Suriye’deki Cami, Elagabalus’un Tapınağı Üzerine Kurulmuş

Gizemli Yunanca yazıt, Suriye’deki bir caminin Roma İmparatoru Elagabalus’un tapınağı üzerine kurulup kurulmadığı tartışmasını alevlendirdi

Bu yazıt, Suriye’deki En-Nuri Ulu Camii’nde keşfedildi. C: Teriz Lyoun

Suriye’nin Humus kentindeki En-Nuri Ulu Cami’nin içinde, bir sütunun kaidesinde yakın zaman önce keşfedilen Yunanca bir yazıt; MS 3. yüzyılda Elagabalus adıyla Roma imparatorluk tahtına çıkan güneş tapınağı başrahibinin tapınağının tam olarak nerede bulunduğuna dair uzun süredir devam eden akademik tartışmayı yeniden gündeme taşıdı.

Antik çağda Emesa olarak bilinen Humus, aynı adı taşıyan ilin merkezi ve tarihi yapılarıyla uzun zamandır ünlü bir şehir. Bu yapıların başında da oval planıyla tanınan görkemli En-Nuri Ulu Camii geliyor.

(İlgili: Suriye’de Bulunan Bu Semboller, İlk Alfabe Olabilir mi?)

Gizemli yazıt, restorasyon çalışmaları sırasında caminin sütunlarından birinin altında keşfedildi. Alanın 12. yüzyıldaki Zengî hükümdarı Nureddin ile ilişkilendirilmesi, buraya ayrıca dinsel ve tarihsel bir önem de yüklüyor.

Aziz Yahya’ya adanmış bir kilisenin kalıntıları üzerine inşa edildiği düşünülen cami, dikdörtgen bir mimari planı izliyor ve antik çağdan bu yana kutsal önemiyle tanınmaya devam ediyor.

Humus’ta keşfedilen Roma dönemine ait Hercules figürünü tasvir eden bir mozaik parçası. C: Abdulkarim, M. S. (2025).

Şimdi ise arkeoloji dergisi Shedet’te yayımlanan bir çalışma, Humus’taki En-Nuri Ulu Cami’nin Elagabalus’un Tapınağı’nın kalıntıları üzerine kurulup kurulmadığı sorusuna yanıt arıyor. Tarihçileri onlarca yıldır meşgul eden bu soru, kesin kanıt eksikliği nedeniyle bugüne kadar yanıtsız kalmıştı.

Yeni çalışmanın yazarı, arkeoloji ve tarih profesörü Dr. Maamoun Saleh Abdulkarim, bu yazıtın kritik bir dönüm noktası sunduğunu savunuyor. Ona göre bu bulgu, başlangıçta pagan bir tapınak olan, daha sonra Hıristiyan bir kiliseye dönüştürülen ve sonunda İslam’da büyük bir ibadet mekânına dönüşen kutsal bir Müslüman yapının kökenlerini nihayet aydınlatabilir.

Prof. Abdulkarim, “Restorasyon çalışmaları sırasında ortaya çıkarılan bu yazıt, uzun süredir devam eden bir tartışmaya yeni kanıt sunuyor: Elagabalus’un Tapınağı, şehir merkezindeki bugünkü Ulu Cami’nin altında mı bulunuyordu, yoksa bugün Humus İslam Kalesi’nin kalıntılarının yer aldığı, tepe (höyük) üzerindeki arkeolojik katmanlarda mı yer alıyordu?” diye açıklıyor.

18. yüzyılın sonlarında Homs’taki Emesa Kalesi’nin durumunu gösteren illüstrasyon. L. F. Cassas, 1799-1800. C: Abdulkarim, M. S. (2025).

İnancın farklı katmanları

Yıllardır araştırmacılar, metinsel, nümismatik ve arkeolojik kanıtlar kapsamlı biçimde incelenmiş olmasına rağmen, Humus Ulu Cami’nin başlangıçta bir tapınak olup daha sonra kiliseye dönüşüp dönüşmediği sorusuyla boğuşuyordu. Yeni bir yazıtın keşfiyle birlikte bu eski tartışmaya yeniden ışık tutuldu.

Prof. Abdulkarim, bugünkü Ulu Cami ile ondan önce aynı alanda yer almış pagan ve Hıristiyan kutsal mekânları arasında bir bağ kurabilmek için yazıtı inceliyor.

“Eğer güneş kültü sembolizmiyle bağlantısı doğrulanırsa, pagan kutsal alan ile aynı yerde daha sonra inşa edilen dinsel yapılar arasında mekânsal bir sürekliliğe işaret edebilir” diyor. “Böyle bir kanıt, Emesa’daki dinsel dönüşümün tam bir kopuştan ziyade mimari katmanlaşma ve yeniden yorumlama yoluyla gerçekleştiği görüşünü ciddi biçimde güçlendirir.

“Bu aynı zamanda arkeoloji, epigrafi, mimarlık tarihi ve miras koruma disiplinleri arasında iş birliğinin önemini de vurgular.”

