‘Yaratıcılık Genleri’ İnsanların Dünyaya Hakim Olmasını Sağladı

Yeni bir araştırmaya göre yaratıcılık; Homo sapiens’in hayatta kalmasının ve Neandertaller gibi ilişkili türlerden üstün çıkmasının ana nedenlerinden biri olabilir.

Washington Üniversitesi’nde psikiyatri ve genetik bölümlerinde fahri profesör olan araştırmanın kıdemli yazarı Dr. Claude Robert Cloninger, ‘’Yaratıcılığın Homo sapiens’e, Neandertallere göre hayatta kalma avantajı sağlamış olabileceği fikri uzun zamandır ortada. Ancak Neandertallerin  gerçekte ne kadar yaratıcı olduklarını hala bilemediğimiz için bu kanıtlaması zor bir durum.’’ diyor.

Cloninger, ‘’Soyu tükenmiş türlerde yaratıcılığı değerlendirmenin sorunu bu, elbette onlarla konuşamazsınız.’’ diyor. Bu nedenle, İspanya’daki Granada Üniversitesi ve St. Louis’deki Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden bir grup tarafından yönetilen uluslararası bir araştırma ekibi, yaratıcı yetenekleri de dahil olmak üzere, insanları uzak akrabalarından ayıran şeyleri incelemek için genlere baktı. 

Araştırmacılar daha önce Homo sapiens’te üç farklı öğrenme ve hafıza sistemini düzenleyen 972 modern gen tanımlamışlardı: duygusal tepkisellik, özdenetim ve öz farkındalık. Duygusal tepkisellik ağı; sosyal bağlar oluşturma ve davranışları öğrenme becerisi içerirken; özdenetim ağı; hedefler belirleme, başkaları ile işbirliği yapma ve alet yapma becerisini içerir. 

(Sanat Üretimi Homo sapiens ile Başlamadı)

Öz farkındalık ağı ise, kişinin sezgisel içgörü ve yaratıcı hayal gücü ile alternatif bakış açılarını keşfedebileceği bir geçmişi, bugünü ve geleceği olan bir anlatı olarak, bir kişinin yaşamının geçmiş davranışlarını ve otobiyografik hafızasını “epizodik öğrenmeyi” veya hatırlamayı ve geliştirmeyi içerir. 

Cloninger, öz farkındalığı ‘’farklı, özgün, yaratıcı düşünceye sahip olmamızı ve çok esnek olmamızı sağlayan şey’’ olarak özetliyor.

Yeni çalışmada, araştırmacılar daha önce Neandertal (Homo neanderthalensis) fosillerinden, modern insanlardan (Homo sapiens) ve şempanzelerden (Pan troglodytes) alınan DNA’yı analiz ettiler. En eski ağa (duygusal tepkisellik) ilişkin genlerin Homo sapiens, Neandertaller ve şempanzeler arasında aynı olduğunu buldular. Ancak şempanzeler, insanlarda öz farkındalığa ve öz denetime yol açan genlerden tamamen yoksundu. 

Bu genlerin tamamı olmasa da bazıları Neandertallerde mevcuttu. Cloninger, ‘’Neandertaller, taşıdıkları bu genlerin sayısında, şempanzeler ile modern insanlar arasında neredeyse yarı yarıya bir noktada bulunuyorlardı.’’ diyor.

Dahası, bu 972 genin 267’si Homo sapiens’e özeldi ve hepsi düzenleyici adı verilen genlerdi. Başka bir deyişle, diğer genlerin aktivitesini etkiliyorlardı. Şempanze ve Neandertallerde bulunmayan bu genler, öz farkındalık ve yaratıcılıkla ilgili beyin ağlarını düzenler. 

Homo sapiens’e özgü

Duygusal tepkisellik ağı, yaklaşık 40 milyon yıl önce maymunlarda ve büyük kuyruksuz maymunlarda evrildi. Özdenetim ağı, 2 milyon yıldan daha kısa bir süre önce gelişti ve öz farkındalık ve yaratıcılık ağı, sadece 100.000 yıl önce, insanların yaşam için gerekli yiyecek ve diğer kaynakları azaltan değişen bir iklimin baskısı altında olduğu zaman ortaya çıktı.

