşılık, çekici bulunmayan ya da “alışılmadık” yüzlere sahip olanlar, çoğu zaman daha az güvenilir ve daha kötü karakter özelliklerine sahip olarak görülüyor.

Yüzlere bu kadar yüksek bir “sosyal anlam” yüklenmişken, tarihte cezanın odağı hâline gelmeleri şaşırtıcı değil. Yeni bir derleme makalesine göre, yüzlere sık sık hukuki ya da ahlaki ihlalleri cezalandırmanın bir yolu olarak kasten zarar verildi.

“Yüzü hedef almanın ardındaki motivasyonlar, kimlik, güzellik, simetri ve sembolik saflıktaki merkezi rolüne dayanıyor olabilir” diye açıklıyor yazarlar.

Kasıtlı sakatlamaya dair en erken kanıtlar, Suriye’nin güneyinden ele geçen Neolitik kafataslarında görülüyor. Bu kalıntılarda burnun, üst çenenin ve elmacık kemiklerinin hasar gördüğü fark ediliyor. Göz çukurları ve ağız bölgesini bozmak için kasıtlı çaba izleri de mevcut. Bu bağlamda cezalandırma gelenekleri hakkında çok az bilgimiz olsa da, bu sakatlamaların sembolik düşmanlığı yansıttığı düşünülüyor.

Burnu kesmek ya da kulakları koparmak, dünyanın pek çok kültüründe görülmüş bir uygulama. Yeni Krallık Mısır’ında (MÖ 1.550 ila 1.070) çeşitli suçlar için yaygın bir ceza olarak karşımıza çıkıyor, her ne kadar her zaman uygulanmamış olsa da. Amaç, burnu ve kulakları keserek kişinin ruhuna öteki dünyada zarar vermek, duyularını elinden alıp tanrısal olanla etkileşimini kısıtlamaktı.

Kadınlar çoğu zaman yüze zarar vermenin en yaygın hedefi oldu. Anglo-Sakson İngiltere’sinde genç kadınların burun, dudak veya alınları ceza olarak zarar görebiliyordu. Daha geç Orta Çağ bağlamlarında, özellikle zina gibi cinsel “sapkınlıklar” için kadınlar cezalandırma amacıyla sakatlanıyordu. Örneğin Kral Knut’un ikinci yasa derlemesi, zina yapan kadınların burun ve kulaklarının kesilmesini öngörüyordu.

Benzer uygulamalar Orta Çağ Hindistan’ında da görülüyor ve hukuk metinlerinde kayda geçmiş durumda. Yüze zarar vermek; hırsızlık ve saldırıdan, zina ya da ihanete kadar çeşitli suçların cezası olabiliyordu.

Modernitenin ortaya çıkışıyla birlikte insanların birbirini sakatlamasının yeni yolları da devreye girdi. 1740’lardan itibaren, sülfürik asit gibi kimyasallara endüstriyel ölçekte erişim sağlanınca, asit saldırıları daha yaygın hâle geldi. Hatta yakın yıllarda bile, asit hâlâ insanları sakatlamaya yönelik saldırılarda kullanılıyor; örneğin Birleşik Krallık’ta ve Doğu Asya’da.

Peki yüz sakatlaması, bu kadar farklı yerde neden bu denli “çekici” bir ceza biçimi oldu? Cevap elbette karmaşık. Ancak yeni çalışmanın yazarları, çoğu vakanın cinsiyet ve toplumsal cinsiyetle ilgili motivasyonlara dayandığını, ayrıca bu uygulamanın norm ihlalcilerini kolayca işaretlemenin bir yolu olduğunu öne sürüyor.

Modern bağlamlarda, Doğu Asya’da yüz sakatlanması mağdurlarının yaklaşık yüzde 80’i kadın ve saldırganların yüzde 40’ı kurbanın eşi. Ancak bu cinsiyet ayrımı her yerde aynı değil. Uganda’da mağdurların cinsiyetleri arasında ciddi bir fark yokken, Nijerya’da bu tür şiddetin hedefi daha çok erkekler.

“Yüz sakatlamasının tarihsel örnekleri, çoğu zaman ahlaki ihlaller için cezalandırma biçimi olarak ve yasa ile düzenlenmiş şekilde karşımıza çıkarken, modern yüz sakatlaması daha çok, algılanan ahlaki ihlallere karşı kişisel düzeyde intikam motivasyonundan kaynaklanıyor gibi görünüyor” diye açıklıyor yazarlar.

“Pek çok vaka romantik ya da cinsel anlaşmazlıklar bağlamında gerçekleşiyor ya da karşıt çetelerin üyelerini küçük düşürmek amacıyla yapılıyor. Genel olarak, yüz sakatlamasında amaç, öldürme niyetini gizlemekten ziyade, mağdurun utandırılması yoluyla devamlı bir ceza yaratmak.”

Araştırmanın vurguladığı önemli noktalardan biri bu: Zaman ve kültürler boyunca yüz sakatlaması, birinin hayatını sonlandırmaktan çok, ona kalıcı bir yaptırım damgası vurmanın yolu olarak ortaya çıkmış olabilir.

“İnsanlar olarak, estetik yargılar yoluyla yüzlerden sosyal, kültürel, ahlaki ve üreme değerleri çıkarıyoruz. Yüzlere kalıcı zarar vermek, algılanan ahlaki ihlaller için uygulanan, bireyi tanımlayan, küçük düşüren ve değerini azaltan kadim bir cezalandırma yolu” diyor ekip.

“Bu yolla, yüz sakatlaması, estetiği bilinçli olarak sosyal düzenlemeyle ilişkilendiriyor ve sosyal gruptaki diğerlerine sinyal gönderiyor. Yüzleri ‘norm dışı’ olarak işaretlemek, ahlaki bir ihlalin sinyali olarak kullanılıyor. Normdan sapma, ahlaki bir uyarı sinyali olarak algılanırken, estetik normlara uyum ahlaki değeri işaret ediyor.”

Ekip, gelecekteki araştırmaların yalnızca mağdurların sonuçlarını değerlendirmekle kalmayıp, saldırganların motivasyonlarını ve sosyo-kültürel etkileri de incelemesi gerektiğini savunuyor.

“Kasıtlı yüz sakatlama olgusunu daha iyi anlamak, yargı ve halk sağlığı politikalarını şekillendirmeye yardımcı olabilir” diye belirtiyorlar.

“Önleyici politikalar, yalnızca arz tarafını kontrol etmenin (örneğin aşındırıcı maddelerin düzenlenmesi ve izlenmesi) ötesine geçmeli; yüze zarar vermeyi, kalıcı psikososyal zarar veren, ağırlaştırıcı ya da bağımsız bir suç olarak hukuken tanıma yoluna da gidebilir.”


IFL Science. 31 Aralık 2025.

Makale: Hartung, F., Levasseur, M., Lomax, E. J., & Richards, G. (2025). Face Value: Beauty, Punishment, and the Moral Politics of Appearance. Behavioral Sciences, 15(12), 1717.

Anadolu Üniversitesi Arkeoloji Bölümü mezunu. İstanbul Üniversitesi Prehistorya Bölümü Yüksek Lisans mezunu. Aynı üniversitede Doktora adayı. İletişim: ermanbu@gmail.com

You must be logged in to post a comment Login