Afrika Dışında Yaşayan Neredeyse Tüm İnsanların Kökeni Tek Bir Göçe Dayanıyor

Araştırmaya göre, bugün yaşayan Afrikalı olmayan insanların büyük bir çoğunluğun kökeni, tek bir Afrika’dan çıkış olayına dayanıyor.

Aborjin büyüklerinden Aubrey Linch*, kendi insanlarının kökenlerini araştıran bir çalışmaya katılmayı kabul etti. F: Preben Hjort, Mayday Film

Avustralya’da bulunan Aborjinler uzun bir süredir diğer ırklardan ayrı ele alınıyor. Avustralya, Afrika’nın insan türünün doğuş yeri olarak kabul edilen bölgesinden oldukça uzak olmasına rağmen; kıta, Afrika dışındaki modern insanların tartışmasız en erken işaretlerinden birkaçına ev sahipliği yapıyor. Ayrıca, Aborjinlerin kendine özgü bir dili ve kültürel adaptasyonları bulunuyor. Bazı araştırmacılar, ikinci bir göç dalgasının Avrasya’ya yerleşmesinden binlerce yıl öncesinde, Aborjinlerin atalarının Afrika’dan ayrılıp, güney Asya’nın kıyılarını takip ederek, hızlıca doğuya ilerleyen ilk modern insanlar olduğunu savunuyor.

Ancak, ilkinin Avusturalya ve Yeni Gine’den birçok tam genomu incelediği genomik çalışmalar üçlüsünün bize aktardığı bu şekilde değil. Tıpkı yaşayan diğer çoğu Avrasyalı gibi, Aborjinlerin de, Afrika’dan 60.000 ile 50.000 yıl öncesinde çıkmış ve sonrasında farklı yönlere ayrılmış, tek bir modern insan grubundan geldiğinde mutabık bu çalışmalar.

Seattle’daki Washington Universitesi’nden nüfus genetikçisi Joshua Akey, “Bu çalışmalar oldukça önem arz ediyor. Bugün yaşayan Afrikalı olmayanların büyük bir çoğunluğunun kökeni, tek bir Afrika’dan çıkış olayına dayanıyor.” diyor.

Ancak konu burada kapanmıyor. Bir çalışmanın öne sürdüğü üzere, daha erken yola çıkan bir modern insan topluluğu, Papua Yeni Gine’de yaşayan insanların genomlarında izler bıraktılar. İnsan Tarihi Bilimi Max Planck Enstitüsü’nden arkeolog ve aynı zamanda Afrika dışına daha erken bir göçün olduğunu uzun bir süredir savunan araştırmanın eşyazarı Michael Petraglia, “Belki de iki taraf da haklıdır. Sonraki yayılmaların öncekileri ezip geçtiği bir modelde birleşiyor görüşlerimiz.” diyor.

On yıl kadar önce, araştırmacılar bir modern insan topluluğunun, 60.000 yıldan fazla bir süre önce diğerlerinden daha erken bir tarihte Afrika’dan, kıyı yolu ya da güney rotası olarak bilinen yolu kullanarak ayrıldıklarına dair tartışmalı fikri öne sürdü. Bu insanlar yolculuklarına Etiyopya’dan çıkıp, Kızıl Deniz’in en dar noktasından Arap Yarımadası’na geçerek ve oradan da güney Asya kıyı şeridi boyunca hızlı hızlı ilerleyerek Avustralya’ya varmışlardı. Çoğu, yaşayan insanların mitokondriyal DNA’sına dayanan bazı genetik çalışmalar, Aborjinler ve diğer Afrika dışından olanlar arasında nispeten erken bir ayrılma olduğuna dikkati çekerek bu resmi destekledi. Ancak tüm genomların analizi – nufüz çalışmalarının altın standardı – dünyanın çoğu kilit noktası açısından yetersizdi.

