Aberdeen’de bulunan altın diş köprüsü, Orta Çağ İskoçya sakinlerinin ağız sağlığı ve sosyal statüleri hakkında somut veriler sunuyor.

Ağız bakımı eksikliği, tarih boyunca diş sağlığını olumsuz etkileyen kaçınılmaz bir faktör olmuştur. Arkeolojik veriler, geçmiş toplumlarda ağız sağlığının genel olarak sanıldığından çok daha sorunlu olduğunu defalarca kanıtladı. Bu durum, antik çağlardan itibaren dişleri restore etmek için geliştirilen yaratıcı çözüm arayışlarını da beraberinde getirdi.
Günümüzde arkeologlar, İskoçya’daki bilinen en eski diş köprüsü örneğini tanımladılar. Yayımlanan yeni bir çalışma, Orta Çağ’da Aberdeen’de gömülmüş bir erkeğin dişlerinde bulunan bu sofistike düzeneği detaylandırıyor.
Modern diş hekimliği öncesinde diş bakımı
Diş hekimliği resmi olarak ancak 19. yüzyılda bağımsız bir meslek dalı haline gelse de, tedavi ve restorasyon girişimlerinin geçmişi binlerce yıl öncesine uzanıyor. Diş bakımına dair izler, yaklaşık 14.000 yıl önceki Geç Üst Paleolitik döneme kadar takip edilebiliyor. Arkeologlar bu dönemde çürük dişler üzerinde yapılmış olası müdahaleleri saptadılar. Bir başka çarpıcı kanıt ise Slovenya’dan geliyor: Yaklaşık 6.500 yıl önce yaşamış bir bireyin diş kovuğuna balmumu dolgu yapıldığı tespit edildi.
Kayıp bir dişin yerini doldurmak veya sallanan bir dişi sabitlemek amacıyla kullanılan gümüş veya altın tellerden oluşan “diş bağları”, MÖ 2.500 gibi erken bir tarihte Mısır’da görüldü. Ancak uzmanlar, bu uygulamaların bir kısmının tıbbi amaçtan ziyade, bedenin “eksiksiz” uğurlanması adına ölümden sonra yapıldığına inanıyor.
(İlgili: Fransız Aristokratın Dişlerindeki Sır Çözüldü)
Araştırmacılar, tıbbi ve bilimsel incelemelere dayanarak, ağız sağlığına yönelik çözümlerin Orta Çağ Avrupası’nda daha yaygın hale geldiğini belirtiyor. Fakat o dönemde bu işlemler genellikle tıp uzmanları tarafından gerçekleştirilmiyordu.
Araştırmacılara göre; “Dönemin cerrahi metinleri, diş ve genel ağız sağlığı konusundaki talimatlarında oldukça kısa ve özdü. Bunun temel sebebi, Orta Çağ hekim ve cerrahlarının dişleri kendi uzmanlık alanlarının dışında görmesiydi. Bu dönemde dişlerle genellikle berberler veya dentatores olarak adlandırılan, bu konuda uzmanlaşmış kişiler ilgilenirdi.”
Avrupa arkeolojisinde 17. yüzyıl öncesine tarihlenen diş bağı örneklerine nadiren rastlanıyor ve İskoçya’da şimdiye kadar böyle bir buluntuya hiç rastlanmamıştı.

Yüz birey, bir diş bağı
2006 yılında, İskoçya’nın Aberdeen kentindeki St. Nicholas Kilisesi’nde yürütülen kazılarda, yaklaşık 900 bireye ait iskelet kalıntısı ve 3,5 metrik ton miktarında kemik materyali gün ışığına çıkarıldı. 14. ve 16. yüzyıllar arasında kapsamlı bir yeniden inşa ve genişleme sürecinden geçen yapı, o dönemde İskoçya’nın en büyük kiliselerinden biri olarak kabul ediliyordu.
İskoçya genelindeki sağlık eğilimlerini inceleyen bir araştırma projesi kapsamında, St. Nicholas Kilisesi’nden kurtarılan iskeletler yeniden değerlendirildi. Kalıntılar arasında, bazı dişleri birbirine bağlayan ve merkezinde bir dişin eksik olduğu altın bağlı bir alt çene kemiği de vardı. Bir köprü işlevi gören bu düzenek, muhtemelen ya bir protez dişi tutuyor ya da sallanan bir dişi yerinde sabitliyordu. İncelenen 100 birey arasında, diş bağına sahip tek kişi bu örnekti.
Ekip, çene kemiğine radyokarbon tarihleme uygularken; telin bileşimini analiz etmek için taramalı elektron mikroskobu ve X-ışını spektroskopisi kullandı. Bireyin yaşı ve cinsiyeti, iskelet özellikleri ve diş aşınmaları üzerinden tahmin edildi. Sonuçlara göre bu kişi, MS 1460 ile 1670 yılları arasında Aberdeen’e gömülmüş orta yaşlı bir adamdı. Dişler üzerindeki izler, bu diş bağının birey ölmeden çok uzun zaman önce takıldığını ve aktif olarak kullanıldığını kanıtlıyordu.
Bağ teli, 20 ayar altın alaşımından imal edilmişti. Araştırmacılar, o dönemde Aberdeen’de faaliyet gösteren ve bu hassas altın teli üretip sabitleyecek düğümü atabilecek en az 22 kuyumcu olduğunu belirtiyor. Böylesine bir parçanın varlığı, bireyin sadece yetenekli zanaatkarlara erişimini değil, aynı zamanda muhtemelen yüksek refah seviyesini de işaret ediyor. Bu uygulama çiğneme yeteneğini ve ağız fonksiyonlarını korumasına yardımcı olmuş olsa da, arkasındaki motivasyonun toplumsal beklentilerle de ilişkili olması muhtemel.
Araştırmacılara göre; bu prosedürün uygulanmasının altında yatan nedenler muhtemelen çok boyutluydu. Geç Orta Çağ ve Erken Modern dönemlerde, bireyin dış görünüşünün karakterinin bir yansıması olduğuna inanılıyordu. Kişinin sağlıklı algılanması, ruhun saflığı ve günahlardan arınmış olmasıyla ilişkilendirilirdi. Bu nedenle, gülüşün toplumsal önemi, bu tür tedavileri karşılayabilecek durumda olanları çözüm arayışına itiyordu.
Ekip, bu üst düzey diş işçiliğinin yerel olarak Aberdeen’de mi yoksa farklı bir merkezde mi yapıldığını kesin olarak söyleyemese de; bu vaka analizi, modern öncesi restoratif diş hekimliği uygulamalarına dair giderek artan bilimsel kanıtlara büyük bir katkı sunuyor.
Makale: Dittmar, J., Crozier, R., Cameron, A., et al. (2026). Restorative dentistry in Early Modern Scotland: Archaeological evidence of the use of a gold ligature. British Dental Journal, 240, 555–559.
You must be logged in to post a comment Login