Camın Kısa Bilimsel Tarihi

Metal külçeler, batıklar ve uluslararası ticarette önemli bir yere sahip camın zengin geçmişi, modern arkeoloji ve malzeme bilimi kullanılarak inceleniyor.

Bu cam balık, Amarna’da oldukça mütevazı bir evde, birkaç başka nesneyle birlikte alçı bir zeminin altına gömülü olarak bulundu. Bir zamanlar içinde merhem saklanmış olabilir. C: British Museum.

Bugün cam sıklıkla sıradan, mutfakta rafta duran bir objenin ana bileşeni olarak hayatımızda yer etse de, antik zamanlarda krallar için değerliydi.

Binlerce yıl önce, antik Mısır firavunları, hayattayken -hatta öldüklerinde bile- etraflarını bu malzemeyle dekore ettiler ve böylelikle arkeologların ortaya çıkarması için çarpıcı örnekler bırakmış oldular. Örneğin, Tutankamon’un mezarında dekoratif bir yazı paleti ve bir zamanlar uyuyan bir hanedan mensubunun başını desteklemiş olabilecek masif camdan yapılmış iki mavi renkli bir koltuk başlığı bulunuyordu. Tutankamon’un cenaze maskesi ise, firavunun yüzünü çerçevelemek için altın ve mavi cam kakmalardan oluşuyordu.

(Tutankamon’un Mezarındaki Sarı Cam Gizemi Çözüldü)

İngiltere’deki Cranfield Üniversitesi’nde arkeometri uzmanı olan Prof. Andrew Shortland, “Geç Tunç Çağı’nın malzemelerinin daha kullanışlı olan devetüyü, kahverengi ve kum tonlarıyla dekore edildiği bir dünyada, mavi, mor, turkuaz, sarı, kırmızı ve beyaza doymuş renklerin camda kullanılmasıyla birlikte, bu malzeme aslında değerli taşlar haricindeki üretilmiş en çarpıcı renkleri verebiliyordu.” Böylece, malzeme hiyerarşisinde cam, gümüş ve altının biraz altında kalacak ve neredeyse değerli taşlar kadar değerli olacaktı.

Ancak bu değerli malzeme hakkında akıllarda birçok soru vardı. Cam ilk nerede ve nasıl üretildi? Renklendirme işlemi nasıl yapıldı ve antik dünyada cam ticareti nerelere yapılıyordu? Bu soruların çoğu hala gizemini korusa da, son on yılda malzeme bilimi teknikleri ve geçmişte kazılan eserlerin yeniden analizi cam hakkında daha önce bilmediğimiz ayrıntıları doldurmaya başlıyor.

Bu analiz ayrıca, Tunç Çağı zanaatkarlarının, tüccarlarının ve krallarının yaşamlarına ve aralarındaki uluslararası bağlantıların anlaşılması için bir olanak sağlıyor.

Günümüz Mısır’ında Tell el-Amarna’da bulunan ve kralların çivi yazısı yazışmalarını taşıyan bir dizi kil tabletten oluşan Amarna Mektupları, cam üretimine dair referanslar içerir. Bu tabletlerden bir tanesinde, Aşkelonlu Kenan hükümdarı Yidya’nın Firavun için bir cam siparişi hakkında yaptığı yorum yapıyor (resimde gösterilenler gibi): “Firavuna gelince, kralımız ona 30 ‘parça’ cam göndermesini emretti, şimdi krala gönderiyorum. Ayrıca, gökten gelen Güneş’in sevdiği ve Güneş’in oğlu kralımızın emirlerine itaat etmeyen köpek kimdir?” C: British Museum.

Geçmişten gelen cam

Hem antik hem de modern dünyada cam, düzensiz atom yapısıyla karakterize edilen, genellikle silikon dioksit veya silikadan üretilmiş bir malzemedir. Kristal kuvarsda atomlar, tekrar eden bir düzende belirli aralıklara sahiptir. Ancak camda, aynı atom yapıları -oksijen atomuyla bir araya gelmiş bir silikon atomu- düzensiz bir yapıdadır.

Arkeologlar, en erken MÖ 3. binyıla tarihlenen cam boncuklar buldular. Ancak, kökeni aynı malzeme ve teknolojiye dayalı olan sır (camsı tabaka – cila) daha da erken bir döneme tarihleniyor. Mısır’da, Yunanistan’ın Miken Uygarlığı’nda ve Yakın Doğu olarak da adlandırılan Mezopotamya’da (şu anda Suriye ve Irak’ı kapsıyor) cam üretimi Geç Tunç Çağı’nda (MÖ 1600 ila 1200) gerçekten başlamış gibi görünüyor.

