Muğla’daki 1.500 Yıllık Yazıt Büyük Bir Vergi Yolsuzluğunu Anlatıyor

Muğla’da yer alan Stratonikeia Antik Kenti’nde bulunan 1.500 yıllık yazıt, Geç Roma’da yıllarca süren bir vergi dolandırıcılığını gösteriyor.

Stratonikeia’daki antik meclis binasının duvarlarındaki yazıtlar. C: Paweł Nowakowski

Muğla’da 480 tarihli bir yazıtın yeni parçaları, Geç Roma İmparatorluğu’nda bir vergi yolsuzluğu düzeneğinin ayrıntılarını ortaya koyuyor.

Araştırmacılar, batı Anadolu’daki Roma eyaleti Karya’da, uzun süren bir vergi dolandırıcılığını belgeleyen ve sonunda olaya karışan görevliler için ölüm cezası tehdidiyle doruğa ulaşan imparatorluk fermanının, daha önce bilinmeyen bölümlerini okumayı başardı.

Roma İmparatorluğu tarihi çoğu zaman imparatorların ve generallerin başarılarıyla anlatılır. Ancak gündelik yönetimin işleyişi ve özellikle merkezi iktidar ile eyaletler arasındaki ilişkiler, bu uygarlığın dinamiklerini anlamak için en az onun kadar aydınlatıcı bir inceleme alanı oluşturuyor.

Bu bağlamda, Muğla’da bulunan Stratonikeia antik kentine ait bir yazıtın yeni parçalarının keşfi ve ardından yapılan analiz, antik dünyada bölgeyi sarsan bir vergi skandalına dair olağanüstü ayrıntılı bir görünüm sunuyor.

(İlgili: Stratonikeia Antik Kenti’nde Ünlü Heykeltıraşın Eseri Bulundu)

Varşova Üniversitesi Tarih Fakültesi’nden Dr. Paweł Nowakowski ile Antalya’daki Akdeniz Üniversitesi’nden Profesör Mustafa Adak’ın da yer aldığı uluslararası bir ekibin yürüttüğü çalışma, bu yeni parçaların, bilim dünyasınca 18. yüzyıldan bu yana zaten bilinen bir hukuki belgenin parçası olduğunu belirlemeyi sağladı. Ancak belge artık, dolandırıcılığın büyüklüğü ve imparatorluk yanıtının şiddeti hakkında benzeri görülmemiş bilgiler sunuyor.

Bu araştırmanın merkezinde, 1 Ağustos 480’de Doğu’nun praetorian prefectusu Flavius Illus Puseus Dionysius tarafından çıkarılan bir ferman yer alıyor. Dionysius bu fermanı resmi olarak iki başka prefectusla birlikte çıkarmıştı. Aslen taşa oyulup bölgenin en az üç kentinde (Stratonikeia, Mylasa ve Keramos) kamuya açık yerlerde sergilenen metin, İmparator III. Valentinianus’un kızı Placidia’nın mülklerinden alınan vergilerin toplanmasında uzun süren bir suistimali belgeliyor.

Nowakowski ve Adak’ın yürüttüğü incelemeler, fermanın, en az on beş yıldır süren bir duruma yanıt olduğunu ortaya koydu. Halktan gelen ilk şikayetler, önceki bir prefectusun başarısızca müdahale etmeye çalıştığı 465 yılı dolaylarında merkezi yönetime ulaşmıştı.

Karya’da yer alan Stratonikeia. C: Paweł Nowakowski

Bölgede vergi toplamaktan sorumlu görevliler, hem nakit hem de ayni olarak, ödenen tutarı belirtmeden vergi ödeme makbuzları düzenlemekten oluşan hileli bir sistem geliştirmişti. Bu uygulama, tahsildarların başkent Konstantinopolis’e, yerel halktan gerçekte topladıklarından belirgin biçimde daha düşük tutarlar içeren kayıtlar sunmasını ve aradaki farkı ceplerine atmasını sağlıyordu.

İlk şikayet karşısındaki eylemsizlik ve dolandırıcılığın sürmesi, Prefectus Dionysius’u 480’de, Roma mali mevzuatında alışılmadık derecede sert önlemler almaya yöneltti. Ferman, durumu çözmesi için bölgeye özel bir görevlinin gönderilmesini emrediyor. Görevliye, görevini yerine getirememesi hâlinde mülküne el konulması tehdidiyle, kesin bir üç aylık süre tanınıyordu. Ama belgenin en çarpıcı yanı, usulsüzlüklerden suçlu bulunan görevliler için öngörülen cezanın ölüm olması.

Dr. Nowakowski, bu şiddetin, dönemin diğer benzer belgelerine kıyasla istisnai olduğunu belirtiyor. 4. ile 6. yüzyıllar arasında, mali belgeleme sorunlarını ele alan ve makbuzların doğru düzenlenmesini talep eden en az on bir imparatorluk fermanı bilindiği söyleniyor.

Ancak Karya’da bulunan dışında bunların hiçbiri suçlular için ölüm cezasını öngörmüyor. Olağan yaptırımlar ağır para cezalarıydı; işkenceye ya da bir elin kesilmesine izin verilmesi ise ancak Justinianus döneminde gerçekleşecekti. Ancak bu önlemler bile idam kadar ağır değildi.

