Kazakistan’daki Mezar Höyüklerinde Kafasız İskeletler Bulundu

Doğu Kazakistan’daki Semeytau’da bulunan mezar höyüklerindeki kafatasları olmayan iskeletler keşfedildi. Bu seneki kazılarda incelenen üç mezarda da kafatasları eksikti. Liter’in bildirdiğine göre mezar höyükleri Hunlara ve Sarmatlara ait.

Bu yıl en büyük olan üç höyük kazıldı. Mezar höyükleri bir hat üzerinde sıralanmıştı. Bazı höyüklerde de birbirine yakın olarak istiflenmiş taşlardan oluşan dairesel bir çit bulunuyordu. Uzmanlar bu çitin kötü ruhları kovmak için yapıldığını düşünüyor.

Bu höyüklerin bir başka ilginç özelliği de sözde “bıyık”larla inşa eidlmiş olmaları. Bu “bıyıklar”, höyükten dışarı doğru uzayan yay şekilli iki taş çıkıntıdan oluşuyor. Kazılan en büyük mezar höyüğünün 15-20 metra kadar uzanan “bıyık”ları bulunuyor. Yerel tarihçi Pavel Zhukov “‘Bıyık’lara sahip olan höyüklerin kendine özgü özellikleri var. Her biri dört ana yönden birine bakıyor, ve ‘bıyık’lar hep doğuya dönük oluyor” diyor.

 

Yerel tarihçi Hacı Murat İliuf en büyük höyükle ilgili olarak “Hun-Sarmat mezar höyükleri İskit ve Sakalarınkinden kısmen farklıdır. Bu en büyük höyükte ilginç olan ise yakındaki Semeytau dağlarından getirilmiş büyük taş levhalarla kaplı olması. Höyükteki tek buluntu bir adet boncuktu. Belki burada bir kadın gömülüydü. Fakat erkek bir savaşçı olduğunu düşünenler de var çünkü birçok eski göçebenin boyunlarına kolye takma geleneği vardı” diyor.

Araştırmacılara göre mezar alanlarıyla ilgili en ilginç olgu burada bulunan hiç bir iskeletin kafatası olmaması.

Bu durumu açıklamak için farklı teoriler öne sürülüyor. Bir teoriye göre alanı yağmalayan hırsızlar, eğer mezardaki kafataslarını alırlarsa, mezarları yağmalanan ölülerin ruhlarının intikam almasının önleneceğine inanıyordu.

Bir başka teoriye göre de, Erken Demir Çağı göçebeleri , Papualılarınkine benzer geleneklere sahipti. Bu geleneklere göre, bir köydeki kadınların doğurganlığı direkt olarak, toplanılan kafa ve kafataslarının sayısına bağlıydı. Yani daha fazla kafa daha çok çocuk demekti.

Öğretim üyesi Aydın Zhuniskhanov ise kayıp kafaları açıklamak için Herodot Tarihi’nden faydalanıyor. Herodot savaşçı Issedon kavminin gariptuhaf gelenekleri olduğunu yazmıştı. Onlar için bir hükümdarın ya da reisin kafatasını, bir tapınma objesine dönüştürmek kabul edilir bir davranıştı. Başka bir versiyona göre de Issedonlar Güneydoğu Asya’daki Sumatra adasının insanlarınkine benzer örf ve adetlere sahipti. Bunlardan biri de damadın geline insan kafası şeklinde bir düğün hediyesi vermesi bekleniyordu.

Profesör Amantay Issın ise daha sıradan fakat gerçekçi bir açıklama sunuyor: “Tarbagatay Dağı etekleri komşu kavim ve halklar için hep çekici bir alan olmuştu ve aralarında birçok savaş yaşanıyordu. Bir kavmin şef ya da kralının kafatasının, düşmanları için bir savaş ganimeti olduğunu düşünmek mantıklı. Herkes göçebelerin, zaferlerinin kanıtı olarak düşmanlarının kafasını kestiğini ve onu teşhir ettiğini bilir.”

Ayrıca kafatasları, hazine ya da bilim adına yapılmış birden çok yağmanın sonucunda mezarlardan tamamen yok olmuş olabilir. II. Katerina’nın hümü sırasında, araştırmaları için insan kafatasları satın alan antropoloji odaları açılmıştı. Satın alınan kafatasları insan kalıntılarını çalışmaya yeni başlamış antropologlar için birer eğitim aracı sayılıyordu.

Daha ayrıntılı ve kapsamlı araştırmaların, kafataslarının neden eksik olduğu sorusuna ışık tutması bekleniyor. Bunun bir yolu buradaki mezar höyüklerini yine Doğu Kazakistan’daki Tarbagatay bölgesinde 1990larda bulunan höyüklerle karşılaştırmak olabilir. Buradaki 5 adet büyük mezar höyüğünde de kafatası olmayan iskeletler ortaya çıkarıldı. Bu iskeletlerin hepsi 1.8 m ila 2 m boyundaki erkeklere aitti. Bu erkeklerin asil savaşçılar, belki de bir kavmin şef ya da kralları olduğu düşünülüyor. Tarbagatay höyüklerinin de Semeytau höyükleriyle aynı döneme, yani MÖ 1. yüzyıl-MS 1. yüzyıl arasına tarihlenmesi de büyük ihtimalle bir tesadüf değil.

 

Tengri News, Dinara Urazova

Yorumlar
Robert Kolej’de okuduktan sonra, Kanada-McGill Üniversitesi’nde Antropoloji ve Klasik Tarih bölümlerini bitirdi. Koç Üniversitesi’nde Tarihöncesi Arkeoloji alanında yüksek lisans yaptı. 2015-2017 yılları arasında İstanbul’daki Pera Müzesi’nde koleksiyon sorumlusu olarak görev yaptı. Şu anda A.B.D.’deki Notre Dame Üniversitesi’nde doktora yapıyor.

You must be logged in to post a comment Login