Kadın Viking Savaşçısı Tartışmaları Sürüyor

Uzun zamandır erkek olarak bilinen 10. yüzyıldan kalma iskeletin artık bir kadın olduğu biliniyor. Ancak bu kişinin savaşçı olup olmadığı üzerine tartışmalar devam ediyor.

Kadın Viking savaşçısı imgesi edebiyatta ve popüler kültürde yaygın fakat arkeolojik kanıtları nadir ve tartışmaya açık. C: Lorado/Getty Images

10. yüzyıla ait Viking savaşçısının kalıntılarının uzunca bir süre erkek olduğu varsayıldı ancak yakın bir zamanda kadın olduğu anlaşıldı. Bu kadının aslında hiç de savaşçı olmadığını öne süren yeni araştırmalarla durum kafa karıştırıcı hale geldi.

Birka veya Bjorko adlı İsveç adasında Bj.581 olarak bilinen bir mezar odasında yatan kadının cesedi, ilk olarak 1889 yılında arkeolog Hjalmar Stolpe tarafından ortaya çıkarıldı. Oturur bir pozisyonda ve gümüş ve ipekten yapılmış giysilere bürünmüş bir halde gömülmüştü. Ayrıca mezarın içinde bir kılıç, balta, mızrak, oklar, iki kalkan ve bir çift at iskeleti vardı.

(DNA Vasıtasıyla İlk Defa Kadın Viking Savaşçısı Kanıtlandı)

Stolpe hemen kemikleri erkek olarak sınıflandırdı. Cesedin yanında kılıcın olması, hayatta olduğu zaman bir savaşçı olduğunun kesin kanıtı olarak gösterildi. Bu yorum yüzyıldan fazla bir süre boyunca tartışılmadı. Ancak 2017’de İsveç Uppsala Üniversitesi’nden Neil Price’ın başında bulunduğu ekip, iskeletin genomik analizini yaptı ve bu kişinin kesinlikle, tartışmasız bir biçimde kadın olduğunu açığa çıkardı.

Bu, sansasyonel bir sonuç oldu. Viking ve İskandinav edebiyatı kadın savaşçılara birçok atıf içeriyor, örneğin Valkyrie’yi düşünün. Ama o zamana kadar varlıklarıyla ilgili gerçek kanıtlar yoktu.

Araştırmacılar “Kadın bir Viking savaşçısı kimliğinin saptaması, Viking toplumu, toplumsal yapıları ve Viking zamanındaki norm istisnaları hakkında benzersiz bir anlayış sağlıyor. Sonuçlar, geçmiş toplumlardaki toplumsal düzenlerle ilgili genellemelere karşı dikkatli olunmasını gerektiriyor.” diyor.

Bu yazıya anında bir cevap geldi ve yazı yüksek bir karşı tepki aldı. Price ve çalışma arkadaşları , sonuçları uydurmakla hatta anlamsız bir biçimde, mezarda gömülü daha önce görülmemiş ikinci bir iskeleti  gen testine tabi tutmuş olmakla suçlandılar.

Diğer eleştirmenler genomik kanıtları kabul ettiler ancak kalıntıların erkek olduğu düşünüldüğünde kadının savaşçı olmasının tartışılmaz olduğunu söyleyerek yorumlara karşı çıktılar. Bazıları, kadının belki de sadece sembolik bir jest ile başkasının silahlarıyla birlikte gömüldüğünü söyledi.

Söz konusu Viking mezarının orijinal halinin nasıl gözüktüğüne dair yapılan bir canlandırma. C: Þórhallur Þráinsson.

Diğerleri ise genetik anlamda kadın olabileceğini ancak kültürel olarak kadın değil, belki de transseksüel ya da başka bir şekilde ikili bir tanıma girmeyen bir birey olarak yaşadığını, topluluğuna erkek olarak sunulduğunu öne sürdü.

2019 yılı Şubat ayında Antiquity dergisinde yayınladıkları bir sonraki yazılarında Price ve çalışma arkadaşları, bütün bu eleştirilere cevap verdi.

İçerisinde çocukların ve açıkça deforme olmuş yetişkinlerin de bulunduğu, silahlarla gömülmüş ancak bariz bir biçimde savaşçı olmayan diğer örnekler temelde farklıdır. Çünkü bu durumlarda silahlanmaların bariz bir şekilde eski, kırılmış ya da başka türlü bir kullanım için uygun olmadıkları açıktır. Onların sembolik niyetleri nettir. Birka mezarındaki kadınsa, geniş bir yelpazede ciddi ve çok keskin savaş aletleri seçilerek gömülmüştü.

Price ve çalışma arkadaşları, cinsiyetsiz veya ikili tanıma girmeyen biri olarak yaşama ihtimalini tamamen dışlamanın imkansız olduğunu kabul ediyor ancak böyle bir şeyi konu etmenin, mevcut kanıtı kenara itmek olduğunu iddia ediyor.

