Prehistorik Dönemde Kadınların ve Çocukların Görünmezliği

Toplumsal cinsiyet rolleri, arkeolojide genellikle pek üzerinde durulmayan veya genellemelerle geçiştirilen bir konudur. Çocuklar ise arkeolojik anlatılarda neredeyse yok gibidir. Aşağıdaki yazı, bu konuyu ele alan Stephen E. Nash’in Sapiens.org adresindeki internet sitesine yazdığı yazının çevirisidir.

Aşölyen el baltası gibi taş aletler binlerce yıl boyunca iyi korunmuş halde kalabilirler, çünkü bunlar öncelikle taş, sonra alettirler. Pişmiş seramik parçaları da özünde insan yapımı taşlar oldukları için binlerce yıl kalabilirler. Bazı durumlarda metal aletler de binlerce yıl korunabilir. Ancak sert bir malzeme olmaları, kimyasal kırılganlıklarını maskeler; metal aletlerin çoğu uzun süre dayanmaz. Aynı metallerde olduğu gibi, kemik aletler de iyi korunabilirler, ancak bunların korunması da bulundukları bölgedeki toprağın kimyasal yapısına bağlıdır. Çabuk çürüyen bitki ve hayvan kalıntılarından yapılmış olan giysi, ayakkabı, ağ, sepet ve oyuncaklar ise, çok nadir durumlarda iyi korunmuş olarak bulunur, bu yüzden de pek iyi anlaşılamazlar.

Arkeolojik kayıtlarda taş aletler, çürüyebilen malzemeden yapılanlardan daha iyi korunur. Buradaki çalı parçalarından yapılmış figürin, Colorado’da Gunnison yakınlarındaki Dolores Mağarası’nda bulunmuştur. DMNS/A1291.1

Arkeolojik kayıtlarda taş aletler, çürüyebilen malzemeden yapılanlardan daha iyi korunur. Buradaki çalı parçalarından yapılmış figürin, Colorado’da Gunnison yakınlarındaki Dolores Mağarası’nda bulunmuştur. DMNS/A1291.1

Çürüyebilen materyaller, arkeolojik kayıtlarda dört şekilde ele geçebilir. Bu materyaller tamamen donduklarında iyi şekilde korunabilirler. Buz adam Ötzi ve aletleri bu şekilde korunmuştur. Bilimciler, buzda korunan bu tek birey sayesinde Avrupa’nın Neolitik dönemiyle ilgili pek çok şey öğrendiler. Çürüyebilen materyalleri korumanın diğer yolu ise bunları, Batı Amerika’daki kurak ve yarıkurak bölgelere yayılmış onlarca mağara yerleşiminde olduğu gibi, sürekli olarak kuru tutmaktır. Üçüncü yöntem ise materyallerin daima ıslak bir yerde kalmasıdır: Avrupa’daki Ortaçağ Viking yerleşimlerinde olduğu gibi su altında ve oksijensiz ortamlarda korunabilirler. Son olarak, ironik sayılabilecek biçimde, çürüyebilen materyaller, eğer yanma sonucu kimyasal olarak kömürleşirlerse korunabilirler. Pompeii ve benzeri felaketler sonucu yerle bir olan yerleşimlerde bunun örneklerini görebiliriz.

Çürüyebilen ve çürümeyen materyallerin arkeolojik kayıtlarda farklı şekillerde korunmasından dolayı taş devrinde yaşayan pek çok topluluk, sadece buluntulara bakıldığında, taş alet teknolojilerine önem veriyor, çürüyebilen alet teknolojilerini ise önemsemiyormuş gibi görünür. Bu şekilde farklı materyallerin farklı oranlarda korunması, 20. yüzyılın ortalarında ortaya çıkan, taş devri kültürlerini “Avcı Erkek” teması etrafında şekillendiren yorumları destekledi. “Avcı Erkek” yorumuna göre erkekler avlanır, kadınlar kampla ilgilenir ve çocuklar da arkeolojik olarak görünmezdir. Tam bir şehirli orta sınıf yaklaşımı! Ayrıca çok da hatalı.

1960’lardaki kadın özgürlük hareketiyle, “Avcı Erkek” konseptinin üzerinde bu kadar durulmasına tepki olarak araştırmacılar “Toplayıcı Kadın”ı incelemeye başladılar. Bu şekilde kadınların tüm toplumlara yaptığı önemli katkıları da gecikmeli de olsa belgelemeye başladılar. Etnografik araştırmalar toplanan yiyeceklerin genellikle avlanmadan daha önemli olduğunu gösterdi, çünkü toplanan yiyecekler, özellikle büyük hayvan avlarına kıyasla çok daha öngörülebilir ve güvenilir bir kalori kaynağıydı. Başka araştırmalar da katı, batılı tarzda işbölümünün normların dışında bir ayrışma olup, hiçbir şekilde evrensel olmadığını gösteriyor. Her ne kadar ayrışmaların ve uzmanlıkların varlığını reddedemiyor olsak da, her toplumda insanlar, yapılması gereken bir iş olduğunda, onu yapmak için bir araya gelme eğilimi gösteriyorlar; insanlar gerektiği durum ve zamanlarda beraber çalışıyorlar.

Clovis ucu gibi taş aletlerin arkeolojik kayıtlarda çok sayıda bulunması, arkeologların erkeklerin yaptığı varsayılan avcılık gibi aktivitelerin üzerinde çok durmasına sebep oldu.