Bugünün aksine, o zamanların camları genellikle opak bir yapıya sahipti, renkleri doygundu ve silikanın kaynağı kum değil, ezilmiş kuvars çakıllarıydı. Antik dünyanın zeki insanları, ezilmiş kuvarsın erime sıcaklığını Tunç Çağı fırınlarında ulaşılabilecek seviyeye nasıl düşürebileceklerini keşfettiler: Sodyum karbonat veya bikarbonat gibi yüksek oranda tuz içeren çöl bitkilerinin küllerini kullandılar. Bitkiler ayrıca, camı daha dayanıklı hale getiren kireç (kalsiyum oksit) içerir. Antik cam ustaları ayrıca koyu mavi için kobalt ve sarı için kurşun antimonat gibi cama renk veren malzemeler kullandılar. Yüksek sıcaklıklarda camın eriyik yapısı içinde eriyen bu bileşenler, araştırmacıların bugün antik camın üretimiyle ilgili aradığı kimyasal ipuçlarına katkıda bulunuyor.

Amerika’nın Illinois eyaletindeki Northwestern Üniversitesi’nden malzeme bilimcisi ve konuyla ilgili çalışmalardan birinin ortak yazarı Marc Walton, “Antik dönemde cam üretiminde kullanılan hammaddeleri ayrıştırmaya başlayabilir ve ardından dünyanın neresinden geldiğini önerebiliriz.” diyor.

Ancak bu ipuçları araştırmacıları belirli bir yere kadar götürdü. Shortland ve meslektaşları yaklaşık 20 yıl önce camın kökenini araştırırken, Mısır, Yakın Doğu ve Yunanistan’dan gelen antik camların kimyasal açıdan birtakım benzerlikler gösterdiği ve o dönemde mevcut tekniklere dayanarak bu benzerliklerin ayırt edilmesinin zor olduğu ortaya çıktı.

Ancak bu duruma istisna bir örnek, 1980’lerde alüminyum, manganez, nikel, çinko ve kobalt gibi cama uçsuz bucaksız mavi bir renk veren elementleri keşfeden Polonyalı kimyager Alexander Kaczmarczyk’in çalışması sayesinde keşfedilen mavi camdı. Kaczmarczyk’in ekibi, bu elementlerin antik cam örnekleri içerisindeki nispi miktarlarını inceleyerek, belirli Mısır vahalarında cama mavi rengini vermekte kullanılan kobalt cevherini mineral kaynağına kadar takip etti.

Shortland, Kaczmarczyk’in kaldığı yerden devam ederek, eski Mısırlıların kobalt elementiyle nasıl çalıştığını anlamak için başka bir araştırmaya başladı. Şap adı verilen ve sülfat içeren bir bileşik, normalde camın içine karışmaz. Ancak Shortland ve meslektaşları, Geç Tunç Çağı zanaatkarlarının uyumlu bir pigment oluşturmak için kullanmış olabileceği bir kimyasal reaksiyonu laboratuvar ortamında yeniden üretti. Böylece, aslında Mısır mavi camına benzeyen koyu renkte bir mavi cam ürettiler.

Bu yüzyılın ilk yıllarında, nispeten yeni bir yöntem konu hakkında daha fazla bilgi sağladı. Lazer Endüktif Eşleşmiş Plazma Kütle Spektrometresi ya da LA-ICP-MS olarak adlandırılan teknik, bir malzemenin çıplak gözle görülemeyen partiküllerinin karakterini belirlemek için lazer kullanır. Shortland, “Bu yöntem, bir müze için büyük bir çekiç çıkarıp ondan bir parça almaktan çok daha kabul edilebilir.” diyor. Ardından, bir dizi elementi ölçmek için kütle spektrometrisini kullanarak numunenin kimyasal bir parmak izini oluşturuyor.

