Kıbrıs’ta Arkeolojik Çalışmalar Siyasi Çıkmaz Yüzünden Engelleniyor

Kıbrısın Akanthou kasabasında Arkeolog Müge Şevketoğlu, Akdeniz sahiline doğru bir toprak yoldan geçiyor ve ekibinin bu ilkbaharda ortaya çıkardığı bir iskeleti anlamaya çalışıyor. Bu kadın iskeleti, günümüzden 10.000 yıl öncelere giden bir grup kerpiç evin (adadaki ilk çiftçileri barındıran en eski evler) hemen dışındaki hendeklerde yüzükoyun ve kolları yayılmış şekilde bulundu. Şevketoğlu, kadının hayatının şiddet ile son bulduğuna inanıyor.

Arkeolog Müge Şevketoğlu, Kuzey Kıbrıs’ta 10.000 yıllık bir yuvarlak evin replikasını yaptı. Fotoğraf: Iakovos Hatzis Tavrou

Kazı sezonunun kapanışı ve iki öğrenci, taş temelleri, muşamba ve açma toprağıyla kapatıyordu, bu sırada ise Şevketoğlu derin düşüncelere daldı. Şevketoğlu vahşi olmanın insan doğasında olduğunu düşünüyordu. Özelikle de tarıma başlandığında yani toprakların liderliği söz konusu olduğunda… Kendisi şu sözlerle bu duruma vurgu yapıyordu: “Bence her şeyin yanlış gittiği yer burası…”

İnsanoğlunun topraklar yüzünden savaşma eğilimi Kıbrıslı bir Türk olan Şevketoğlu için derin kişisel anlamları bulunuyor. Kıbrıs’ın yaşadığı problemi kolayca bu eğilime bağlıyor. Çünkü yaşanan politik bölünme, adayı neredeyse yarım asırdır ortadan ikiye yarmış durumda.

Kıbrıs Adası öncelikle 1923 yılında İngiltere kontrolüne geçmişti. Daha sonra adadaki Rumlar, Türklerden ayrılmak isteyerek Yunanistan’a bağlanmak istemişlerdi. Bu teklif İngiltere tarafından kabul edilmedi. Daha sonra İngiltere’nin garantör olduğu bir Rum-Türk hükümeti kuruldu. Fakat İngiliz hükümeti garantörlüğü ve adadaki ikilikten rahatsız olan EOKA (Kıbrıslıların Milli Mücadele Örgütü) Türklere karşı saldırılar başlattı. Türkiye 1974 senesinde adaya iki farklı barış hareketi düzenledi. Bu durum neticesinde ada ikiye bölünerek kuzeydeki üçte birlik kısmına Türkiye’ye bağlı olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kuruldu. Adanın güneyinde kalan kısım ise var olan Rum yönetiminde devam etti. 1983 yılında bağımsız bir devlet olarak kurulan KKTC dünya tarafından kabul edilmedi ve ambargo altında bırakıldı. Yaşanan bu politik sorunlar arkeolojik kazıları da etkiledi.

Bu durum hem oradaki arkeologların kariyerlerini hem de dünyadaki ilk çiftçileri anlamak açısından çok önemli olan çalışmaları olumsuz etkiliyor. Akanthou gibi yerleşimlerden elde edilen sonuçlar bize Kıbrıs’ın 10.000 yıldan daha önceleri iskân edildiğini gösteriyor. Bu erken tarihlemeler çiftçiliğin ve yerleşik hayatın (Neolitik paket) Orta Doğu’dan Avrupa’ya nasıl yayıldığına dair fikirlerin değişmesine neden oluyor.

(Sicilya’dan Kıbrıs’a Genetik Miras Paylaşımı)

Akanthou gibi kuzey bölgesindeki arkeolojik alanlar nadir bulunuyor ve çoğunlukla mevcut arkeolojik çabaların dışında kalıyor. Güneydeki Eski Eserler Dairesi, kuzeydeki kazıları yasaklamakta ve kuzey bölgeler üzerinde araştırmalar yapan dergileri veya toplantıları kınamakta. Ama bazı yayınlar, kınama riskini almaya istekli. Güney Kıbrıs’taki Akanthou’ya benzer alanlar kazmış olan Las Vegas’taki Nevada Üniversitesi’nden arkeolog Alan Simmons, “Kıbrıs’ın kuzeyi, son 40 yıldır talihsiz bir siyasi durum nedeniyle bir boşlukta.” diyor.

