Bilim insanları, bünyemizdeki Neandertal gen mirasının neden tamamının doğal seçilim yoluyla elenmediğini anlamaya çalışıyor.

Yaklaşık 40.000 yıl önce, uzak atalarımız Neandertallerle çiftleşerek onların DNA’sının bir kısmını kendi bünyelerine kattılar. O zamandan bu yana, bu genetik materyalin büyük bölümü doğal seçilimle genomlarımızdan temizlenmiş olsa da yeni araştırmalar, Neandertal DNA’sının beyin yapımız üzerindeki etkisinin sürdüğünü ortaya koyuyor. Üstelik bu miras, şizofreni ve depresyon gibi psikiyatrik bozuklukların gelişiminde de rol oynuyor olabilir.
Neandertallerin beyinleri bizimkilerle tamamen aynı yapıya sahip değildi; özellikle Homo sapiens kafatasını tanımlayan o karakteristik küresel formdan yoksundu. Bu nedenle araştırmacılar, soyu tükenmiş bu yakın kuzenlerimizden miras aldığımız genlerin çoğunun nörolojik gelişimimiz üzerinde muhtemelen olumsuz etkiler yarattığını ve bu yüzden evrimsel süreçte elendiğini düşünüyor.
Buna rağmen, günümüzde Afrika kökenli olmayan popülasyonların genomunda hala yaklaşık yüzde iki oranında Neandertal DNA’sı bulunuyor. Bu durum, “içe aktarılan” genetik materyalin bir kısmının varlığını korumayı başardığını kanıtlıyor.
(İlgili: Neandertal Bebekleri Modern İnsanlara Kıyasla Devasa Boyuttaydı)
Bu genlerin beynimizi nasıl etkilediğini bulmak isteyen araştırmacılar, Birleşik Krallık’taki yaklaşık 40.000 bireyin beyin taramasını analiz ederek yüzlerce farklı nörolojik özelliği Neandertal kaynaklı genetik varyantlarla ilişkilendirdi.
Sonuçlar henüz hakem değerlendirmesinden geçmemiş olsa da çalışma yazarları, genom içerisinde Neandertal DNA’sının nörolojik gelişimimizi değiştirdiği anlaşılan 28 ayrı konuma dikkat çekiyor. Bunların en önemlisi, 14. kromozom üzerinde bulunan ve beynin oksipital ve parietal korteks bölgelerindeki 39 farklı morfolojik özelliği şekillendiren DAAM1 adlı gen.
Genomun bu konumundaki Neandertal DNA’sı, şaşırtıcı bir şekilde şizofreniye karşı koruyucu bir etki sergiliyor. Bu keşif, tarihöncesindeki bu yakınlaşma sırasında edindiğimiz bazı genetik unsurların aslında ruh sağlığımıza fayda sağladığını göstermesi bakımından oldukça çarpıcı.
Öte yandan, dördüncü kromozomdaki PRDM5 geniyle bağlantılı Neandertal varyantları, frontoparietal korteksteki doku incelmesine katkıda bulunuyor gibi görünüyor. Bu da ağır depresyon, bağımlılık ve kişilik bozukluklarına olan yatkınlığımızı artırıyor.
LC13A3 adlı bir başka gen ise beynimizdeki beyaz cevher (beyaz madde) yapısını etkileyebilecek, muhtemelen lökoensefalopati adı verilen bir duruma yol açarak “epizodik nörolojik krizleri” tetikleyebilecek varyantlar barındırıyor.
Çalışmanın yazarları, genel olarak bulgularının “beyin morfolojisini etkileyen çoğu Neandertal varyantının modern insanlar için zararlı olduğu” bir modeli desteklediğini belirtiyor. Ancak bu varyantların bazıları doğal seçilimin ayıklayıcı etkisinden kurtulmuş gibi görünüyor. Bu nedenle beyin korteksindeki organizasyonu ve bağlantısallığı ince ama biyolojik açıdan anlamlı şekillerde etkilemeye devam ederek şizofreni ve depresyon gibi nöropsikiyatrik tablolar üzerinde belirleyici sonuçlar doğuruyor.
IFL Science. 17 Nisan 2026.
Makale: Zeloni, R., Amaolo, A., Morez Jacobs, A., vd. (2026). Effects of introgressed Neanderthal alleles on present-day brain morphology. bioRxiv.
Begüm Bozoğlu | 18 Nisan 2026Avrupa’da 10.000 Yıllık Cinsiyete Dayalı Beslenme Eşitsizliği
Begüm Bozoğlu | 18 Nisan 2026
Begüm Bozoğlu | 18 Nisan 2026Orta Çağ Satrancı Irklar Arası Uyumu ve Saygıyı Teşvik Ediyordu
Begüm Bozoğlu | 18 Nisan 2026
Begüm Bozoğlu | 17 Nisan 2026
Arkeofili | 31 Mart 2026
Begüm Bozoğlu | 24 Mart 2026
Arkeofili | 28 Şubat 2026

You must be logged in to post a comment Login