Klasik Yunan tıbbını Arapçaya çeviren bir göz hekimi, Batı tıp düşüncesinin şekillenmesine nasıl yardımcı oldu?

Yeni bir çalışmaya göre, Galen, Hipokrat ve Platon’un Yunanca eserlerini Arapçaya çeviren Orta Çağ göz hekimi, Batı tıp akademisinin şekillenmesinde belirleyici bir rol oynadı.
Sharjah Üniversitesi’ne bağlı yazarların kaleme aldığı bu çalışmada, Huneyn ibn İshak’ın “Gözde İki Yüz Yedi Mesele” başlıklı özgün el yazmasının orijinal Arapça metnini İngilizceye çevirdi ve transkripte ettti. 9. yüzyıla ait bu göz hekimliği risalesi, Orta Çağ’ın yanlış kabullerini düzelten yenilikçi bir eser ve tıbbi bilginin gelişimine önemli katkılar sağladı.
Soru-cevap biçiminde kaleme alınan bu risale, Huneyn’e ait on başka özgün denemeyi tamamlıyor. Bu eserler bir bütün olarak hem İslam hem de Batı tıp tarihinin kilometre taşları arasında kabul ediliyor. Huneyn bu çalışmalarında, gözün katmanları ve optik sinirler dahil olmak üzere göz anatomisini ayrıntılı biçimde ele alarak hem Arap hem de Batı tıbbına kalıcı katkılar sağlayan ilerlemeleri gözler önüne seriyor.
(İlgili: Yanlış Okunan Arap Anlatısı, Tarihçileri Uzun Süre Yanılttı)
Çalışmanın baş yazarı, doktora adayı Dalal H. Al-Zubi, “Huneyn ibn İshak, göz hekimliği alanındaki bilimsel yetkinliğini kanıtlamış; kanıta dayalı açıklamalar sunarak gözün katman sayısına ilişkin tartışmaların özsel değil, yalnızca terminolojik nitelikte olduğunu ortaya koymuştu” diyor.
Al-Zubi, “O, gözün yedi katmandan oluştuğunu, yalnızca birinin görme işlevini üstlendiğini, diğerlerinin ise bu işlevi desteklediğini açıkça ortaya koydu” diyor. Huneyn ayrıca her katmanın rolünü, başlangıç ve bitiş noktalarıyla birlikte titizlikle betimledi.
“Çalışma aynı zamanda Huneyn’in göz hareketlerini kontrol eden kasları nasıl açıkladığını da vurguluyor; beynin bu kasları gözle bağlantılı sinir aracılığıyla yönettiğini netleştirdiğine dikkat çekiyor. ‘Gözde İki Yüz Yedi Mesele’ adlı eseri, onun bu alandaki yönteminin özgünlüğüne dair açık bir kanıt sunuyor” diye ekliyor Al-Zubi.

Kalıcı Bir Etki
Çalışma, Huneyn’in tıbbi katkılarının ötesinde mütercim kimliğindeki etkisini de öne çıkarıyor. Al-Zubi’nin belirttiğine göre Huneyn, retina ve kornea gibi terimler dahil olmak üzere hassas tıbbi terminoloji kazandırarak Arapçayı zenginleştirdi.
Huneyn, sözcük sözcük çeviriye başvurmak yerine açıklayıcı ve analojik aktarımlar ile metaforlar kullandı; anlamı eksiksiz ileten, aynı zamanda Arapçada dilsel açıdan doğal bir karşılık bulan Araplaştırılmış terimler türetti.
Süryani Hıristiyan bir bilge ve dönemin güçlü ve geniş coğrafyaya yayılmış Doğu Kilisesi’nin bir üyesi olan Huneyn (Batı’da Johannitius olarak tanınıyor), “Mütercimler Şeyhi” lakabını kazandı. Bağdat’taki Beytü’l-Hikme’de hem alim hem çevirmen kimliğiyle kilit bir rol üstlendi. Çoğunlukla özgün Süryanice ve Yunanca el yazmalarına dayanan çevirileri, Yunan bilimsel birikiminin korunmasında ve ardından Avrupa’ya aktarılmasında belirleyici işlev gördü.
