Yarımburgaz Mağarası’nın Çilesi Bitmiyor

Anadolu’nun ve Marmara Bölgesi’nin en önemli prehistorik sit alanlarından biri olan 400.000 yıllık Yarımburgaz Mağarası’nda incelemeler yapan CHP’li meclis üyeleri aslında bilinen bir gerçeği bir kez daha gözler önüne serdiler. Yarımburgaz Mağarası ilgisizlik, eksik koruma önlemleri, mantar yetiştiricileri, film yapımları ve benzeri unsurlar yüzünden tahribata uğruyor.

Fransa’da Werner Herzog, Unutulmuş Düşler Mağarası (Cave of Forgetten Dreams) belgeseli için Chauvet Mağarası içine tek bir profesyonel kamera ve ışık sokamazken, belgeselde görüldüğü kadarıyla mağara zeminine zarar vermemek adına sadece araştırmacıların girebildiği bir alana dahi özel yürüyüş yolları inşa edilirken, Türkiye’de sayılı sayıdaki Üst Paleolitik dönem yerleşmelerinden biri olan ve Balkan ve Türkiye prehistoryası için oldukça önemli bir yere sahip olan 400.000 yıllık Yarımburgaz Mağarası’nda her isteyen mağarayı dizi-film seti olarak kullanabiliyor. Geçtiğimiz yıllarda TRT’de yayınlanan Leyla İle Mecnun ve Muhteşem Yüzyıl dizilerinin bazı bölümlerinin çekimi ile gündeme gelen ve oldukça tepki çeken bu olaylar dizisinde ise her geçen gün mağarada tahribat büyümekte. Önleme dair hiçbir belirti ise şu ana kadar görülmüş değil.

CHP’li üyeler tarafından İstanbul Büyükşehir Belediyesi meclisinde konu hakkında bir önerge sunuldu. Önerge metni ise:

“Atalarımız “Home Erectus” namı diğer ademoğulları, günümüzden yüz binlerce yıl önce dünyaya yayılırken bir kısmı da Avrupa’ya geçmek için “Yarımburgaz Mağaraları ve Menekşe Plajı” parkurunu güney kuzey istikametinde kat etmiş. Yaklaşık 400 bin yıl önce Marmara Denizi’nin doğusundan geçip Küçükçekmece Gölü ve Sazlıdere’yi takip ederek Yarımburgaz Mağaralarına gelmiş ve binlerce yıl bu mağaraları barınak olarak kullanmış, aletler üretmiş, avlanmış, çoğalmış ve evrimini sürdürmüş.

Gazeteci Coşkun Aral da “İlk Avrupalı” belgeselinde bu yolu izlemiş ve yolun insanlık tarihi için evrensel değerde ipuçları taşıdığını anlatmaya çalışmıştı.

Mağara 1.8 milyon yıl önce kalkerli kayaların yeraltı sularıyla oyulması sonucu oluşmuştur. Mağaralardan söz eden ilk isim Mekteb-i Tıbbıye-i Şahane’de Jeoloji ve Maden Öğretmeni olan Macarlı İbrahim Bey olmuştur. İlk sistematik arkeoloji araştırmalarını ise Şevket Aziz Kansu yapmıştır. 1986- 88 yıllarında ise İstanbul Üniversitesi’nden Mehmet Özdoğan ve Güven Arsebük öğrencileriyle mağarada kazılar yaptılar. Paleolitik Çağ’a ait çok önemli bulgulara rastladılar. Türkiye’de Paleolitik çağlardan Bizans’a kadar 400 bin yıllık insanın yerleşim serüvenine ait çok az rastlanacak kadar iyi korunmuş buluntularla en eski yerleşim yeri bu mağaralardır. Mağaranın duvarındaki eski gemi resimleri buranın bir zamanlar deniz ticaretinin deposu olarak kullanıldığını da gösteriyor.