Bu yönteme dayanarak, 2009’da Shortland, Walton ve diğerleri, Yunanistan’da ortaya çıkarılan Geç Tunç Çağı cam boncuklarını incelediler ve bazı araştırmacılar bu bölgede üretilen o dönemin camlarının kendi cam üretim atölyelerinde üretilmiş olabileceğini öne sürdüler. Ancak yapılan bu analiz, Antik Yunan camının ya Antik Yakın Doğu ya da Mısır izlerine sahip olduğunu, Yunanistan’ın her iki bölgeden de cam ithal ettiği ve belirli bir ölçekte cam imalatı yapmış olsa da üretimin yerel olmadığı fikrini destekleyecek veriler ortaya koydu. Antik Mısır camları daha yüksek oranlarda lantan, zirkonyum ve titanyuma sahip olma eğilimindeyken, Yakın Doğu camları daha fazla krom içeriyordu.

Amarna’da toplanan cam parçaları. C: University College London 2015.

Belirsiz kökenler

Fakat cam ilk nerede ortaya çıktı? En az 100 yıldır araştırmacılar iki ana rakip bölge üzerinde tartışıyorlar: Antik Yakın Doğu ve Mısır.  MÖ 1500 yıllarından kalma bazı güzel, iyi korunmuş cam eserlere dayanarak, Mısır ilk başta tercih edilen bölgeydi. Ancak 1980’lerde, arkeologlar MÖ 1500’lerden kalma olduğu düşünülen, günümüz Irak’ında bir Geç Tunç Çağı taşra kasabası olan Nuzi’de bir sürü cam bulduktan sonra araştırmacılar, camın kökenini Antik Yakın Doğu’da aramaya başladılar.

Yine aynı zamanlarda, arkeolojik metinlerin yeniden analizi sayesinde, Nuzi’nin tahmin edilenden 100 ila 150 yaş daha geç bir döneme tarihlendiğini ve o dönemde Antik Mısır’da cam üretiminin daha gelişmiş olduğunu ortaya çıkarıldı; ve böylelikle araştırmacılar bir kez daha Antik Mısır’ı göz önünde bulundurmaya başladılar.

Ancak hikaye burada bitmiyor. Cam, özellikle nemli koşullarda bozulabilir. Antik Mısır mezarlarında ve şehirlerinde bulunan arkeolojik objeler, düşük nem oranına sahip çöl ikliminin neredeyse ideal olan koruma ortamının da yardımıyla binlerce yıldır bozulmadan günümüze ulaşabiliyor. Öte yandan, Mezopotamya’nın taşkın ovalarındaki mezarlardan ele geçen cam buluntularının, suyun camı deforme ederek stabilize bileşikleri sızdırır hale getirdiği ve camı toza dönüştürdüğü tespit edildi.

Bu bozulan camı tespit etmek zor ve sergilemek imkansız olduğundan, bu durum birçok Antik Yakın Doğu cam örneğinin araştırmacıların gözünden kaçabileceği anlamına geliyor. Shortland, “Bence birçok antik cam çevresel etkenlerden dolayı bir şekilde ortadan kayboldu. Bölgede ilk kazıları gerçekleştiren araştırmacılar, bu bozulmuş antik camlara, kazıda bulunabilecek diğer şeylerden daha az dikkat etti.” diyor.

Sonuç olarak: Shortland, “Şu anda hangisinin en erken olduğuna gerçekten karar veremezsiniz.” diyor.

Arkeoloji ve malzeme bilimi, antik dünyada camın nerede üretildiğine ve Geç Tunç Çağı’nda cam ticaretinin imparatorluklar arasında nasıl yapıldığına dair ipuçlarını ortaya çıkarıyor. C: C.M. Jackson / Science 2005 with modifications by Th. Rehren / Knowable Magazine.

Cam yapımını bulmak

Camın nerede yapıldığını tespit etmek zor. Bunun nedeni kısmen, camın hem tamamlanmış objeler olarak hem de boncuklar veya kaplar üretmek için işlenecek ham cam olarak sıklıkla ticaretinin yapılıyor olmasıydı.

Diğerlerinin yanı sıra Tutankamon’un mezarındaki objelerdeki işçiliği inceleyen Lefkoşa’daki Kıbrıs Enstitüsü’nden arkeolojik malzeme bilimcisi Thilo Rehren, camın antik imparatorlukları birbirine bağlamaya yardımcı olduğunu belirtiyor. Rehren, “Krallar, diğer yöneticilere gemilerle farklı türde materyaller göndererek, bunların karşılığında onlardan mal veya sadakat bekliyorlardı.” diyor. Geç Tunç Çağı’ndan kalma antik envanterler fildişi, değerli taşlar, ahşap, hayvanlar, insanlar ve daha fazlasının değiş tokuşunun yapıldığını ortaya koyuyor. Ancak, bu hediye ve haraç ticaretinde camın rolü tam olarak anlaşılamasa da, ticareti yapılan eserlerin bileşimi incelendiğinde cam ürünlerin de takaslarının yapılmış olabileceği düşünülüyor. 

Mısır’ın Gurob kentinde, bir zamanlar harem sarayı olduğu düşünülen bir bölgede bulunan cam boncuk bir kolyeye yapılan incelemede, Shortland ve meslektaşları Mezopotamya ile ilişkili bir takım kimyasal izler buldular: Bu izler, nispeten yüksek krom seviyelerinden oluşuyordu. Kolyeye ait olan boncukların konumu, muhtemelen firavuna eş olarak gönderilen Yakın Doğulu kadınlarla birlikte çok değerli mücevherlerin Firavun Thutmose III’e hediye edildiğini gösteriyor. Shortland, kimyayı dahil ederek “Antik Mısır ve diğer bölgeler arasında değiş tokuşa dayalı bir ticaretin o dönemlerde yapıldığını yeni yeni görmeye başladık.” diyor.

1980’lerin başında, dalgıçlar, Türkiye kıyılarında bu tür takaslara çok iyi örnek olabilecek, Uluburun batığı olarak adlandırılan MÖ 1300’lerden kalma batık bir gemi buldular. İngiltere’deki Sheffield Üniversitesi’nden arkeolog Caroline Jackson, batığın içinde bulunan objelerin analizi küresel bir ekonomiyi ortaya çıkardığını söylüyor. Muhtemelen bir Fenike gemisi hediye göndermek için sefere çıkıyordu. Gemi, fildişi, bakır, kalay ve hatta Baltık bölgelerden kehribar da dahil olmak üzere her yerden ve türden eşya taşıyordu. Sualtı arkeologları enkazdan bir yığın renkli cam -cam işleme için külçe adı verilen 175 işlenmemiş cam blok- çıkardılar.

Külçelerin çoğu kobalt renginde koyu maviydi, ancak batıkta aynı zamanda mor ve turkuaz külçeler de bulunmuştu. Jackson ve meslektaşları, üç farklı cam külçeden birkaç küçük parça örneği aldılar ve iz elementlerin konsantrasyonuna dayanarak ham cam blokların Mısır menşeli olduğunu 2010 yılında raporladılar.

Uluburun batığından mavi cam külçeler. C: Panegyrics of Granovetter

Cam yapımının izini sürmek

Cam yapımı için yer belirlemenin zor olmasının bir başka nedeni de, cam üretim sürecinin çok az israfa sebebiyet vermesi. Rehren, “Bitmiş bir nesne alıyorsunuz ve bu elbette müzeye gidiyor.” diyor. Bu durum, Rehren ve yaklaşık 20 yıl önce Nil Deltası’ndaki pire dolu bir kazı evinde çalışan arkeolog Edgar Pusch’u, antik bir cam imalathanesinin izini sürmek için çömlek parçaları üzerinde düşünmeye yöneltti. Günümüzde yakın olan Mısır, Qantir yakınlarındaki arkeolojik sit alanı, MÖ 1200’lerde Firavun II. Ramses’in başkentiydi.

Rehren ve Pusch, çömlek kapların birçoğunda cam ile seramik arasında yapışmaz bir bariyer görevi görerek camın kolayca çıkarılmasını sağlayan kireç açısından zengin bir tabaka olduğunu fark ettiler. Yeniden kullanılmış bir bira kabı da dahil olmak üzere bu şüpheli cam yapım kaplarından bazıları beyaz, köpüklü görünümlü sadece yarısı tamamlanmış bir cam katman içeriyordu. Rehren ve Pusch ayrıca çanak çömleklerin rengini fırında dayandıkları sıcaklıkla ilişkilendirdi. Yaklaşık 900 santigrat derecede, bu yarı tamamlanmış camı yapmak için hammaddeler eritilebilirdi. Ancak bazı eritme potaları koyu kırmızı veya siyahtı; bu da en az 1000 santigrat dereceye, yani camı eritmeyi bitirmek ve eşit bir şekilde renklendirerek bir cam külçe üretmek için yeterince yüksek bir sıcaklığa kadar ısıtıldıklarını gösteriyordu.