Varşova Üniversitesi’nden araştırmacı, önlemin sertliğini yalnızca mali suçun ağırlığına bir tepki olarak değil, aynı zamanda imparatorluk otoritesine bir hakaret sayılabilecek, bir isyan ya da ihanetle karşılaştırılabilecek bir itaatsizliğe yanıt olarak yorumluyor.

Ölüm cezasının hukuki metne dahil edilmesi, aynı zamanda, prefectusun meseleyi ne kadar ciddiye aldığını vurgulamayı amaçlayan retorik bir araç da olabilir. Bu, bazı çok sert yasaların etkili olmaktan çok örnek oluşturma işlevi taşıdığı Roma hukukunda yabancı olmayan bir uygulamaydı.

Bu tehdit, gelecekte benzer uygulamalara göz yuman eyalet valileri ve kent savunucuları için üç libre altın yaptırımıyla birleştirilmişti.

Mylasa yazıtının bir kopyasının, Louis Robert arşivinden alınmış dosya fotoğrafı. C: Denis Feissel

Öyküye bir ironi katmanı ekleyen, özellikle tarihsel açıdan ilginç bir öge daha var. Vergi yolsuzluğuna karşı bu sert fermanı çıkaran Flavius Illus Puseus Dionysius’un kendisi, büyük olasılıkla meselenin çözümünü görecek kadar yaşamadı. Belge, özel komiserin sorunu 1 Aralık 480’e kadar çözmüş olması gerektiğini şart koşuyordu.

Ancak bu tarihten önce, prefectusun kendisi, tahta karşı komplo kurmakla suçlanarak İmparator Zeno’nun emriyle idam edildi. Bu sonuca karşın araştırmacılar, görevin yerine getirildiğine inanıyor. Çünkü çeşitli kentlerde taşa kazınmış kopyaların varlığı bile, emrin yayımlandığını ve büyük olasılıkla uygulandığını gösteriyor.

Bu metinlerin incelenmesi, idari iletişim süreçlerine ve bu belgeleri taşta kalıcı kılan ustaların çalışmasına büyüleyici bir pencere sunuyor. Stratonikeia’dan gelen yeni parçaların, Mylasa’dan bilinen kopyalarla karşılaştırılması, metinlerin birebir aynı olmadığını ortaya koydu.

Oyulacak kopyaları hazırlayan taş ustaları ya da yazıcılar, sözcüklerin sırasını değiştirerek ya da zaman zaman cümlelerin bütün parçalarının yerine başkalarını koyarak değişiklikler getirmişti.

Bugün özensizlik gibi görünebilecek bu uygulama, hukukun modern anlayıştan farklı bir kavranışına işaret ediyor. Geç Roma dünyasında hukuki metin, mutlak bir sadakatle çoğaltılması gereken, değişmez bir metin olarak değil, sunumunda belirli bir yerel uyarlama payına izin veren bir şey olarak tasarlanıyordu.

Dolayısıyla bu fermanlar için tek bir anıtsal hat modeli yoktu. Harflerin biçimi kentten kente değişiyordu. Bu da yazıtın görsel görünümüne ilişkin kararların, her kentin usta atölyelerinin gelenekleri ve üslubu temel alınarak yerel olarak verildiğini düşündürüyor.

Bu ustaların becerisi, hayret verici bir ayrıntıda gözler önüne seriliyor. Yaş ustaları yazıtın alt kısmında, prefectusun aslen Latince yazılmış el imzasını neredeyse hat sanatı düzeyinde bir hassasiyetle yeniden üretmişti. Yüksek görevlinin kendi el yazısının bir tıpkıbasımını taşa oymayı başarmışlardı. Bu, mermer kadar sert bir malzemede el yazısının kıvrımlarını ve kalem darbelerini taklit etmek için hatırı sayılır teknik beceri gerektiren bir işti.

Alpu ilçesinin Özdenk kasabasında bulunan ve Ayvalı’dan (Belkese’de bir köy) getirilen, Odysseia’dan bir alıntı içeren yazıt. C: Hale Güney

Ancak bu taşların öyküsü Antik Çağ’da bitmedi. Tarihsel tanıklık olarak değerleri her zaman fark edilmedi ve yazıtlı mermer bloklar yüzyıllar boyunca en çeşitli kaderlerle karşılaştı. Dr. Nowakowski, bu ölü gömme yazıtlarından birinin, yakın zamanda Türkiye’de bir benzin istasyonunun süslemesinin parçası olarak bulunmasının ilginç öyküsünü anlatıyor.

İşletmenin sahibi, üzerinde Homeros’un Odysseia’sından bir dize de bulunan bir kitabe kazılı antik sunağı, yakıt pompalarının yanında süs olarak kullanmak üzere taşımıştı. B anekdot, geçmişten kalan bu kalıntıların, çoğu zaman sahiplerinin ellerindeki nesnenin tarihsel önemini bilmeden, yeni yapılara, hanlara ya da özel evlere katılarak yüzyıllar boyunca nasıl yeniden kullanıldığını gözler önüne seriyor.


Uniwersytet Warszawski. 4 Ağustos 2026.

Arkeofili editöryel servisi. İletişim: arkeofili@gmail.com

You must be logged in to post a comment Login