Türkiye’de bilinen en eski yerleşim yeri yakın geçmişte definecilerin, kaçak kazı yapanların, mantar üreticilerinin, filmcilerin ve tinercilerin tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Mağaralar filmciler için 1960’lardan beri bir film platosu işlevi de görüyor. Hemen hemen bütün tarihi filmler burada kaydedildi. Tarkan filmlerini izleyenler hatırlar, Leyla ile Mecnun, Küçük Ağa gibi filmlere de mekan oldu burası. Daha önemsiz yüzlerce macera filmlerini saymıyoruz. Kısa bir zaman önce burada Muhteşem Süleyman dizisi için mağaranın içinde ateşler yakıldı, çukurlar açıldı. Birkaç sene önce “Yor” filmi için mağaranın içinde bir su havuzu yapılmış ve sahne gereği bu havuz dinamitle patlatılmıştı. Yani çok hassas el aletleriyle, diş fırçalarıyla arkeologların çalışması gereken alan, dinamitlenmişti maalesef.

Birinci Derece Sit Alanı ve Korunması Gerekli Kültür Varlığı olarak tescilli olan mağarada 1 No’lu Koruma Kurulu bu bilgilerin ışığında 10 Mayıs 2012 günü şöyle bir karar almıştı: “Altınşehir Güvercintepe Mahallesi’nde yer alan Yarımburgaz Mağarası’na daha önce verilen zararlarla ilgili olarak suç duyurusu kararının devamına mağaradaki film çekimleri sırasında tahrip olan yapının ilgili belediyece tekrar yapılmasına, bundan sonra mağarada yapılmak istenen film, dizi çekimlerinin geri dönülmesi mümkün olmayan zararlar vereceği nedeniyle uygun olmadığına, mağara ve çevresinin bütününü kapsayacak bir çevre düzenlemesi projesi hazırlanarak kurula iletilmesine, mağara ve çevresinde güvenlik önemlerinin ilgili belediye tarafından alınmasına karar verildi”

Aradan 3 yıla yakın bir zaman geçti. Girişinde demir parmaklıklı bir kapısı olan, ama her yeri kırılan parmaklıklardan içeri girmenin zor olmadığı mağaraya, Belediye Meclis Üyeleri Erhan Aslaner, Ercan Ulaş Kaya, Zeynel Yılmaz ve Ümit Yurdakul olarak girdik ve resimlerini çektik. İnsanlık tarihine yakışmayan ve mezbele durumda olan bu evrensel değerin, içler acısı durumundan kurtulması için meclise taşınmasına karar verdik. Parti ayrımı yapmadan hepimizin ortak değeri olduğuna inandığımız, bu sorun için soru sormuyoruz. Öneri getiriyoruz; Kurulun almış olduğu kararları takiben ve kurul kararları esas alınarak Yarımburgaz Mağarası’nın rehabilite edilmesi, yapılaşma tehdidinden kurtarılması, onarılması, çevre düzeni yapılması, tanıtım broşürleri hazırlanması, yön levhaları konulması, korunması ve turizme açılması için gereğinin yapılmasını istiyoruz.”

Yarımburgaz Mağarası

Yeri: İstanbul İl merkezinin yaklaşık 22 km kuzeybatısında; Küçükçekmece İlçesi’ne bağlı Altınşehir’in 1 km kuzeyindedir. Güneyindeki Küçükçekmece Gölü’nün kuzey sahilinden 1.5 km kadar uzaktadır. Mağaraya Halkalı-Altınşehir’den gelen karayolu ile ulaşmak çok kolaydır.