Hatta bazı eritme potaları kalan kırmızı cam parçaları, bazı camların bakırla renklendirilmiş olabileceğini gösteriyordu. Rehren, “Cam üretimine ilişkin kanıtları belirleyebildik. Kimse neye benzemesi gerektiğini bilmiyordu.”

O zamandan beri, Rehren ve meslektaşları, MÖ 1300’lerde kısaca Amarna olarak bilinen antik bir çöl şehri olan Tell el-Amarna da dahil olmak üzere diğer bölgelerde cam ve külçe üretimine dair benzer kanıtlar buldular ve de ilginç bir durum fark ettiler. Amarna’daki eritme potalarında sadece kobalt mavisi cam parçaları ortaya çıkıyordu. Ancak cama kırmızı rengini veren bakırın tunç yapmak için de işlendiği Qantir’de bulunmuş eritme potaları ağırlıklı olarak kırmızı cam parçaları içeriyordu. Rehren, “Bu insanlar bakırla ne yapacaklarını tam olarak biliyorlardı; bu onların özel yeteneğiydi.” diyor. Qantir’de, Mısırbilimci Mahmoud Hamza 1920’lerde büyük, oksitlenmiş kırmızı bir cam külçe ortaya çıkarırken, Lisht adlı başka bir Antik Mısır kentinde bulunan eritme potalarında tespit edilen cam kalıntıları esas olarak turkuaz renkli parçalar içeriyordu.

Rehren, her alandaki monokrom buluntuların, atölyelerin tek bir renkte uzmanlaştığını gösterdiğini söylüyor. Ancak görünüşe göre zanaatkarların bir gökkuşağına erişimi vardı. Amarna’da, bölgeden çıkarılan -muhtemelen yeniden eritilmiş külçelerden yapılmış- cam çubuklar çeşitli renklerde geliyor ve renkli külçelerin birçok yerde cam işçiliği için gönderildiği ve ticaretinin yapıldığı fikrini destekliyor.

Amarna’daki cam örneklerinden daha eski bir döneme tarihlenen bir mezardan cam üretimini betimleyen duvar resmi (üstte), metal işçilerinin küçük bir ateşi körüklemek için üfleme boruları kullandığını gösteriyor. Arkeolojik bir deneyde (altta), araştırmacılar Amarna’da bulunanlara benzer cam boncuklar yapmanın, üfleme boruları kullanarak ateşe üflemenin mümkün olup olmadığını test ettiler. Anna K. Hodgkinson (üstte) / Andreas Mesli (altta)

Topraktaki cam

Arkeologlar, Amarna’da camın öyküsünü takip etmeye ve bazı durumlarda önceki nesil arkeologların keşiflerini daha dikkatli bir şekilde incelemeye devam ediyor.

Sümerlerin ünlü kenti Ur’daki kazılarıyla ünlü arkeolog Leonard Woolley liderliğindeki bir İngiliz ekip 1921-22’de Amarna’da arkeolojik bir kazı gerçekleştirdi. Berlin Freie Üniversitesi’nde Mısırbilimci ve arkeolog olan Anna Hodgkinson, “Açık bir şekilde ifade edelim, Woolley tam anlamıyla her şeyi allak bullak etti.” diyor. Acele edip daha gösterişli buluntulara odaklanan Woolley, cam buluntuları belgelemek için gereken özeni göstermedi. 2014 ve 2017 yıllarında Amarna’da kazı yapan Hodgkinson ve meslektaşları, gözden kaçan bu parçaları bulmak için çalıştı.

Hodgkinson’ın ekibi, Amarna’da kazdıkları alanın her yerinde cam çubuklar ve talaşlar buldu. Arkeologlar, bu cam buluntulardan bazılarını içinde ocağı olmayan nispeten düşük statülü ev yapılarının yakınında ortaya çıkardı -ki bu durum, camın o dönemdeki toplumsal statüyü belirlemedeki rolü tahmin edildiğinde, arkeologlar için oldukça kafa karıştırıcı bir durumdu. Arkeologlar, iki metal işçisinin borularla ateşe üflerken betimleyen daha eski dönemlere tarihlenmiş Antik Mısır resimlerinden esinlenerek, küçük ateşlerin camı işlemek için kullanılıp kullanılamayacağını merak ettiler. Deneysel arkeoloji sayesinde araştırmacılar – alevlerin etrafında terleyerek ve kokuşarak, tipik olarak cam işçiliğiyle ilişkilendirilenden daha küçük ateşlerde cam boncuklar oluşturmak için yeterince yüksek sıcaklıklara ulaşabileceklerini keşfettiler. Hodgkinson, “Bu tür küçük boyutta ateşlerin yandığı küçük şömineler daha önceki arkeologların dikkatinden kaçmış olabilir. Bu yüzden belki de cam işçiliği, araştırmacıların her zaman düşündüğünden daha az spesifik bir konsepte sahipti.” diyor. Hodgkinson, “Ocak üzerinde rastlanılan çok sayıdaki el izinden yola çıkarak, ateşi sürdürmek için belki kadınlar ve çocuklar da işin içindeydi.” diye tahmin yürütüyor.