Şevketoğlu, Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’ne meydan okuyan az sayıdaki arkeolog arasında yer alıyor. 2 yıl boyunca Lefkoşa’daki Kıbrıs Uluslararası Üniversitesi’ne bağlı Şevketoğlu, burada kazılar yapıyor ve etrafını araştırıyor. Ayrıca onu ve diğer kuzey bölgelerini engellemelerden korumak için kampanya yürütüyor.

İngiltere’deki Bournemouth Üniversitesi’nde arkeolog olan ve burada Şevketoğlu ile birlikte çalışan Ian Hanson: “Şevketoğlu, Kuzey Kıbrıs’ta bulunan birçok prehistorik alanı artan yıkımlardan ve tarımsal zararlardan korumak ve bu alanları tanımlamak için çok fazla çaba gösterdi. Ayrıca bu sırada çok sert eleştiri ve cahilce tutumlarla karşı karşıya kaldı.” diyor.

Ayrıca kendisi bu mücadele içerisinde kimi zaman arkeolojik alanları korumak için gerekli kaynak ve uzmanlıktan yoksun Türk tarafı ile anlaşmazlıklara düşüyor.

Kuzey ve güney arasındaki en son barış görüşmeleri geçtiğimiz yaz çöktü ve siyasi çıkmaz devam ediyor. Ancak Şevketoğlu ve diğer bazı hayal kırıklığına uğramış bazı arkeologlar, halen kuzeyde çalışmanın yolunu bulmayı umuyorlar. Şevketoğlu arkeolojik çalışmaların ne kadar bekleyeceğini soruyor ve bu yolu çözmenin bir yolunu bulmamız gerektiğini söylüyor.

Kıbrıs’ta bulunan en eski yerleşimler, günümüzden en az 10.000 yıl önce dünyanın ilk çiftçilerinin ticaret yaptığını gösteriyor. Ancak 1974’te gerçekleşen siyasi bir olay, kuzey Kıbrıs’ta arkeolojik keşifleri durdurdu.

Modern politika antik adayı bölüyor

Baharın Akanthou’da sona ermesiyle, adanın en eski ziyaretçilerinin neden teknelerini bağladığını ve çuvallarını buraya attığını görmek kolay. Manzara bollukla taşmakta… Yaban enginarları yüksek çimlerin arasından mor renkte parıltılar gönderiyor. Keklikler de ayak izlerini toprağa bırakıyor. Kireç taşı kayalıklar tenha limanları kuşatmakta… Açık bir günde Türkiye’nin yüksek tepeleri ufukta kendini gösteriyor. Arkeologlar daha önceleri tarımın ve yerleşik yaşamın doğduğu yerlerde iyice geliştikten sonra buralara geldiğini düşünüyorlardı.

1970’lerde, Şevketoğlu kuzey Kıbrıs’ta bir çocukken, adanın en eski bilinen yerleşim yeri, güneyde 9.000 yıl öncesine tarihlenen UNESCO Dünya Mirası Alanı Khirokitia idi. Bugün güneydeki diğer siteler insanların ilk defa en az 3.000 yıl daha önce Kıbrıs’ı ziyaret ettiğini gösteriyor.

Aetokremnos’da bulunan yanmış su aygırı kemikleri avcı toplayıcıların 12.500 yıl önce geldiklerini gösteriyor. Ayrıca onlar cüce filler de dâhil adanın yerli “mini-megafauna”larının öldürülmesine yardım etmiş olabilirler. 10.400 yıllık dünyanın en eski evcilleşmiş kedi mezarı bulunan tarım yerleşimi Shillourokambos gibi daha sonraki yerleşimler bile Anadolu ve doğu Akdeniz’in tarımsal yerleşimlerinden daha erkene tarihleniyor.

Edinburgh Üniversitesi’nde arkeoloji profesörü olan Trevor Watkins, “İnsan grupları kasıtlı olarak adaları tahıllarla doldurdular – herkes anavatanda hububat yetiştiriyordu – ve yaban domuzu, kedi, alageyikler, koyun, keçi ve sığır gibi hayvanlarla birlikte.’’

(Kıbrıs’ta 1700 Yıllık Devasa Bir At Arabası Yarışı Mozaiği Bulundu)

Simmons adadaki neolitiğin anakara kadar eski olduğuna vurgu yapıyor. Ayrıca kendisi, adadaki halkların korkusuzca yaptıkları deniz yolculuklarının neolitiğin Avrupa’ya karadan olduğu gibi denizden de yayılma ihtimalini ortaya koyduğunu ifade ediyor. Bu fikir ise son zamanda yapılan DNA çalışmalarıyla destekleniyor.