Yapısal Özellikleri ve Oluşumu: Yarımburgaz Mağarası Eosen kökenli kalker oluşumlu bir kayalık tepenin Sazlıdere’ye bakan batı yamacında; yeraltı suyunun aşındırması ile açılmış; birbirinden farklı kotlarda ayrı ayrı ağızları olan; birbiri ile bağlantılı; farklı biçim ve büyüklükte iki bölümden oluşmuştur. Marmara Denizi’nden yaklaşık olarak 11-18 m yüksektedir. Kabaca kuzeydoğu-güneydoğu istikametinde uzanan bu bölümlerden kot olarak yukarıda yer alanı (Yukarı Mağara/B Galerisi); yaklaşık 15×52 m boyutlarında günümüzde 10 m yüksekliğinde büyük bir hol (boşluk) görünümündedir. Bu mağara olasılıkla Bizans döneminde yer yer düzeltilerek kilise olarak kullanılmıştır. Duvarlarındaki hatıl deliklerinden içinde üstü kiremitle örtülü çekme katın yapıldığı da anlaşılmaktadır. Bu kilisenin mağaranın dışındaki manastır yapısı ile ilgili olduğu kesindir. Yukarı mağaradan; alttaki galeri biçiminde başlayan daha sonra kayalığın derinliklerine doğru tünel görünümünde; menderesler çizerek; yer yer geniş salonlarla devam eden alt bölüme (Aşağı Mağara/A Galerisi) ağız kısmına yakın bir yerde bir rampa ile geçilmektedir. Yukarı mağaranın hemen körlenmesine karşıt aşağı mağara yaklaşık olarak 600 m kadar devam etmektedir. Aşağı mağarada ağızdan yaklaşık 240 m uzakta meydana gelen çatallaşmadan sonra sağdaki kol soldakine nazaran daha fazla uzayarak en sonda genişce bir dehlizden sonra takip edilemeyecek kadar daralmaktadır. Mağaranın oluşumunun izlerini; kayalığın dışında doğu tarafında Sazlıdere’ye dik bir vadinin varlığıyla açıklamak mümkün olmaktadır. Olasılıkla bu çökelmiş vadi Alt Paleolitik Çağ’da aşağı mağaranın bir uzantısı olmalıdır. Yarımburgaz Mağarası’nda yapılan kazılarda aşağı mağarada ana kayaya yalnız ağız kısmında ulaşılmış; iç kısımda inilemediği için mağaranın gerçek yüksekliği saptanamamıştır. Paleolitik çağlarda mağaranın çevre şartlarının günümüzden çok farklı olduğu tahmin edilmektedir.

Araştırma Tarihçesi: İlk defa Abdullah Bey tarafından 19. yy’ın ortalarında bilim dünyasına tanıtılan Yarımburgaz’daki ilk dönem kazılar Şevket Aziz Kansu’nun önderliğinde Kılıç Kökten’in yönetiminde 1963 yılında aşağı mağaranın giriş kısmında yapılmış daha sonra 1964 ve 1965 yıllarında Kansu; Kökten ve N. Dolunay’ın yönetiminde mağara karelere bölünerek daha sistemli bir şekilde kazılmıştır. 1966 yılından 1986 yılına kadar mağaranın çeşitli nedenlerle tahrip edilmesi gibi çok önemli bir sebepten dolayı; 1986 yılında İstanbul Üniversitesi; Edebiyat Fakültesi; Prehistorya Anabilim Dalı öğretim üyelerinden Mehmet Özdoğan’ın başkanlığında; ikinci dönem Yarımburgaz kazıları gerçekleştirilmiştir. Bu kurtarma kazısı sonucunda mağaranın en eski yerleşiminin Alt Paleolitik çağda olduğunun saptanmış ve Türkiye’nin Pleistosen Arkeolojisi’nin daha iyi anlaşılması amacıyla üçüncü dönem kazıları; İstanbul Üniversitesi; Edebiyat Fakültesi; Prehistorya Anabilim Dalı öğretim üyelerinden Güven Arsebük’ün yönetiminde; ABD Berkeley’deki California Üniversitesi; Antropoloji Bölümü öğretim üyelerinden F. Clark Howell’ın katılımıyla; her iki üniversitenin ortak projesi olarak 1988-1990 yıllarında gerçekleştirilmiştir. BÜMAK tarafından 1984-85 yıllarında araştırılıp; BCRA 5d standartlarında haritası yapılmıştır. Daha sonra Eurasian Bridge ’99 Projesi kapsamında biospeleolojik yönden araştırılmıştır.

 

KAYNAK : gercekgündem.com
KAYNAK : tayproject.org

Anadolu Üniversitesi'nde Arkeoloji bölümü okuduktan sonra eğitimine İstanbul Üniversitesi'nde Tarihöncesi bölümünde yüksek lisans programında devam ediyor. İletişim: bayramtolunay@gmail.com

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply