Japonya’da Kadın Samuraylar Var mıydı?

Japonya’da samuray sınıfında doğan her kadın bu unvanı taşısa da, onna-musha denilen savaşçıların varlığı bilimsel olarak inceleniyor.

1750 yılına ait bir görselde, 12. yüzyılda yaşamış kadın samuray Tomoe Gozen bir düşmanı etkisiz hale getirirken görülüyor. (Görsel: Heritage Images / Getty Images)

Japonya’nın samurayları, onur yasalarına sadık usta savaşçılar olarak dünya çapında büyük bir şöhrete sahip. Popüler kültürde ve müzelerde samuraylar genellikle erkek olarak tasvir ediliyor. Bu da zihinlerde şu soruyu uyandırıyor: Tarihte hiç kadın samuray var mıydı?

Pek çok uzmana göre kadın samuraylar mevcuttu ve savaş meydanlarında yer aldıklarına dair çeşitli kanıtlar bulunuyor. Ancak ne kadar sıklıkla savaştıkları tartışmalı bir konu; bazı akademisyenler bunun istisnai bir durum olduğunu savunurken, diğerleri kadınların savaşlarda sanılandan daha sık boy gösterdiğini öne sürüyor.

Bu soruyu yanıtlarken göz önünde bulundurulması gereken temel husus, samuraylığın aslında bir toplumsal sınıf olduğudur; bazı kaynaklarda “bushi” sınıfı olarak da anılır. Bu sınıfa mensup olarak doğan herkes, fiilen savaşsın ya da savaşmasın, herhangi bir dövüş sanatı eğitimi alsın ya da almasın “samuray” kabul edilirdi.

(İlgili: Samurayların Kafa Kesme Ritüeline Dair Gizli Öğretiler Ortaya Çıktı)

Akita Uluslararası Üniversitesi’nde Japonya çalışmaları profesörü olan Sean O’Reilly’e göre; “Samuray statüsündeki bir ailede dünyaya gelen her kadın, eline hiç silah almasa dahi kadın samuray olarak kabul edilirdi; tıpkı bu zümreye mensup her erkeğin, cesareti, eğitimi veya yeteneği ne olursa olsun samuray sayılması gibi.”

Buna rağmen, kadın samurayların savaş alanlarında ne kadar etkin oldukları hala bir tartışma konusu. Savaşlara fiilen katılan kadınlara bazen, “kadın savaşçı” anlamına gelen “onna-musha” adı verilirdi.

O’Reilly’e göre onna-mushalar muhtemelen günümüz insanının inandığı kadar yaygın rastlanan veya askeri stratejide bugün atfedildiği kadar büyük önem taşıyan figürler değildi.

Western Washington Üniversitesi’nden emekli profesör Diana Wright, 2001 yılında War in History dergisinde yayımlanan makalesinde, kadın samurayların savaşlara katıldığına dair en somut kanıtlardan bazılarının 19. yüzyılın sonlarına, yani samuray sınıfının kaldırılmasına yakın bir döneme ait olduğunu belirtiyor.

O dönemde Japonya, yaklaşık 1603’ten 1868’e kadar ülkeyi yöneten Tokugawa Şogunluğu destekçileri ile şogunluğu devirip askeri yetkileri tekrar imparatora devretmek isteyen muhalifler arasında çetin bir iç savaşa sahne oluyordu. Boshin Savaşı olarak da adlandırılan bu süreç, Ocak 1868’den Haziran 1869’a kadar sürdü. Wright makalesinde, bu savaş sırasında şogunluk safında yer alan kadın samurayların bizzat çatışmalara girdiğine dair bir dizi kayıtlı örnek bulunduğunu vurguluyor.

Şogunluk güçlerine Aizu bölgesi (Japonya’nın kuzeyindeki bölgesel bir yönetim) liderlik ediyordu. Aizu’nun başkenti Aizu-Wakamatsu’nun kuşatılması sırasında, bir grup kadın samuray “Joşigun” olarak bilinen kendi birliklerini kurdu.

Wright, “Birliğin 20 ila 30 kadından oluştuğu düşünülse de, yalnızca 10 tanesinin adı kayıtlarda yer alıyor,” diye yazıyor. 22 yaşındaki Nakano Takeko, bu birliğin gayriresmi lideri konumundaydı.