Çalışma, Huneyn’in erken Abbasi dönemindeki çeviri hareketinin ilerlemesine katkılarını ele alarak onun, sözcük sözcük çevirinin yaygın pratiği yerine kaynak metnin bütünsel anlamını aktarmayı ön planda tutan çeviri anlayışında nasıl öncü olduğunu gözler önüne seriyor.
Bu araştırma, Huneyn’in “Gözde İki Yüz Yedi Mesele” başlıklı Arapça el yazmasının İngilizceye ilk kez çevrildiği çalışma olmakla birlikte, daha önceden bazı risaleleri Latince ve diğer Avrupa dillerine yapılan çeviriler aracılığıyla Batı’ya ulaşmıştı.
Al-Zubi, “Huneyn ibn İshak’ın yazıları ya da çevirileri Batı’da büyük ölçüde tanındı ve Latince ya da diğer Avrupa dillerine çevrildi. Nitekim İshak’ın göz hekimliği risalelerinin yayımlanmasıyla gerçekleşen tıbbi ilerlemeler son derece önemli” diyor.
Göz hekimi ve tıp tarihçisi Max Meyerhof, örneğin Huneyn’in “Kitabü’l-Aşr Makalat fi’l-Ayn” (Göz Üzerine On Makale) adlı eserinden söz ederek bunun göz hekimliğinin bilinen en eski sistematik incelemesini temsil ettiğini belirtiyor. Meyerhof, metnin dönemin hem İslam hem de Batı tıp okullarında kullanılmış olduğunu aktarıyor.
Araştırma aynı zamanda Huneyn’in tıp alanındaki bilimsel uzmanlığını nasıl geliştirip olgunlaştırdığını da gözler önüne seriyor. Yazarlar, onun Arapça konusunda olağanüstü bir hakimiyete sahip olduğunu ve çevirilerinin bilimsel ve tıbbi terminolojiyi zenginleştirdiğini vurguluyor.
Al-Zubi, “Huneyn metaforik ifadeye sıkça başvuruyordu; örneğin ‘al-Ankabutiyya’ terimini Arapça ‘örümcek ağı’ anlamına gelecek biçimde araknoide karşılık olarak kullandı ve bu terimin türetildiği kaynak dildeki örümcek ağı imgesine işaret etti” diyor.
Al-Zubi, “Başka durumlarda ise Arapçada karşılığı bulunmayan yabancı terimleri Araplaştırdı; retina için ‘al-Shabakiyya’, konjonktiva için ‘al-Multahima’ gibi. Yunan sözcüklerine karşılık gelen Arapça terimleri, gösterilen ile gösterge arasında çağrışımsal bir ilişkiyi yansıtacak şekilde türetiyor ve bu terimleri Arapçaya kazandırıyordu.”
“Bu durum özellikle retina karşılığı olarak seçtiği الشبكية al-Shabakiyya teriminde belirgin biçimde görülüyor. Bu terimi seçmesinin nedeni, retinanın içinde iç içe geçmiş damar ve atardamarları nedeniyle bir balıkçı ağına benzemesi; tıpkı bir balık ağının örgüsü gibi.”
Al-Zubi’ye göre Huneyn’in çeviri ustalığının bir diğer kaynağı, Yunanca terimlerin özgün basım ve anlam alanlarına gösterdiği titiz dikkatiydi. Bugün hâlâ kullanılan Arapça tıbbi adlandırmalarının pek çoğu, kaynak dilin göndermelerine bilinçli olarak uyacak biçimde oluşturulmuştu. Buna örnek olarak Herophilos’un “Amphiblēsteroeidēs” terimi gösterilebilir. Bu Latinleştirilmiş form, antik Yunan tıp terminolojisinden türeyerek retinanın birbirine geçmiş damarlarını yukarı çekilmiş bir balık ağının örgüsüne benzeten bir betimle oluşturulmuştu.

Medeniyetler Arası Bir Köprü
Huneyn’in göz hekimliği risaleleri, Orta Çağ’da neredeyse eşsiz sayılabilecek bir bilimsel olgunluk düzeyine tanıklık ediyor. Yazarlar çalışmalarında, Huneyn’i “kanıta dayalı açıklamalar sunarak gözün katman sayısına ilişkin tartışmaların özsel değil, yalnızca terminolojik nitelikte olduğunu kanıtlayan” bir isim olarak nitelendiriyor.