Bu boşlukları doldurmak için genetik uzmanlarından oluşan üç büyük grup, birbirlerinden bağımsız olarak, Afrika, Avustralya ve Papua Yeni Gine’den, tam sekansları yapılmış yüzlerce genomu, varolan veritabanlarına ekleyerek çalışmaya başladı. Her bir grup, genomlardaki benzerlik ve farklılık yapılarının arkasındaki nüfus tarihini yorumlamak için karmaşık bilgisayar modelleri ve istatiksel analizler kullandı.

Akey’in “çığır açan” bir yazı olarak adlandırdığı Avusturalya’nın kolonizasyon sürecine dair ayrıntılı çalışmada, Kopenhagen Üniversitesi evrim genetikçisi Eske Willerslev’in öncülüğündeki bir grup, Avustralya ve Yeni Gine’ye dikkatini verdi.

Aborjinlerin genomlarıyla diğer gruplarınkileri kıyasladıklarında, tümü Afrikalılardan ayrıldıktan sonra, yaklaşık 70.000 ile 50.000 yıl öncesinde Aborjinlerin, Avrasyalılardan ayrıldıkları sonucuna vardılar. Bu da Aborjinler ve diğer tüm Afrikalı olmayan insanların, tek bir Afrika’dan ayrılış serüveninden türedikleri ve Avusturalya’ya, önceki bazı kanıtların ileri sürdüğü üzere iki kez yerleşilmesinden ziyade, ilk olarak yalnızca bir kez yerleşildiği anlamına geliyor. Aborjinlerin DNA’sında bulunan yapı ayrıca yaklaşık 50.000 yıl öncesindeki genetik bir engele, antik kıtaya ilk yerleşen küçük grubun süren mirasına ışık tutuyor.

Başka bir çalışmada da, Harvard Üniversitesi’nden nüfus genetikçisi David Reich tarafından önderlik edilen bir ekibin, 142 farklı nüfustan alınan 300 genomu inceledikten sonra benzer sonuca ulaştığını görüyoruz.Reich, “Burdan çıkaracağımız ders, bugün Afrika dışındaki modern insanlar neredeyse tamamen tek bir kurucu (ata) nüfustan geliyor. Daha önce yapılan bir göçü; söz gelimi güney rotasını konu dışı bırakabilir, geçersiz sayabilirsiniz.” diyor.

Fakat Tartu’daki Estonya Biocenter’daki Mait Metspalu önderliğindeki bir ekip tarafından yapılan bir üçüncü çalışma, farklı bir iddia öne sürüyor. Dünya genelindeki 125 farklı nüfustan 379 yeni genomu inceleyen ekip, Papua Yeni Gine’deki insanların genomlarının en az %2’sinin, Afrika’yı belki 120.000 yıl önce diğer büyük göçlerden daha erken bir tarihte terk eden modern insanlardan geldiği sonucuna vardı. Onların çalışması, Homo sapiens’in Afrika’yı en az iki ayrı göç ile terk ettiğini öne sürüyor.

Reich bu sonuca şüpheyle yaklaşsa da, onun ve Willerslev’in çalışmalarının, daha önce yapılan bir H. sapiens göçünden yalnızca %1 ya da %2’lik bir katkıyı geçersiz sayamayacağını söylüyor.

Akey ise şöyle konuşuyor: “Nüfus genetikçileri olarak, önümüzdeki on yılı bu %2 hakkında tartışarak geçirebilirdik ancak uygulamada bu oran bir şey ifade etmiyor. En son yapılan göç günümüzde yaşayan insanın atalarının %90’ından fazlasını gözler önüne seriyor.”

Yine de, dördüncü bir çalışmaya göre, iklim ve deniz seviyesindeki değişiklikler, daha erken göçlere ortam hazırlamış olabilir. Hawaii Üniversitesi’nden Axel Timmermann ile Tobias Friedrich, buz çağlarını getiren astronomik döngülere dayanarak Kuzeydoğu Afrika ve Ortadoğu’daki koşulları tekrardan bir araya getirdi. Kabaca 100.000, 80.000, 55.000, ve 37.000 yıl önceki dört dönem süresince, daha nemli bir iklim ve düşük deniz seviyesinin, insanların Afrika’dan Arap Yarımadası’na ve Ortaasya’ya geçmeleri için ortam hazırlamış olabileceğini buldular.