Bu erken denizciler nereye gitti? Akanthou bir cevap verebilir. Sitenin radyokarbon tarihi en az 10.200 yaşında olduğunu gösteriyor. Şevketoğlu’nun buluntuları ise buradaki insanların çok uzaklara yayılmış bağlantılarının olduğunu gösteriyor.

Şevketoğlu, 1990’larda Akanthou’nın kıyı şeridindeki yüksek çimlerin arasından yürürken tarımsal çöpleri karıştırıyor ve içinde eserler buluyordu. O zamandan beri kurtarma kazılarında kırmızı, siyah ve kahverengi sıva ile süslenmiş kerpiç ve taş evler ortaya çıkardı. Bulunan hayvan kemikleri insanların burada koyun, keçi, sığır güttüklerini ve ayrıca geyik avladıklarını gösteriyor. Ayrıca herhangi bir şekilde kasaplık izleri bulunmayan kaplumbağa kalıntısı o dönemin ritüel hayatlarına ışık tutabilir.

Şevketoğlu bunlarla beraber antik bir ticaret yoluna dair bol sayıda ipuçları da ortaya çıkardı. Bunlar, parlak obsidyen aletler ve solgun renkteki yeşil mineral taşlardan yapılmış kolyelerdi. Bu takılar Güney ve Orta Kıbrıs arasındaki bağı ortaya koyuyor. Ve bazı eserler Shillourokambos’takileri anımsatmakta ve bu da Neolitik yerleşimin ilk dönemlerine ait bağlantılara işaret ediyor.

4.000 obsidyen eser (adadaki diğer Neolitik sitelerin 10 katı) daha uzak bağlantıları işaret ediyor. Şevketoğlu, kimyasal ve stil analizi ile bıçakları Türkiye ‘deki Kapadokya’da bulunan Kömürcü-Kaletepe ‘deki belli bir atölye alanı ile ilişkilendirdi. Şevketoğlu, Akanthou’nun Anadolu’dan gelen araçlar için bir kapı olabileceğini vurguluyor. Şevketooğlu şimdilerde yeni bulduğu iskeletler üzerinde yapılacak DNA araştırmalarıyla erken Kıbrıslıların kökenini ortaya çıkarmayı umuyor.

Akanthou’da bulunan eserier. Soldan sağa olmak üzere: Pers ülkesinden ithal edilmiş bir alageyik kafası, bir kadının çene kemiği ve oyulmuş bir pikrolit işaret. Yukarıda ise kapatılmış kazı alanı. Fotoğraflar: Iakovos Hatzis Tavrou

Bugünün siyaseti sayesinde Şevketoğlu, sadece bazı sonuçlarını yayınlamayı başardı. (Şevketoğlu tezinin kitap versiyonunu 2000 yılında yayımladı.) Güneyin Eski Eserler Dairesi normale dönme eğiliminde fakat kuzey kazılarına korunması ve kaydedilmesi çok gerekli olmadığı sürece izin vermiyorlar. Verilen izinler ise çatışma bölgelerindeki arkeolojik mirasın korunmasına ilişkin uluslararası bir sözleşmede yapılan değişiklik uyarınca yapmak zorunda kalıyorlar.

“Kıbrıs’ta devam eden kazıların [Akanthou’da] yukarıdaki kategorilerden durumlardan herhangi birini yansıttığını hissetmiyoruz,” diyor Kıbrıs Cumhuriyeti’nin eski eserleri müdürü Marina Solomidou-Ieronymidou. Araştırma kazılarının sadece ada siyasi olarak bir araya geldiğinde devam etmesi gerektiğini söylüyor.

Şimdilik, Şevketoğlu’nun yanı sıra az sayıda arkeolog dışında kuzeyde hiçbir akademik arkeoloji programı ve antik eserler servisi bulunmuyor. Potansiyel uluslararası işbirlikçiler genellikle kuzey Kıbrıs’ın tartışmalı statüsünden korkuyor, dolayısıyla finansman az. Şevketoğlu’nun meslektaşlarının ve eski öğrencilerin çoğu yurtdışına taşındı; Kıbrıs’ta kalanların bir kısmı Kayıp Şahıslar Komitesi için çalışıyor. Bu komite 1963-64 ve 1974 yıllarındaki yaşanan sorunlarda kaybolan insanları aramak amaçlı adanın her iki yanında da kurulan bir arkeolog ekibi.

