Panama’daki Eski Kafataslarında Sörfçü Kulağı Bulundu

Yeni bir araştırma ile daha çok soğuk su ortamlarında oluştuğu düşünülen “sörfçü kulağı” adı verilen kemik çıkıntılarının, tropik iklimlerde bile oluşabileceği ortaya çıktı.

Panama’daki İspanyol öncesi kafataslarında tespit edilen kemik çıkıntıları, bölge halkının binlerce yıl önce istridye ve inciler için dalış yaptığını gösteriyor. C: Smith-Guzmán vd. 2020

Antropolog Nicole Smith-Guzmán, Panama’daki eski bir kafatasının kulak kanalından çıkan kemik çıkıntısını ilk fark ettiğinde, buna ne anlam vereceğini bilmiyordu. “Bu tür bir kemik çıkıntısı bulmayı beklemiyordum çünkü bunun soğuk sularda oluşan bir durum olduğu düşünülür. Panama Kanalı ise oldukça tropik bir bölge.”  

Smith-Guzmán’ın tespit ettiği küçük çıkıntı, kafatasının kulak kanalında hafif bir tepecik haline gelmiş. Bu, “sörfçü kulağı” olan bir insan için rahatsız edici bir durum. Dış kulak yolu ekzostozu olarak da bilinen bu rahatsızlıkta, yuvarlak veya damla şeklinde bir kemik kitlesi oluşabilir. Şiddetine göre değişmekle birlikte, bu kitleler günümüzde “sörfçü kulağı” olarak biliniyor. Sörfçü kulağı, kulak enfeksiyonlarına ve sağırlığa bile yol açabiliyor.

(Neandertaller Su Altında Fazla Zaman Geçiriyordu)

Bilim insanları hala bu rahatsızlığın tam olarak neden meydana geldiğini bilmiyor. Bir süre, genetik bir bozukluk olduğu düşünülse de, araştırmalar farklı bir sebebi işaret ediyor: soğuk suya devamlı maruz kalmak. Ancak bunun için suyun ne kadar soğuk olması gerektiği ve suda ne kadar kalındığında sörfçü kulağına sebep olunduğu tartışma konusu olmayı sürdürüyor. Sörfçü kulağına sahip insan kalıntılarının Panama gibi bir yerde bulunması ise beklenmedik ve şaşırtıcı bir gelişme.

Smith-Guzmán belki de, 2015’te gördüğü ilk sörfçü kulağının bir istisna olduğunu düşündü. Ama Smithsonian Tropical Research Institute için çalışmalarına devam ederken, daha fazlası için gözünü dört açtı. Smith-Guzmán, 1970’lerde Richard Cooke tarafından yapılan kazılarda ortaya çıkarılan iskeletleri yeniden gözden geçirdi. Çalışmalara devam ettikçe, sörfçü kulağı olan daha fazla iskelet ortaya çıktı. Sonra başka bir sürprizle daha karşılaştı.   

“Cerro Juan Díaz arkeolojik kazı alanında, aynı yerde gömülü üç ayrı iskelette bu kemik kitlesi bulundu.” diyor Smith-Guzmán. “Bu noktada, bu insanların yaşarken birbirlerini tanıdığını ve aynı işleri birlikte yapmış olabileceğini düşünmeye başlıyorsunuz.” Bunlar pekala Parita Koyu’nun derin sularında istridye, deniz kabuğu ve hatta inci çıkarmak için dalış yapmak olabilir.

Sörfçü kulağı olan kafatasları, Panama Körfezi’ne yakın ve mevsimlik rüzgarların soğuk suyu yüzeye çıkardığı bölgelerde bulundu. Bu harita, çalışmadaki kafataslarının çoğunluğunun nerede bulunduğunu, sörfçü kulağına sahip olma yüzdesini ve kalıntıların tarihlerini gösteriyor. C: Nicole Smith-Guzmán

Şimdi ise üç yıllık çalışmanın sonunda Cooke ve Smith-Guzmán sonuçlarını yayınladılar. Panama’dan inceledikleri 125 kafatasında, yedi erkek ve bir kadında sörfçü kulağı tespit ettiler. Bu, tropiklerin bile kulak kanalının reaksiyona girmesi için yeterince soğuk olabileceğini gösteriyor.

Viyana Doğal Tarih Müzesi küratörü ve bilim insanı Sabine Eggers, “10 bölgeden toplanan 2500 ila 500 yıllık 125 bireyin analizini yapmak, başta biraz karmaşık duruyordu.” diyor. Eggers aynı zamanda Brezilya sahillerindeki sörfçü kulağı bulunan İspanyol öncesi kafataslarına ilişkin bir araştırma yürütüyor.  

Eggers’a göre, gruplar arasındaki benzerlik ve tespit edilen zaman aralıkları, Smithsonian araştırmacılarının vardığı sonuçlara somut birer delil oluşturuyor. Buna göre, dalma ve balıkçılık gibi faaliyetler Panama’nın farklı bölgelerinde uzun bir süredir gerçekleştiriliyor ve daha çok erkekler tarafından yapılıyordu.