Çalışma, Emesa’yı (modern Humus) üç büyük dinsel evre üzerinden ele alıyor: paganizm, Hıristiyanlık ve İslam. Orta Doğu arkeolojisi çerçevesinde, uzun erimli bir dinsel dönüşüm, kültürel dayanıklılık ve katmanlı kentsel kimlik örneği sunuyor.

Prof. Abdulkarim, araştırmanın “Roma ve erken Bizans dönemlerinde Emesa’daki dinsel yaşamın evrimini incelediğini” belirterek, “kentin dinsel manzarasının Elagabalus gibi yerel tanrılara tapınmadan, MS 4. yüzyılda Hıristiyanlığın genel kabulüne nasıl dönüştüğünü gösterdiğini” söylüyor.

Ayrıca, bu dönüşümü tetikleyen siyasi ve toplumsal etkenlerin incelenmesinin, nihayetinde Hıristiyanlığın yeşermesine olanak tanıyan karmaşık bir hoşgörü ve mücadele tarihine işaret ettiğini vurguluyor.

Humus’taki (Emesa) Abu Saboun mezarlığında bulunan, kraliyet ailesinden olduğuna inanılan bir kişinin maskesi. C: Abdulkarim, M. S. (2025).

Gizemli Yunanca yazıt artık bir muamma değil

Granit yazıt, Humus Ulu Cami’deki bir sütunun kaidesinin ayrılmaz bir parçasını oluşturuyor. Yunanca kazınmış metin doğrudan granit yüzeye işlenmiş. Humus’taki Kazı Dairesi Başkanı arkeolog Teriz Lyoun’a göre, bu yazıt caminin döşemesinin altında gömülü kalmış ve ilk kez 2016’da yapılan kazılar sırasında ortaya çıkarılmıştı.

Sütun kaidesinin ölçüleri 1×1 metre. Yazıtlı levha, kaidenin ön yüzünün yaklaşık 75 santimetresini kaplarken, yaklaşık 25 santimetrelik kısım çerçeve öğelerine ayrılmış.

Lyoun, “Yazıtta görülen yazı simetrik, resmi bir üslupta ve yatay satırlar halinde aralıklı görünüyor. Bu, resmi adak ya da anma metinlerinde sık rastlanan bir tarz. Tasarım, düz yatay satırlarda düzenlenmiş çok satırlı bir yazıt ve levhanın üst kısmında dekoratif bir bordür çerçevesi var” diyor.

Suriye’deki uzun süreli istikrarsızlık nedeniyle yazıt Mayıs 2016’ya kadar bütünüyle görünür hale gelemedi. Bu tarihte tarihçi Abdulhadi Al-Najjar, Yunanca metnin ilk çevirisini Facebook sayfasında yayımladı.

Al-Najjar, “Yazıttaki pasaj, kahramansı ve militarist bir tona sahip; rüzgâra, fırtınaya ve leopara benzetilen bir savaşçı hükümdarı tasvir ediyor; düşmanları yeniyor ve sert bir kraliyet otoritesiyle haraç dayatıyor” diyor.

Metin, rüzgâr, fırtına ve leopara benzetilen bir savaşçı kralın düşmanları alt edişini ve buyurgan kraliyet otoritesiyle haraç toplamasını anlatıyor. Prof. Abdulkarim, Yunanca metinde bazı dilbilgisel düzensizlikler bulunduğunu; bunun Roma döneminde Suriye’de yaygın bir özellik olduğunu belirtiyor, çünkü günlük konuşma dili Yunanca değil Aramiceydi.

Prof. Abdulkarim’in yazıt üzerine yürüttüğü çalışma ve inceleme, güneş tapınağı, erken dönem kilisesi ve daha sonra Humus Ulu Cami arasındaki uzun süredir tartışılan bağlantı için ek destek sağlıyor.

Prof. Abdulkarim, “Bu Yunanca yazıt, epik nitelikte olup ayrıntı bakımından sınırlı olsa bile bu cami ile pagan bir yapı, muhtemelen güneş tapınağı arasındaki bağlantıya dair ipuçları veriyor. Özellikle de araştırmacıların uzun zamandır böyle bir bağlantı önerdiği düşünülünce. Dolayısıyla bu camide ortaya çıkarılan Roma dönemine ait her yazıt, konuyu anlamamıza yeni bilgiler ekleyecek” diyor.

Üzerinde Yunanca yazıtın bulunduğu sütun. Suriye’deki antik Yunanca yazıtları deşifre eden bilim insanları, yerel halkın Aramice dilsel geçmişini yansıtan yazım veya gramer sapmalarına işaret ediyorlar. C: Abdulhadi Al-Najjar.

Pagan bir tapınaktan kiliseye, oradan camiye

Prof. Abdulkarim, Emesa’nın dinsel ve kentsel kimliğinin öneminin yanı sıra, özellikle Antakya, Şam ve daha geniş Levant’ı birbirine bağlayan antik ticaret yolları üzerindeki stratejik konumunu vurguluyor. Roma İmparatorluğu ve onu izleyen imparatorluklar açısından Emesa, önemli bir ticaret merkezi ve Suriye içinde ve ötesine doğru genişleme için stratejik bir geçit haline gelmişti.

