Sauropodlar, Atkuyruğu Bitkisi Sayesinde Dev Boyutlara Ulaşmış

Yeryüzünde yürümüş en büyük yaratık olan sauropodlar, nasıl oldu da yeşilliklerden oluşan basit diyetleri ile 10 yetişkin Afrika filinden daha fazla ağırlığa ulaştı?

Bu Camarasaurus kafatasındaki dişler, uzunluklarının yaklaşık yarısına kadar aşınmış görünüyor ve bir zamanlar bir gaga tarafından korunmuş olabilir. C: Kayleigh Wiersma

Günümüzde yaşayan birçok otçul enerji bakımından zengin günümüz bitkilerini tüketerek yağ depolayabiliyor, fakat bu bitkiler ve benzerleri dinozorların hükmünün sonlarına doğru ortalıkta çok da görülmüyorlardı. Fakat şimdilerde bilim insanları beklenmedik bir şekilde besin değeri fazla olan bir bitkinin, sauropodların diyetlerinde önemli bir yer tutabileceğini düşünüyor. 

Swinburne Üniversitesi’nden paleontolog Stephen Poropat, “Besin değeri yüksek olan yiyecekleri çok hızlı bir biçimde büyük miktarlarda tüketebildiklerini görüyoruz.” diyor.

(Dinozorlar Yok Olmasaydı Neler Olurdu?)

Bonn Üniversitesi’nden araştırmacılar, konuyla ilgili bulgularını, Omurgalı Palentolojisi Derneği’nin toplantısında sundu. Aynı araştırmacılara ait bir önceki çalışma, sauropodların tükettikleri bitkileri çiğnemeden doğrudan yutan yemek yeme makineleri olduğunu gösteriyordu. Vücutlarını olduğu yerde tutarak enerji harcamazken, sadece uzun boyunlarını kullanarak geniş alanları tarayarak (bir çim biçme makinesi gibi) otlanıyorlardı. Yeni araştırmalar dinozorun diyeti ve çene yapısıyla ilgili detaylı bilgiler ortaya koyuyor.

Bonn Üniversitesi’nden Carole Gee ve meslektaşlarının yürüttüğü çalışma bu “süperyiyeceğin” ne olabileceğini bulduğunu düşünüyor. Ekip Jurasik döneminde ve günümüzde hala sıklıkla görülen atkuyruğu (Equisetum) bitkisinin besin değerini “süperyiyecek” olduğunu düşünerek test etti. 

Gee’nin açıkladığı üzere, bitkiyi yakarak bünyesindeki karbon miktarını ölçen daha önceki testlerde, atkuyruğu bitkisinin besin değerinin düşük olduğu sonucuna varmışlardı. Bu yeni çalışmada Gee ve ekibi çiftlik hayvanlarının yiyeceklerinin besin değerini ölçmekte sıklıkla kullanılan Hohenheim yöntemini kullandı.

Şimdiye kadar karada yaşamış en büyük hayvan olan Sauropodlar, devasa boyutlara ulaşmak için eğrelti otları ve kozalaklı ağaçlardan daha besleyici yiyeceklere güvenmiş olabilir. C: Mark Witton

Modern atkuyruğu bitkisini, sauropodların bağırsağındaki yolculuğunu gösterecek şekilde üç gün boyunca fermente ettiler ve oluşan gaz hacmini ölçtüler. Oluşan gaz miktarı bitkinin enerji miktarını gösteren bir değişken. Araştırmacılar şaşırtıcı sonuçlar elde etti: atkuyruğu bitkisi, araştırılmış olan 16 diğer modern bitkiden çok daha fazla enerji ortaya çıkarıyordu. Bu sonuçlara göre, atkuyruğu bitkisi proteince zengin ve dinozorların yaşadığı dönemde çok yaygın olan eğrelti otu, cycad bitkisi ve kozalaklı ağaçlara nazaran besin değeri çok daha yüksek. 

Her ne kadar süperyiyecekler ile beslenseler de, sauropodlar günde bir ton veya daha fazla bitki tüketiyor olmalılar. Bunun arkasındaki mekaniği anlamak için ise, Bonn Üniversitesi’nden başka bir ekip bu yaratıkların çenelerini inceledi.

Paleontologlar yıllarca birçok karmaşık fosil ortaya çıkardı: sanki hala yaratığın ağzındaymışçasına aynı düzende korunmuş sauropod dişleri, hem de onları saran bir parça bile kemik olmadan… Bonn Üniversitesi’nden Kayleigh Wiersma’ya göre, “Dişleri bir arada tutan bir şeyler olmalı! Yoksa kazı alanına dağılmış bir vaziyette bulunurlardı.”

(Bilinen En Büyük Dinozor Yedi Fil Uzunluğundaydı)

Dişlerin hala korunduğu bazı kafataslarında, dişler yerlerinden neredeyse düşecek durumdalar. Queensland Üniversitesi’nden paleontolog Seteve Salisbury, “Bu kadar açıkta, üstünü kapatan bir doku olmadan dişlerin bu derece korunması mümkün değil!” diyor.

Wiersma ve araştırma lideri Martin Sander, her biri 40 dişten oluşan, Diplodocus, Brachiosaurus ve Apatosaurus gibi sauropod türlerine ait 7 set diş sırasını inceledi. Toplantıda yaptığı sunumda Wiersma, bu ikonik dinozorların yüzlerinin bugüne kadar paleontologlarca yanlış anlaşılmış olabileceğinin üzerinde durdu: genelde bilim çizerlerinin oluşturduğu sürüngen benzeri dudaklar yerine, günümüzde yaşayan herhangi bir hayvandan farklı olarak bu yaratıklar hem gagaya hem de dişe sahip olabilirler.

Araştırmacılar, tipik sauropod dişlerinin çeneden sonra sadece yarıya kadar aşınmış olduğunu fark ettiler. Bu sonuç aslında gösteriyor ki, dişler destekleyici bir yapının içine gömülü. Aynı zamanda, çene yüzeyinde minik çukurlar keşfeden ekip bunların belki de gagayı besleyen kan damarlarını gösterdiğini dile getirdi. Benzer çukurlar ve bu çukurları birbirine bağlayan küçük kanallar aslında başka dinozorlarda, boynuzlarını kaplayan ve keratinden oluşan yapılarda da görülmüştü. Keratin, bizim gibi bazı memelilerin tırnaklarını, kuşların gaga ve tüylerini de oluşturur.

Poropat, dişleri yerinde tutan şeyin gagadan ziyade geniş bir dişeti olabileceği konusunda şüpheli. Fakat, triceratoplar, stegosauruslar ve ördek ağızlı hadrosaurlar gibi birçok dinozorda aslında gagayı destekleyen yapı kemikten oluşuyor. Birleşik Krallık’ta bulunan Southampton Üniversitesi’nden paleontolog Darren Naish, “Sauropodların gagaları olmasını beklemiyorduk, sanırım bu yepyeni bir görüntü ortaya çıkarıyor.” diyerek konuyu özetliyor.


Science Mag. John Pickrell. 17 Ekim 2019.

İTÜ Moleküler Biyoloji ve Genetik '19 mezunu. Almanya, Bonn Üniversitesi'nde Organizmik, Evrimsel Biyoloji ve Paleobiyoloji Yüksek Lisansı yapıyor. Kariyer hedefi Koruma Genetiği, Evrimsel Genetik yönünde ilerliyor.

You must be logged in to post a comment Login