(Prehistorik Dönemde Kadınların ve Çocukların Görünmezliği)

Yazılarında “Hem cenaze töreni işleyişi hem de cinsiyet hakkında birçok değişik yorum yapılması mümkün. Ancak “Occam’ın usturası” teorisi, buna ulaşmak için başvurulacak ilk yolun en açık ve mantıklıymış gibi duran şeyin ne olduğuna makul bir açıklama yapma girişiminde bulunmak olduğunu öne sürüyor. Bizim görüşümüze göre Bj.581, profesyonel bir savaşçı olarak yaşayan ve savaş ortamına rütbeli bir birey olarak gömülen bir kadının mezarıydı.” diye belirtiyor. Fakat şimdi yeni çok farklı bir yaklaşım izleyen başka bir çalışmanın, tartışmaları yeniden fitilleme olasılığı var.

Avustralya’nın Flinders Üniversitesi’nden Ortaçağ edebiyatında uzman olan Erin Sebo’nun da içinde bulunduğu araştırmacılar, iki kanıt türüne detaylı bir bakış atmaya karar verdiler. İlk baktıkları şey, Nors ve Anglo Sakson edebiyatında yer alan mezar atıflarıydı. İkincisi ise, İngiltere ve Avrupa’da aynı dönem ve kültürlerden kalma 39 mezar odasının yerleşim düzeniydi.

Journal of European Archaeology dergisindeki incelemelerinde yazarlar, ne savaşçıların gömülmesi ile ilgili edebi betimlemelerin birinde ne de külliyatlarda cesedin yanına yerleştirilmiş kılıçlarla ilgili herhangi bir atfın olmadığını belirtiyorlar.

Sebo, “Şayet bir mezarda kılıcın varlığı, bir kişinin durumunu savaşçı olarak tanımlamıyorsa, o halde belki de Ortaçağ Edebiyatı bağlamında kılıcın neyi temsil ettiği hakkında tamamen farklı düşünmek zorundayız.” diyor.

Fiziksel mezarlarda ekibin analiz ettiği, şu an silahların bulunduğu,  mezarlar, bunların ne anlama geldiğinin yorumlanması karmaşık ve birçok yönden bilinemez bulundu. Araştırmacıların işaret ettiği gibi, Anglo Sakson mezarlarında kılıçlar genellikle kafanın yanındaki kabzasıyla, ceset tarafından kavranmış bir pozisyonda yer alıyordu. Silahın mevcudiyeti ve konumu “tıpkı literatürde olduğu gibi seçkin ama farklı bir erkekliğin” işaretiydi.

“Viking definlerinde ‘kılıçlar, muhtemelen daha pratik, kullanışlı bir ışık altında, savaş aletleri ve nesneleri giyilmiş olarak’ görülüyordu.”

İngiltere’de ortaya çıkarılan Viking mezarlarında giyildiklerini belirtmek için kılıçlarıyla “kılıcın bir araç ya da silah olarak anlaşıldığını ileri süren gizli bir pozisyonda” gömülmüşlerdi. Bununla birlikte, Birka’daki mezar farklıydı. Sebo ve meslektaşları, burada kılıcın görünüşe göre mezar düzeninin estetiğini dengelemek için cesede belli bir mesafede yerleştirildiğini söylüyorlar. Ayrıca sol elin olduğu kısma da kılıç yerleştirilmiş, bu onun solak olduğunu gösterebilir ya da pratik olmayan bir amacı olduğu, öbür dünyada kavrayacağı bir silah olması konusunda bir ipucu olabilir.

Yazarların öne sürdüğü gibi kılıcın konumu, bir gözlemci için “karşıt” ve anlaşma dışı bir ihlal olarak görülebilir.  

Yazarlar, “Bu tür mezar anlatıları, onların yapıları ile ilgili kinaye yarattı ve gözlemcilere öykülerden ve şiirlerden daha tanıdıktı. Bj 581 ya bu kinayelere aşina olmayan biri tarafından düzenlenen bir mezardı ya da bu olağandışı düzenleme ölü kadının kimliği hakkında sıradışı bir şey gösterdi.” diyor.

Bu alışılmadık unsurun ne olabileceği elbette bilinmezliğini koruyor, ancak Sebo ve meslektaşları Birka mezar odasının durumunun bu mezarın sakininin Valkyrie’nin başka türlü bir dünyaya ait halinin kanıtı olduğunu destekleme konusunda isteksizler ve şöyle söylüyorlar:

 “Bir kılıç, kimliğin iletilmesi, yükümlülüklerin yerine getirilmesi veya mirasçıların kimliğinin doğrulanması için bir araç olabilir Estetik açıdan tuhaf düzenlemelere yerleştirilen kılıçlar ve kılıcın mezarda yerleştirildiği yere bağlı olarak çok sayıda anlam ve sembolizmi önümüze koyuyor.”


Cosmos. 25 Mart 2019.

Ankara Üniversitesi SBF Siyaset Bilimi ve Kamu yönetimi ile İstanbul Üniversitesi Kültürel Miras ve Turizm bölümlerinden mezun. Kültürel miras ve arkeolojiyle yakından ilgili.

You must be logged in to post a comment Login