Wright’ın aktardığına göre, yalnızca kılıçlar ve naginatalar (hem saplama hem de kesme amacıyla kullanılan, kavisli namlulu ve uzun saplı silahlar) ile kuşanmış olan bu kadınlar, Yanagi Köprüsü’nde ateşli silahlara sahip bir birliğe karşı savaştılar. Kayıtlar, Nakano Takeko’nun vurulmadan önce naginatasıyla beş veya altı erkeği etkisiz hale getirdiğini gösteriyor. Nihayetinde savaş mağlubiyetle sonuçlandı ve Joşigun’un hayatta kalan üyeleri, erkek birliklerle birlikte bir kaleye çekilmek zorunda kaldı.

Wright, Tokugawa şogunluğu döneminde samuray sınıfındaki kadınların kendilerini ve ailelerini koruyabilmeleri için naginata eğitimi almalarının zorunlu bir kural olduğunu not düşüyor. Aldıkları eğitimin yoğunluğu bölgeden bölgeye değişse de, Aizu bölgesindeki kadınlar genellikle çok daha kapsamlı ve sıkı bir eğitimden geçiyordu.

Kadın savaşçıların kalıntıları mı?

Kimi akademisyenler, Japonya’nın iç kesimindeki Numazu şehrinde yer alan bir höyüğün, savaşta hayatını kaybeden kadın samurayların kalıntılarını barındırdığı görüşünde. Höyükte insan kafatasları ve diğer iskelet kemikleri yer alıyor. Bu kalıntıların analizi, 1989 yılında Japonca olarak Journal of Anthropology dergisinde yayımlandı.

19. yüzyıla ait bir ahşap baskı, zırh kuşanmış bir kadın savaşçıyı tasvir ediyor. (Görsel: H. O. Havemeyer Koleksiyonu, 1929, Met Museum)

Yaklaşık 105 kişiye ait olan bu kafataslarının sahiplerinin tamamı öldüğünde genç yetişkin çağdaydı ve yaklaşık üçte biri kadındı. 16. yüzyıla tarihlenen bu kalıntılar, bilim insanları tarafından muhtemelen Takeda ve Hojo klanları arasında gerçekleşen Senbonhama Muharebesi’nde (Senbon Matsubara Muharebesi olarak da bilinir) ölen kişilere ait olarak yorumlandı.

Princeton Üniversitesi’nde Orta Çağ Japon tarihi profesörü olan Thomas Conlan, bu höyüğün “savaşabilecek yaştaki kadınların 16. yüzyıl muharebelerinde bizzat çarpıştığının ve öldüğünün bir kanıtı” olduğunu belirtiyor.

Ancak Georgia Üniversitesi’nden emekli tarih profesörü Karl Friday, höyükteki herkesin gerçekten savaşçı olduğundan emin olunamayacağı gerekçesiyle bu bulguya ihtiyatla yaklaşılması gerektiğini savunuyor. Friday, höyüğe gömülenlerin bir kısmının çatışmalar sırasında hayatını kaybeden sivil halk olma ihtimalinin de bulunduğunu ifade ediyor.

Kadın samuray hikayeleri ve efsaneler

Pek çok anlatı, savaş meydanlarında çarpışan cesur kadın samuraylardan bahseder. Bunların belki de en ünlüsü, 12. yüzyılın sonlarında yaşamış olan Tomoe Gozen. Hikayelere göre Tomoe, Minamoto no Yoshinaka adlı bir derebeyine hizmet etmiş ve 1180-1185 yılları arasında Taira ile Minamoto klanları arasındaki Genpei Savaşı’na katılmıştı. Samuraylar üzerine kapsamlı araştırmaları bulunan Nihon Üniversitesi hukuk profesörü Thomas Lockley, bu konuyu Medieval World: Culture & Conflict dergisindeki 2022 tarihli makalesinde ele aldı.

Lockley’e göre, dönemin kroniklerinden biri olan “Heike Monogatari” (Heike’nin Hikayesi), Tomoe için şu övgü dolu ifadeleri kullanıyor: “Bir savaşçı olarak bin sıradan adama bedeldi; silah kullanmada mahir, en sert yayı gerebilen, at sırtında veya yaya fark etmeksizin karşısına çıkan her türlü zebaninin veya tanrının karşısına kılıcıyla çıkmaya hazır biriydi.”