“Smith-Guzmán’ın çalışmasındaki her insan, bir miktar da olsa su kaynakları ile geçindiğine, birbirine yakın bölgelerde yaşadığına ve genetik olarak karşılaştırılabilir olduğuna göre, sörfçü kulağının sıklığı ve yayılması, belirli bir kalıbı işaret ediyor.”

Bu kalıp, sörfçü kulağının sıklıkla geliştiği toplulukların çoğunlukla balıkçılık ve dalış gibi suyla temas eden faaliyetlerde bulunmuş olması. Panama’daki sayısız grup için günlük yaşam, dikenli istridye, dev kabuklar ve incili istridyeler için dalış yapmayı içeriyordu. Daha sonra bu deniz kabukları, cenaze törenleri için süsleme yapılmak için kullanılıyordu.

Smith-Guzmán’ın yazısı, sahilde yaşayan atalarımızın suya atlamak için tereddüt etmediğini kanıtlıyor. Sörfçü kulağına sahip kafatasları, Tierra de Fuego’nun kutupaltı bölgesi kadar güney bölgelerde ve 430.000 yıllık hominin popülasyonlarında da bulundu.

Bir araştırmacı grubu, 50.000 yıl önce yaşamış yaşlı erkek Neandertal’lerdeki devasa sörfçü kulağı vakalarını incelediğinde, vakaların hem sağ hem sol kulakta geliştiği tespit edildi. Bu durum, incelenen Neandertallerin büyük ölçüde sağır ve etrafındakilere bağımlı olduğu anlamına geliyor.

Vakaların ne kadar geriye uzandığı dikkate alındığında, bazı araştırmacılar insanlığın suyla olan süregelen ilişkisine ilişkin bulgular temin ettiklerini ileri sürdüler.

Rhys Evans ve M. Cameron, “bu sörfçü kulağı vakalarının varlığının, erken hominid’lere selektif bir hayatta kalma avantajı sağlamış olması oldukça yüksek bir ihtimal.” Makaleye göre, erken hominidler suda uzun zaman kalmışsa, bu kemik kitleleri, kulak zarı gibi hassas yapıları korumak için gelişmiş olabilir. Oysa bugün, bu kitlenin varlığı bir rahatsızlık olarak kabul ediliyor. “Sörfçü kulağı, patolojik bir oluşumdan çok, fizyolojik bir modifikasyon olarak, erken hominid’lere denizde ve hem karada hem suda yaşanılan çevrelerde evrimsel avantaj sağlamış olabilir.”

İnsanın suya olan tutkusu günümüze kadar devam etti. Sörfçü kulağı vakaları, artık daha az insan balıkçılık ile geçiniyor olsa da azalmadı. 307 modern sörfçüyü inceleyen araştırmacılar, 10 yıldan uzun süredir sörf yapanların %82.4’ünde ciddi düzeyde sörfçü kulağı olduğunu tespit etti. Bazı sörfçü ve dalgıçlar kemik kitlesi oluşumunun önüne geçebilmek için kulak tıkacı kullansa da, diğerleri kitlenin alınması için ameliyat olmak zorunda.

Smith-Guzman’ın yeni gündemi ise, sörfçü kulağının antik ve modern örneklerini karşılaştırmak. Kosta Rika, Venezuela ve Kolombiya’daki arkeolojik alanlarda çalışma yapmayı, modern “sörfçü kulağı”nın yaygınlığına ilişkin bir fikir edinebilmek için Panama şehri ve çevresindeki doktorlarla görüşmeyi umuyor.

Ayrıca Panamalı iskeletlerin sınıflandırılması meselesi var. Hala 300’den fazla insan kalıntısının incelenmesi gerekiyor. Bu incelemeler sonucunda daha da fazla soru akla gelecek. Sörfçü kulağı vakaları Avrupalılar ile temasa geçilince değişti mi? Colombus’un gelişi, deniz kabukları için yapılan dalışların azalmasına sebep olmuş olabilir mi? Bu soruları şu anda cevaplandırmak imkansız, ama Smith-Guzmán’a göre bu bilinmezlik, Panama’daki İspanyol öncesi yaşamı araştırması için onu motive ediyor.


Smithsonian Magazine. Lorraine Boissoneault. 03 Ocak 2019.

Makale: Smith‐Guzmán, N. E., & Cooke, R. G. (2019). Cold‐water diving in the tropics? External auditory exostoses among the pre‐Columbian inhabitants of Panama. American journal of physical anthropology, 168(3), 448-458.

Yorumlar
Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi lisans ve yüksek lisans mezunu. Serbest avukatlık ve yeminli tercümanlık yapıyor. Mitoloji, tarih, dil ve arkeolojiye, özellikle sualtı arkeolojisine ilgi duyuyor.

You must be logged in to post a comment Login