Prof. Abdulkarim, “Emesa’nın Roma kimliği temelde paganizm üzerine kuruluydu” diye yazıyor ve kentin ruhani yaşamının, adını Roma imparatorunun da benimsediği yerel güneş tanrısı Elagabalus etrafında şekillendiğini ekliyor. Elagabalus Tapınağı, bölge genelindeki mevsimlik festivallerin ve dinsel etkinliklerin odağındaydı.

Prof. Abdulkarim’in çalışmasının merkezinde, Yunanca yazıtın keşfi yer alıyor. Eser daha önce arkeologlar tarafından fark edilmiş olsa da, akademik araştırmalarda gerektiği gibi incelenmemişti. Abdulkarim’in analizi, yazıtın Roma döneminde ünlü güneş tapınağının varlığını ve hatta kesin konumunu işaret eden güçlü kanıtlar sunduğunu ileri sürüyor.

Neredeyse bir asırdır bilim insanları tapınağın nerede olduğuna dair tartışıyordu. Prof. Abdulkarim’in bulguları bu eski sorunu çözmeye yardımcı olarak, tapınağın kesin yerini netleştiriyor. Bu, uzun zamandır araştırmacıları meşgul eden ve ciddi akademik tartışmalar doğuran bir meseleydi.

Prof. Abdulkarim, “Araştırmam, uzun süredir cevap bekleyen birçok soruyu aydınlatmaya yardımcı oluyor ve alanın ardışık tarihsel dönemlerdeki dinsel dönüşümüne dair yeni içgörüler sunuyor. Alanın daha sonra bir kiliseye dönüştüğünü ve İslam fetihlerinden sonra da camiye çevrildiğini gösteriyor; bu evrim Arap tarihçilerinin yazılarında da belgelenmiş durumda” diyor.

Araştırma, Emesa’nın Roma ve erken Bizans dönemlerinde pagan güneş tapınımının kalesi olmaktan çıkıp Hıristiyanlığın önemli merkezlerinden biri haline gelişini ele alıyor. Antik çağda kentsel yaşam, tapınağı kentin dinsel statüsünü, siyasi otoritesini, ekonomik yapılarını ve kentsel kimliğini şekillendiren güneş tanrısı Elagabalus kültü etrafında dönüyordu.

Roma imparatoru olan Suriyeli başrahip

Bu kültün rahipliği olağanüstü bir güce sahipti; öyle ki üyelerinden biri Roma imparatoru olacak kadar yükseldi. Elagabalus, 218’de tahta çıkmadan önce Suriye’nin güneş tanrısının başrahibiydi ve imparatorluk adını da bu tanrıdan aldı.

İmparator olduktan sonra Elagabalus, Suriyeli güneş tanrısını Roma İmparatorluğu’nun en yüce tanrısı konumuna yükseltmeye çalıştı ve imparatorluk toprakları boyunca bu tanrının tapınımını dayatmaya yöneldi. Ancak imparatorun dinsel manzarada ani bir değişim hedeflemesine rağmen, Emesa’daki kutsal alanın tapınaktan kiliseye dönüşümü kademeli gerçekleşti.

Prof. Abdulkarim, “Hıristiyanlık paganizmin yerini bir anda almadı. Bunun yerine, iki topluluk nesiller boyunca bir arada var oldu” diye belirtiyor. Dinsel değişimin nadiren bir anda gerçekleştiğini vurguluyor: Emesa’da pagan ve Hıristiyan pratikleri onlarca yıl, hatta muhtemelen yüzyıllar boyunca yan yana yaşadı; tıpkı Humus ve daha geniş Suriye’de İslam ile Hıristiyanlığın uzun süreli birlikte varoluşu gibi.

Yazıtın öneminin ötesinde Prof. Abdulkarim, Emesa’nın daha geniş bir ders sunduğunu savunuyor: Kentler geçmişlerini silmez; onu yeniden yorumlar. “Emesa’nın dönüşümü bir kopuş değildi; eski inançlarla yükselen yeni din arasında bir müzakereydi. Dinsel değişim yalnızca kutsal binaları değil; güç dengelerini, kimliği ve kentsel mekânı da yeniden şekillendirdi.”

Elagabalus’a adanmış antik güneş tapınağı, bir ibadet mekânından fazlasıydı. Ardışık dinsel dönüşümlere rağmen, bu kutsal alanın etkisi varlığını sürdürdü. Tapınak, kilise ya da daha sonra cami olarak işlev görmüş olsun; alan, büyük bir kentin simgesel ve siyasi kalbi olmayı sürdürdü.


University of Sharjah. 23 Şubat 2026.

Makale: Abdulkarim, M. S. (2025). Religious Transformation in the City of Emesa, Syria: From Paganism to Christianity During the Roman and Early-Byzantine Periods. Shedet, 82-98.

Arkeofili editöryel servisi. İletişim: arkeofili@gmail.com

You must be logged in to post a comment Login