Şevketoğlu çalışmaların donmasının Kıbrıs arkeolojisine zarar verdiğini ve güvensizliği artırdığını söylüyor. Roma Amerikan Üniversitesi antik eserler kaçakçılığı araştırmacısı ve yardımcı profesörü Hardy, Sussex Üniversitesi’nde doktora tezi için Kuzey Kıbrıs’taki miras çalışmalarının etiğini araştırdı ve sonuç olarak Kıbrıs Rum kesiminin temel koruma çalışmalarını engellediği sonucuna vardı.

1990’lı yılların sonlarında Şevketoğlu, Agios Amvrosios köyünde bir başka kıyı bölgesini belgeledi. Burada bir inşaat projesi malzemece zengin bir tabakayı bozmuştu. 2012 yılında bir kurtarma kazısı yaptı ve Kıbrıs için nadir bir şey buldu: binlerce yıl boyunca iskân edilmiş bir yerleşim.

Şevketoğlu, burada, arkeologların materyale bakma şansı yakalamadan önce, anıt olarak etiketlenmiş arazilerin bile imar tarafından yok edildiğini söylüyor. 2005 yılında, Türk ordusu, muhtemelen 8000 yıl öncesine dayanan bir balıkçı yerleşim yeri olan Kastros’u devasa bayrak direkleri ve bir cadde için yol haline getirdi. Halen gömülü olan tarih öncesi yerleşimler savunmasız çünkü Bizans kiliseleri ve diğer anıtlar kadar görünür ve ihtişamlı değiller.

Kıbrıslı Rum arkeologlar, araştırmalardaki dengesizliğin arkeolojik kayıtların çarpıtılmasının habercisi olduğunu kabul ediyor. Lefkoşa’daki Kıbrıs Müzesi’nin müdürü Despina Pilides, kuzeydeki 12 prehistorik bölgeden gelen eserleri dijital olarak korumak ve incelemek için bir projeye öncülük ediyor. Ancak politik sınırlamalar nedeniyle, 1974 ihtilafından önce bilinen yerleri ve eserleri belgeleyebildi.

Şevketoğlu, “Bir tane adanın var olduğu fikri Kıbrıslılar için birleştirici bir güç. Bu fikir olaya nasıl bakmamız gerektiğini gösteriyor.” diyor.

Hem Şevketoğlu hem de Hardy, bazı işbirlikçi projelerin başarılı olduğunu ve kuzey ve güney arkeologların birlikte çalışmanın yollarını bulabileceğini söylüyor. Güney ve kuzeydeki inşaat mühendisleri ve miras uzmanları komitesi, adanın her iki tarafındaki terk edilmiş anıtları hâlihazırda restore ediyor.

Lefkoşa’daki Kültürel Miras Teknik Komitesi’nin temsilcisi Ali Tuncay, “Bu süreçle ilgili hiçbir sorunla karşılaşmadık değil.” diyor. Fakat o projenin arkeolojik alanları da kapsayacağını umuyor.

“İşbirliğine doğru küçük adımlar bile var. İki taraf da, mevcut politikaları değiştirmeden kuzeydeki gözlemsel çalışmaları teşvik edebilir.” diyor Edinburgh Üniversitesi üyesi ve Kıbrıs’taki Amerikan Arkeoloji Araştırma Enstitüsü’nün müdürü olarak görev yapan Andrew McCarthy. Ayrıca kendisi, bilgisiz bir turistin kuzeye gidip istediği yeri gezip fotoğraflar çekebileceğini, Facebook hesabına yükleyebileceğini ama bir uzamının gidip çalışma yapamayacağını üzgünlükle dile getiriyor.

Akhantou’ya geri dönelim. Şevketoğlu alanın sadece %1’ini kazdığını tahmin ediyor. Kendisi Kıbrıslı Türkler topluluğu ile beraber şimdilik 3 hektarlık alanı korumaya alabildi ama alanın geleceği için endişe ediyor. Şevketoğlu ziyaretçiler için bir arkeolojik park, kazı alanını çevreleyen ve yıl boyunca kazı yapmaya imkan sağlayan bir tentenin yanı sıra 9 neolitik ev modelini de eğitim ve turizm için istiyor. Şevketoğlu, “Kendi kendine yeterli olacak ve kendini destekleyecek bir şey yapmalıyız.” diyor.


Science Magazine. Megan Gannon. 4 Ekim 2017.

Çukurova Üniversitesi Arkeoloji son sınıf öğrencisidir. Kuramsal arkeoloji ve evrimsel antropoloji üzerine yoğunlaşmıştır. Son iki yıldır da farklı sosyal medya hesaplarında arkeolojinin halk tarafından ilgi duyulması ve sevilmesi için çalışmalarda bulunmaktadır.

You must be logged in to post a comment Login