Anlatılarda adı geçen bir diğer ünlü isim ise yaklaşık 1526-1543 yılları arasında yaşamış olan Ōhōri Tsuruhime. Tarihçi Stephen Turnbull, Samurai Women: 1187-1877 adlı kitabında, Tsuruhime’nin babası ve erkek kardeşlerinin adayı bir daimyodan (bölgesel yönetici) korurken öldürülmesinin ardından Ōyamazumi Tapınağı’nın baş rahibesi olduğunu anlatıyor. Henüz 16 yaşında olmasına rağmen adanın savunma gücünün başına geçmiş ve istilacılara karşı durmuştu. Turnbull, Tsuruhime’nin savunma sırasında tapınağın kami’sinden (ruh) destek aldığını iddia ettiğini ve sık sık Jeanne d’Arc ile kıyaslandığını belirtiyor.

Tsuruhime’ye ait olduğu söylenen zırhın bir kısmı günümüze ulaştı ve tapınakta sergileniyor. Conlan, bu zırhın 16. yüzyıla ait olduğunu ve “kadın anatomisine uygun şekilde özel olarak tasarlandığını” ifade ediyor.

Ancak Profesör Friday, bu tür anlatıları yorumlarken temkinli olunması gerektiğini vurguluyor: “Tomoe Gozen, Hangaku Gozen, Ohori Tsuruhime, Ueno Tsuruhime gibi kadın savaşçılar hakkında pek çok anlatıya sahibiz; ancak bu kadınların tamamı, özellikle de savaşlara katılımları noktasında, yarı efsanevi figürler.”

1870 tarihli bu fotoğrafta, zırhlı bir kadın samuray kılığında poz veren bir oyuncu yer alıyor. (Görsel: Pictures from History / Getty Images)

Hikayelerin tarihsel gerçeklik payından bağımsız olarak, kadın savaşçılar Japonya’da muazzam bir üne kavuştu. O’Reilly, “Eski kadın savaşçıların efsaneleştirilmesi Japonya’nın Kamakura döneminde (yaklaşık 1185-1333) başladı ve Edo döneminde (yaklaşık 1603-1868), ellerinde naginata tutan kadınları tasvir eden ahşap baskıların çoğalmasıyla doruk noktasına ulaştı” diyor.

Profesör Friday ise bu durumu farklı bir perspektiften yorumluyor: “Bu kadınların bu denli şöhret kazanması bile, aslında kadın savaşçıların tarihsel süreçte ne kadar nadir görüldüğünün açık bir kanıtı.”

Kadınlar ve savaş üzerine tabular

Friday, kadın samurayların savaşa girmesinin bir tabu olarak görülmesi nedeniyle bu durumun oldukça kısıtlı yaşandığını düşünüyor.

Friday’e göre; “Hōjō ailesinin bir koluna miras kalan askeri disipline dair dikkat çekici bir el kitabı; savaştan üç gün önce kadınlarla aynı odada bulunmayı, hamile veya yeni doğum yapmış kadınların bir savaşçının silahlarına temas etmesini, savaşa giderken kadın yolcuların bulunduğu teknelere binmeyi ve hatta kadınların sefere çıkan subayların arkasından bakmasını dahi kesinlikle yasaklıyordu.”

Friday, “Sonuç olarak, 8. yüzyıldan 16. yüzyıla kadar Japonya’daki savaşlara katılan en az birkaç kadın vakasına rastlamak elbette mümkün. Ancak kadın savaşçıların Japonya’da, Orta Çağ Fransa’sındakinden veya antik Sparta’dakinden daha yaygın olduğu sonucunu destekleyecek, hatta bunu yerleşik bir uygulama veya fenomen olarak adlandırmayı haklı çıkaracak hiçbir somut kanıt yok,” diye belirtiyor.

Her ne kadar samuray sınıfı 1870’lerde fiilen ortadan kalkmış olsa da, kadın samurayların eğitim geleneklerinden bazıları bugün hala yaşatılıyor. Uzak Doğu dövüş sanatları metinleri çevirmeni Eric Shahan, Yoshin Okulu’nun (geleneksel Japon dövüş sanatlarının bir dalı) hala kimonoyla naginata çalışmaya devam ettiğini belirterek; bunun, “kadınların her an ansızın silah kuşanmak zorunda kalabileceği ve bu yüzden eğitim kıyafetlerini giymeye vakit bulamayacağı” yönündeki tarihsel anlayışı yansıttığını ifade ediyor.


Live Science. 3 Mayıs 2026.

You must be logged in to post a comment Login