Petraglia, “Oldukça mutluyum.” diyor. Onun ve diğerlerinin Hindistan ve Arabistan’daki önceye ait taş aletleri keşfi, modern insanın, Afrika dışına, birkaç erken göç pencereleriyle açıldığı fikrini ortaya atıyor. Ancak o soyların büyük bir bölümü günümüze erişemedi. Daha çok insanla yapılan ve Avusturalya’ya varan büyük göç, sonradan gerçekleşti. Petraglia’nın dediğine göre, 60.000 yıl öncesinde demografik bir şey olduktan sonra, daha da büyük göç dalgalarının Avrasya’ya yayılması gerçekleşiyor.

Çalışmalar Aborjinlerin diğer Avrasyalılar ile olan bağlarını gösteriyor fakat Avusturalya’nın diğerlerine nazaran daha erken yerleşmesi ve uzun izolasyonunu savını da kuvvetlendiriyor. Bu şekilde de, Avusturalya insanlarının, insanlık tarihindeki eşsiz yerleri bir kez daha doğrulanmış oluyor.

Willerslev’in belirttiğine göre Kıta, Afrika dışında hiçbir yerde görmediğimiz çok derin farklılıklar ve köklere ev sahipliği yapıyor. “Bu, Aborjinlerin kendilerinin de bildikleri, savundukları görüşlerin bir yansımasıdır. Burada, Avusturalya’daki insanların büyük bir kısmı, binlerce yıldır bu topraklarda olduğumuza inanıyor.” diyor.

Avrupa’da Tarımın Yayılması Yakın Doğu’dan Akdeniz’e Yapılan Göçü Takip Etti

Atalarımızın Göç Yollarını Afrika’daki Yeraltı Su Kaynakları Şekillendirdi

Anadolu’dan Göçen İlk Çiftçiler Romanya’daki Avcı Toplayıcılarla Birbirine Karıştı


Sciencemag. 21 Eylül 2016.

1 Comment

  1. boabab

    26 Temmuz 2017 at 15:12

    Her ne kadar genetik gibi itiraz edilmesi zor delillere dayandırılarak bu açıklamalar yapılıyorsada, hata yapıldığını düşünüyorum.

    Dolaylı verilerden gerçeğe ulaşma uzmanı olarak, insanların son ayrışmaya tek türden evrilmediğini düşünüyorum.

    Bence farklı maymun türlerinden evrildik. Bu iş göçle açıklanacak gibi değil.

    Bir kere insanların kan grupları farklı ve birbirlerine rahatça kan alıp veremiyorlar.
    Ayrıca farklı kan gruplarındaki insanların davranış türleride farklı.

    İkincisi, asya insanı anaerkildir, asya maymunlarıda ana erkildir. maymun insana bakıp “bu insanlar ana erkil, bende anaerkil olayım” demediyse açık bağ var.
    Afrika insanı ataerkil, afrika maymunlarıda ataerkil.

    Şu an dünya haritasını karşınıza alın, sömürgeci, talancı, katliamcı, sadist ülkeleri işaretleyin.
    Göreceksinizk, bu ülkelerin hepsi aynı kan grubuna sahip. Ağırlıklı olarak A grubu.

    A grubu kan, şempanzeye ait. Şempanze davranışları ile bu ülkelerin davranışları birebir aynı.

    B grubu kan çok az. Ancak ağırlıklı olarak aynı yerde toplanmış ve o bölgedeki toplumlar, antik çağda medeniyetin doğduğu toplumlar. Toplu soykırım yapmamışlar, katliamlar yapmamışlar. B grubu kan şempanzede yok.

    Bunun gibi daha çok yazarımda, kim okuyor niye okuyor belli değil…

    Şundan eminimki bir dönem sonra bu genetiğe dayalı afrikadan tek toplumdan yayıldık saçmalığı son bulacak. batılılar ın atası afrika-kenya olduğu için, herşeyi oraya dayandırma eğilimleri var.

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply