Maraton Koşusunun Antik Kökenleri

Antik Olimpiyat Oyunlarının hiçbir zaman bir parçası olmasa da, maraton koşusu da Antik Yunan kökenli ve Maraton kelimesi, bölgede büyüyen ve savaş alanına da adını veren, rezene bitkisi için Antik Yunanca bir kelime.

İstikrarlı ritimleriyle üç uzun mesafe koşucusu. MÖ 333’te yapılan Panathenaik amforadan uyarlanmıştır.

Antik Olimpiyat Oyunlarının hiçbir zaman bir parçası olmuş olmasa da, maraton koşusu da Antik Yunan kökenlidir. Yunanlı tarihçi Herodot’a göre, Atinalılar, Persler’in MÖ 490’da Atina’ya saldırmak için Maraton’a ulaştıklarını öğrendiklerinde, Pheidippides adlı bir elçi yardım talebiyle Sparta’ya kadar koştu. Bu orijinal ‘maraton koşucusu’ iki günden daha kısa bir sürede engebeli arazi üzerinde 260 kilometre uzunluğunda yol kat etti! Persler, sonrasında Maraton Savaşı’nda yenildiler. Maraton kelimesi, bölgede büyüyen ve savaş alanına da adını veren, rezene bitkisi için Antik Yunanca bir kelime.



Uzun mesafe yarışları başlangıçta dahil edilmemiş olmasına rağmen, koşu, Antik Olimpiyatların çok önemli bir parçasıydı. Kısa bir hızlı koşu (sprint) olan stadyum yarışı (ya da ‘stade’), ilk 13 Olimpiyatta yer alan en eski ve doğrusunu söylemek gerekirse ‘tek’ müsabakaydı. Modern “stadyum” sözcüğü buradan gelmiştir ve kazananın adı o yılki Olimpiyat’a verilirdi. İzlenilen koşu yolu dairesel değil, düz ve yaklaşık 192 metre olarak ölçülmüştür.

Maraton’da bulunan bir hançer, MÖ 5. yüzyıl Yunanistan.

Olympia’daki programa yavaş yavaş diğer koşu yarışları da eklendi. Çift borudan oluşan müzikal bir enstrümandan adını alan diaulos, stadyumun iki katı uzunluğundan oluşuyordu; dolicholar ise 20 veya 24 kat uzunluktan oluşan uzun mesafeli bir yarıştı. Tüm zamanların en iyi Olimpiyat koşucusu, MÖ 164-152 tarihleri arasında gerçekleşen dört Olimpiyat’ın her birindeki üç karşılaşmanın hepsini kazanan Rodoslu Leonidas’dı. 12 yıl boyunca böyle bir zindeliği korumak (tüm koşu yarışları aynı gün olurdu) bir koşucu için olağanüstü bir başarıydı ve bu sebeple şehrinde yerel bir tanrı olarak tapınmaya başladı.

Bir kısa mesafe koşucusunun güçlü eylemi. Antik Yunan’da yapılmış Amfora, yaklaşık MÖ 550-525.

Bugün bildiğimiz şekliyle maraton, 1896’daki modern Olimpiyat Oyunlarına kadar bir müsabaka olarak değerlendirilmedi ve hatta uzunluk konusunda çeşitlilik göstermesi de o zaman ortaya çıktı. İlk modern olimpik maratonlar, Maraton ve Atina arasındaki mesafeye eş bir uzunluktaydı, yani yaklaşık 40 km civarında. Maraton, genellikle stadda biten, olimpiyatlardaki son atletik yarıştır. Şu anki standart uzunluk 26 mil ve 385 metre (yaklaşık 42 km), ilk defa Londra’daki 1908 Oyunları’nda gerçekleşti.

İstikrarlı ritimleriyle üç uzun mesafe koşucusu. MÖ 333’te yapılan Panathenaik amphora

Kadınlar Olimpiyat Oyunlarında yarışamıyorlardı, ancak Olympia’da kendi festivalleri vardı. Bu festivaller Heraia olarak adlandırılır ve Hera şerefine yapılan oyunlardan oluşurdu. Bunlar da her dört yılda da kutlandı, ancak tek bir müsabaka türü vardı – koşu yarışı. Farklı yaş gruplarındaki kızlar için üç ayrı yarışma bulunurdu. Kazananlar Olimpiyat galibi gibi zeytin dalıyla taçlandırılır ve Hera’ya kurban edilen hayvan derisinden bir parça verilirdi. Olimpiyat ödül sahiplerinin kendilerine ait heykellerinin olmasına izin verildiği gibi, bu festival galiplerinin de Hera tapınağında resmedilme ayrıcalığı verilirdi.

Koşan kadın bronz figür. MÖ 520-500.

Sparta’da kız çocukları, erkek çocuklarıyla aynı egzersizleri yapıyor olmalıydılar, çünkü ancak güçlü annelerin iyi Spartalı askerler doğuracağı düşünülüyordu. Yukarıdaki kadın koşucunun bronz heykeli büyük bir olasılıkla kadınların da atletizm aktivitelerinde yer aldığı Sparta’dandır. Görünümü, Antik Yunan coğrafyacısı ve yazar Pausanias’ın Heraia’da yarışan kız tanımına oldukça uygundur: “Saçları omuzlarına düşer, tuniği dizin biraz üstüne gelir ve sağ omuzları göğsüne kadar çıplaktır.” (Greece V 16.4’ten).

Olimpiyat Oyunlarının Kökeni

Futbolun Kültürel Tarihi: Ortaçağ Avrupa’sında Futbol

Uzun Mesafe Koşabilmek Cazip Erkek Genlerinin Evrimsel Göstergesi Olabilir


British Museum, Judith Swaddling, 11 Eylül 2017.

Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümünü bitirdikten sonra, Uludağ Üniversitesi’nde Arkeoloji Yüksek Lisansı’nı tamamladı. Daha sonra, halen öğrenim gördüğü İstanbul Bilgi Üniversitesi Kültür Yönetimi Bölümü’nde ikinci yüksek lisansına başladı. Kültür Mirası üzerine odaklandığı bu programda şu an tez aşamasında.

You must be logged in to post a comment Login