Antik Yakın Doğu’daki ticaret şehirlerinde çok fazla cam bulunduğundan ve Antik Yunanistan’a büyük miktarlarda cam gönderildiğinden dolayı, Rehren de camın kimin için üretildiğini yeniden düşünmeye başlıyor. Rehren, “Bana göre cam, sıkı bir şekilde kontrol edilen bir kraliyet malı gibi görünmüyor. 5-10 yıl içinde, camın pahalı ve özel bir madde olduğunu, ancak ticaretinin sıkı bir şekilde kontrol edilmediğini iddia edebileceğimize inanıyorum.” Cam elit bir madde, ancak bu sadece kraliyet için böyle değilmiş gibi gözüküyor.

Araştırmacılar ayrıca olası bir renk ticaretinin izini sürmek için malzeme bilimini kullanmaya başlıyorlar. 2020’de Shortland ve meslektaşları, sarı bir renk oluşturmakta veya camı opak hale getirmekte kullanılan antimon elementinin kaynağını izlemek için izotopları (atom ağırlıklarında farklılık gösteren elementlerin versiyonları) kullandıklarını bildirdiler. Shortland, “Cam yapımının başlangıcında üretildikleri düşünülen en eski camların büyük çoğunluğunda antimon var.” diyor. Ancak antimon oldukça nadir bulunan bir element olduğundan, Shortland ve ekibi, antik cam ustalarının antimonu nereden temin ettiklerini merak ediyorlar.

Shortland ve ekibinin analiz ettiği antik cam örneğindeki antimon izotopları, günümüzün Kafkasya’sında bulunan antimon sülfit veya stibnit içeren maden filizi örnekleriyle eşleşti ve bu da, uluslararası renk ticareti için en iyi kanıtlardan biri olarak görülüyor.

Araştırmacılar camın ilk üretildiği dönem aralığını incelemeye halen devam ediyor. Antik Mısır, camın kökenlerine ilişkin büyüyen bilimsel ilgiden büyük bir pay almış olsa da, Yakın Doğu’da arkeologların yeni ipuçları aramak için hala kazı yapabilecekleri birçok alan bulunuyor. Arkeolojik buluntuları analiz etmek için diğer ülkelere ve hatta kazı alanı dışına çıkarılması konusundaki günümüzde bazı kısıtlamalar olsa da, Hodgkinson ve diğer arkeologlar sahada analiz yapabilmeyi olanaklı kılan taşınabilir yöntemler uygulamak ve yerel araştırmacılarla işbirlikleri geliştirmek için çalışıyorlar. Bu arada, birçok antik buluntu, daha güçlü ve güvenilir tekniklerle yeniden analiz edildiklerinde araştırmacılara yeni ipuçları verebilir.

Cam hakkındaki tarihsel bilgimiz şekillenmeye devam ederken, Rehren sonuçlardan yola çıkarak kesin bir yargıya varmaya karşı uyarıda bulunuyor. Arkeologlar, arkeolojik kayıtlardan ve kültürel bağlamlarla ilgili bilinenlerden yardım alsalar da, eserlerin önemini ve öyküsünü dikkatle gün yüzüne çıkarsalar da, antik dönemde bulunduğu alanı kirlettiği düşünülen herhangi bir malzemenin yalnızca yüzde birlik kısmı günümüze ulaşabiliyor. Tüm bunların sonunda, “Çakışan bilgiler, çelişkili fikirler alıyorsunuz. Camla ilgili bütün bu bilgi parçalarını farklı şekillerde bir araya getirip farklı resimler oluşturabilirsiniz.” diyor Rehren.


Smithsonian Magazine. 24 Kasım 2021.

Yorumlar
Bilkent Üniversitesi Arkeoloji Bölümü mezunu.

You must be logged in to post a comment Login