Çalışmaya göre daha sonra, yaklaşık 40.000 yıl önce, Homo sapiens ‘’eşi görülmemiş kültürel ve teknolojik gelişmişliğe’’ sahip olarak hızla dünya çapında Neandertallerin yerini almaya başladı. 

Yazarlar, bu karmaşıklığın büyük olasılıkla Homo sapiens atalarımızın yaratıcılığı ve öz farkındalığından kaynaklandığını ve bunun da onların daha uzun, daha sağlıklı yaşamalarını sağladığını söylüyor. 

Böyle bir uzun ömür, çocuklar ve ergenler için daha uzun bir öğrenme dönemine ve dolayısıyla bilgi biriktirmek için daha fazla zamana olanak sağlıyor olmalıydı. Daha uzun ve daha sağlıklı yaşamak, aynı zamanda bireyler arasında işbirliğini teşvik ediyor ve toplumda çocuklarının, torunlarının ve diğerlerinin başarısını artırmak için toplulukları geliştirir. Yazarlara göre bu durum, ‘’Homo sapiens’in dünyaya diğer insan soylarından daha başarılı bir şekilde yayılması için gereken teknolojik yenilikçiliği, davranışsal esnekliği ve keşif eğilimini’’ mümkün kılmış olmalıydı.

Yine de bu çalışma, yaratıcılık ve öz farkındalık gibi özelliklerin karmaşık olması ve Neandertallerin artık var olmaması, onları yalnızca genlerine göre değerlendirmeyi zorlaştırması gibi bazı sınırlamalar içeriyor. (Örneğin bir kişinin çevresi aynı zamanda kişiliğini ve davranışını da etkileyebilir.) Gerçekten de bazı araştırmacılar, modern insan genomunu soyu tükenmiş bir tür ile karşılaştırmanın sağlam sonuçlar verebileceğine ikna olmuyor.

Avustralya Queensland Üniversitesi Psikoloji Fakültesi’nde profesör olan ve araştırmanın bir parçası olmayan Thomas Suddendorf, ‘’Yazarlar, bazı öz farkındalık, yaratıcılık veya toplum yanlısı davranış ölçütleriyle ilişkili gen ağlarını tanımlasa bile, genetik ile bu yüksek özellikler arasındaki nedensel bağlantıyı bilmiyoruz.’’ diyor.

‘’Bu nedenle bulgular ilginç olsa da soyu tükenmiş türler bir yana günümüze kadar gelmiş olan bu tür verilerden herhangi bir kesin sonuç çıkarmamaya karşı uyarıda bulunurum.’’ diyor Suddendorf. “İnsanların, şempanzeler de dahil olmak üzere şu anda yaşayan diğer hayvanlardan daha yaratıcı olduğu şüphesiz.”

Yazarlar çalışmada, Neandertallerin, Homo sapiens’te bulunmayan ve kişiliklerini ve öğrenme yeteneklerini etkileyen genlere sahip olma olasılığını reddetmeyeceklerini belirtiyor. Başka bir deyişle, Neandertaller yaratıcılık ve öz farkındalık için aynı genlere sahip olmayabilir, ama bunun yerine bizim anlayamadığımız kendi gen kümelerine sahip olabilirler. 


Live Science. 28 Nisan 2021.

Makale: Zwir, I., Del-Val, C., Hintsanen, M., Cloninger, K. M., Romero-Zaliz, R., Mesa, A., … & Cloninger, C. R. (2021). Evolution of genetic networks for human creativity. Molecular Psychiatry, 1-23.

Yorumlar
İstanbul Üniversitesi Tarihöncesi Arkeolojisi mezunu. Aynı okulda Tarihöncesi Arkeolojisi bölümünde yüksek lisans yapıyor.

You must be logged in to post a comment Login