Clovis ucu gibi taş aletlerin arkeolojik kayıtlarda çok sayıda bulunması, arkeologların erkeklerin yaptığı varsayılan avcılık gibi aktivitelerin üzerinde çok durmasına sebep oldu. F: wikipedia

Günümüzden 13,000 ilâ 9,000 yıl öncesine tarihlenen Clovis, Folsom ve buna benzer taş alet tiplerinin, sanki başka hiçbir teknolojileri yokmuşçasına incelendiği Paleoindian Kuzey Amerika arkeolojik araştırmalarından uzun süredir rahatsızlık duyuyorum. Bu taş aletlere bu kadar vurgu yapılmasının nedeni kısmen korunmalarıyla ilgili. Hayvan öldürme alanları, av kampları, kemik ve taş aletler, Batı Amerika’da nispeten iyi korunmuş olarak bulunurken; Paleoindian kamp yerleşimleri seyrek, çürüyebilen materyallerden yapılmış eşyalarsa (ağlar, sepetler, giysiler, ayakkabılar vs.) çok nadir bulunuyor.

Bu durum tamamen materyallerin farklı oranlarda korunmasının bir sonucu olduğu için yorum yapılırken aşırıya kaçılmaması gerekir. Aslında, taş aletlerle ilgili yorumlara bu derece aşırı güven duyulması, özellikle arkeolog Joan Gero onyıllar önce taş aletlerin ve bu aletlerin yapımının tamamıyla erkeklerin ilgilendiği bir konu olmadığını gösterdikten sonra, oldukça sorunlu. Joan Gero, toplumsal cinsiyet arkeolojisinin öncü ve önderlerinden biri.

Cinsiyeti bir yana bırakırsak, bu aletlerin işlevselliğine dair bir tartışma da var. Clovis uçları sadece etkili mızrak uçları olmakla kalmayıp, daha fazla değilse bile aynı derecede etkili şekilde saplı bıçak olarak da kullanılabilirler. Ancak sapları veya kabzaları korunmadığından biz, genellikle otomatik olarak şiddet ve hâkimiyeti vurgulayan yorumları (yani besin işlemeyi değil avcılığı) tercih ediyoruz.

Günümüzden 9,000 ilâ 1,000 yıl öncesine tarihlenen Arkaik Dönem yerleşimleri, bulundukları yere göre yine aynı döngüsel akıl yürütmeyle yorumlanır. Farklı derecelerde korunmalarından dolayı Arkaik yerleşimlerin çoğunda çok sayıda taş alet ele geçirilirken, çürüyebilen kalıntılar son derece azdır. Bu da bizi sıra dışı bir objeye yönlendirir.

Denver Doğa ve Bilim Müzesi (DMNS), şaşırtıcı şekilde iyi derecede korunmuş, dört ayaklı bir memeli hayvanı betimleyen, çalılardan yapılmış güzel bir figürine ev sahipliği yapar. Betimlenen hayvan muhtemelen geyik veya kanada koyunu olabilir. (Büyük olasılıkla) 1930’larda Dolores Mağarası’nda ele geçirildikten sonra 1966’da müzeye bağışlandı. Dolores Mağarası, Colorado’nun batı yamaçlarında Gunnison’a çok uzak olmayan yerde bulunan, daima kuru olan bir mağaradır. Radyokarbon tarihlemesine göre 4500 yıllık olan figürin, Batı Amerika’daki kuru mağara ortamlarında bulunmuş en erken örnek olmasının yanı sıra, bu tipteki buluntular arasında en doğuda bulunmuş olanı.

Peki bu figürin ne amaçla kullanılmıştı? Ne anlama geliyor? Bu konuda çok sayıda teori var. “Avcı Erkek” yorumlarının baskın olması ve böylesi figürinlerin genellikle mağaralarda bulunduğu göz önünde tutulduğunda, insanlar otomatik olarak avda başarıya ulaşmayı garantilemek amacıyla yapılmış büyü veya ayinlerden bahsediyorlar. Bu mümkün olsa bile, Occam usturası [Bütün koşullar eşit olduğunda en basit açıklamanın seçilmesi prensibi. ÇN] başka fikirleri de düşünmemiz gerektiğini söyler. Bu figürinlerin onlarcasının Batı Amerika’da mağara ortamlarında bulunmuş olması, kullanımlarından ziyade korunmalarıyla ilgili bilgiler veriyor. Belki de Arkaik dönemde kamp yerleşimlerinde binlerce değilse bile yüzlerce figürin bulunuyordu, ama bunlar açık havadaki çevre koşullarından dolayı binlerce yıl dayanıp günümüze kadar kalamadılar.

Yirmi yıldan daha uzun bir süre önce, ben hala lisans üstü öğrencisiyken, arkeolog Margaret Conkey’e toplumsal cinsiyet arkeolojisi çalışıp çalışmamam gerektiğini sordum. Cevabı beni fiziksel açıdan durdurdu, politik açıdan şaşırttı ve analitik açıdan da esinlendirdi. “Tabii ki çalışmalısın” dedi, sonuçta “prehistorik dönemde kadın ve çocukların da yaşadığını biliyoruz.” Gerçekten de öyle.

Belki de Dolores Mağarası’ndaki figürin sadece basit bir oyuncak. Antik toplumlara daha bütünsel bir açıdan yaklaşmamızı sağlayan ve çocukların evrensel ihtiyacı olan oyun oynamayı ayrıcalıklı kılan bu fikirde söylenmeden anlaşılan bir güzellik var. Sonuçta oyun oynamak çocukların işi.


Stephen E. Nash, Sapiens, 14 Haziran 2016

Boğaziçi Üniversitesi Çeviribilim mezunu, Koç Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi’nde yüksek lisansını tamamladı. Şu anda yine bir yandan Koç Üniversitesi’nde doktora yaparken, bir yandan da aynı üniversitede asistanlık yapıyor. İletişim: aysel.arslan@yahoo.com

You must be logged in to post a comment Login