Huneyn’in anatomik analizinin, yedi katmandan hangisinin görme işlevini üstlendiğini belirlediğini vurgulayan yazarlar, aynı zamanda onun “göz hareketlerini kontrol eden kas sayısını açıkladığını ve beynin bu kasları gözle bağlantılı sinir aracılığıyla yönettiğini netleştirdiğini” belirtiyor. Sharjah Üniversitesi’nden arkeoloji ve tarih profesörü Maamoun Saleh Abdulkarim, Huneyn’in tıp tarihindeki yerini kalıcı bir öneme sahip olarak değerlendiriyor.
“Huneyn ibn İshak, Batı tıbbının gelişimini derinden etkiledi. Yunan tıp metinlerini, başta Galen ve Hipokrat’ın eserlerini Arapçaya çevirmede, bunları olağanüstü bir bilimsel titizlikle yorumlamada ve açıklamada kritik bir rol üstlendi” diyor Abdulkarim.
Çalışmanın ortak yazarları arasında yer alan Prof. Abdulkarim şöyle devam ediyor: “Bu Arapça çeviriler daha sonra Orta Çağ’da Avrupa üniversitelerinde kullanılan Latince çevirilerin temeli olarak işlev gördü. Bu sayede Huneyn ibn İshak, antik Yunan tıbbı ile Orta Çağ Avrupa üniversitelerinde daha sonra filizlenecek tıp bilimi arasında hayati bir entelektüel köprü işlevi gördü.”
Akademik literatürde Huneyn, antik Yunan tıbbının İslam dünyasına ve ardından bu birikimin Avrupa’ya aktarılmasında merkezi bir figür olarak kabul ediliyor. Sharjah Üniversitesi’nden İslam medeniyeti profesörü Mesut İdriz’in belirttiği gibi, “Huneyn ibn İshak’ın çevirileri ve özgün eserleri yalnızca İslam dünyasında değil, Orta Çağ Avrupa’sında da derin izler bıraktı.”
Çalışmanın ortak yazarları arasında yer alan Prof. İdriz, tıp tarihçilerinin Huneyn’in “el-Mesailu fi’t-Tıbb” (Öğrenciler için Tıp Üzerine Sorular) adlı eseri üzerinde özellikle durduğuna dikkat çekiyor; bu eser Latince’ye Isagoge (Johannitius) adıyla çevrildi.
“Bu metin, yüzyıllar boyunca Avrupa üniversitelerinde giriş niteliğinde bir tıp el kitabı olarak kullanıldı. Latin akademik dünyasındaki geniş dolaşımı, İslam tıp akademisinin Orta Çağ Avrupa’sındaki tıp eğitiminin temellerinin şekillenmesinde oynadığı önemli rolü gözler önüne seriyor.”
Prof. Abdulkarim de el-Mesailu fi’t-Tıbb’ı çığır açan bir eser olarak nitelendiriyor ve “İslam tıp tarihinin en erken ve en etkili öğretici metinlerinden biri; yüzyıllarca tıp eğitimini biçimlendiren özgün soru-cevap formatıyla kaleme alındı” diyor.
Abdulkarim, Huneyn’in “yalnızca Yunan tıbbının bir aktarıcısı olmadığını; klasik bilgi ile Orta Çağ Avrupa tıbbını birbirine bağlayan en önemli entelektüel köprülerden biri olduğunu” vurguluyor.
Prof. Abdulkarim, Huneyn’in mirasının bilimsel ilerlemenin tarihsel süreçte tek bir kültürün başarısından değil, medeniyetler arası diyalogdan beslendiğini bir kez daha hatırlattığını belirterek son değerlendirmesini şu sözlerle tamamlıyor:
“Bu, tıp tarihinin yalnızca tek bir uygarlığın anlatısı olmadığını; bilginin kültürler arasında yolculuk ederek küresel bilimi şekillendirdiğinin hikâyesi olduğunu kanıtlıyor.”
University of Sharjah. 6 Nisan 2026.
Makale: Al-Zubi, D. H., Abdulkarim, M., Idriz, M., Fareh, S., & Al-Leheabi, S. (2025). Translation and ophthalmology during the Abbasid Era: Hunayn bin Isḥāq’s ‘In the Eye, Two Hundred and Seven Issues’ as a model of medical scholarship. Cogent Arts & Humanities, 12(1), 2522116.
You must be logged in to post a comment Login