16. Yüzyılda da Müslümanların Amerika’ya Girişi Yasaklanmıştı

Terör saldırılarının yarattığı kaygı ve endişeden çok önce, 16. yüzyılda İspanya ve İngiltere, esir edilmiş Afrikalıların Müslüman olmaları halinde isyan etmeye daha elverişli olacaklarından korkuyorlardı.

Kölelerin dağlanışını gösteren bir illüstrasyon. F: Wikimedia Commons

1522 yılının Noel’inde, daha sonradan Kristof Kolomb’un oğlu tarafından idare edilecek olan Hispaniola Adası’nda, 20 Müslüman Afrikalı köle, Hıristiyan sahiplerine palalarla saldırdı. Karayiplerdeki şeker kamışı tarlalarında çalıştırılan köleler, birkaç İspanyolu öldürerek bir düzine Amerikan yerlisini de kurtardılar. Bu Yeni Dünya’da kayıtlara geçmiş ilk köle isyanıydı.

Ayaklanma hızla bastırıldı. Bunun üzerine İspanya’da henüz tacını yeni giymiş olan V. Karl, İslami eğilimleri bulunan kölelerin Amerika’dan dışlanması talebinde bulundu. V. Karl, isyanın nedeni olarak köle hayatının zorlu koşullarını değil kölelerin radikal eğilimler gösteren ideolojilerini sorumlu tutmaktaydı.

Hispaniola isyanı sırasında İspanyol makamları, şu anda Birleşik Devletler’e dahil olan Yeni Dünya kolonilerine; Müslümanların, Yahudilerin ve Protestanların girişlerini yasaklamıştı. Şüpheli geçmişe sahip potansiyel göçmenler yoğun soruşturmalara maruz kaldılar. Amerika’ya gitmek isteyen bir kişi önce Hıristiyan olduğunu daha sonra da ataları arasında Müslüman ya da Musevi bulunmadığını kanıtlamak zorundaydı. Yalnızca kralın izni ile bazı göçmenlere bir takım imtiyazlar tanınabiliyordu. Bu sırada Osmanlı İmparatorluğu Katolik Avrupa ile sıkı bir mücadele içerisindeydi ve Müslümanlar olası güvenlik tehdidi olarak etiketlenlenmişlerdi. Afrika Diasporasının tarihine ilişkin çalışmalar yapan Sylviane Diouf, yasakların Hispaniola isyanından sonra genişletilerek Yeni Dünya’daki köleleştirilmiş Afrikalılara dahi uygulandığını belirtiyor.

Rüşvet ve düzenlenen sahte evraklar vasıtası ile Yahudiler, Yeni Kıta’ya büyük fırsatlar eşliğinde giriş yapabiliyorlardı. Öte yandan köle tüccarları da getirilen Müslüman yasağına büyük ölçüde uymadılar çünkü Batı Afrika Müslümanları genellikle okur-yazar ve daha hünerli idi. Bu sebeple ticarette, gayrimüslim kölelere oranla daha değerliydiler. Akdeniz’de tutsak edilen Osmanlı ve Kuzey Afrika menşeli esirler genellikle Türk ve Moro (Mağribi) olarak kayıtlara geçirilmişti. Bu esirlerin her biri ya Karayip kadırgalarında kürek çekmekle ya da bir kasaba yahut çiftlikte İspanyol derebeylerinin hizmetçiliğini yapmakla yükümlüydüler.

Bugün Kolombiya’da bulunan ve stratejik bir limana sahip olan Cartegena’nın köle nüfusunun büyük bir bölümü Müslümanlardan oluşmaktaydı ve kölelerin neredeyse yarısı yasadışı yollarla bu şehre getirilmişti. 1586 yılında İngiliz korsan Sir Francis Drake, şehri kuşattı ve adamlarına; Fransızlara, Türklere ve siyahi Afrikalılara saygı gösterilmesini tembihleyerek kenti ele geçirdi. Bir İspanyolca kaynak bizlere, şehirdeki siyahilerle birlikte Moroların İngilizlere bırakıldığını anlatır. Gaddar bir köle tüccarı olmasına karşın Drake, muhtemelen onlara özgürlük vaat etmişti.

Roanoke Adası’ndaki İngiliz kolonisine doğru yola çıkan Drake ve filosu, Atlantik sahilindeki küçük bir İspanyol yerleşim bölgesi olan St. Augustine baskın düzenledi ve bölge halkının kapı, kilit gibi değerli teçhizatlarını ellerinden aldı. Elde ettiği korsan köleler ve çalıntı mallar ile Drake, Kuzey Carolina’daki Outer Banks adalarında bulunan Roanoke’u ve Yeni Dünya’daki ilk İngiliz koloni girişimini desteklemeyi amaçlamıştı. Drake, kendisinden bir yıl önce Roanoke Kolonisi’nin temellerini atan arkadaşı Sir Walter Raleigh’e yardım etmek, hükümet destekli korsanlık faaliyetlerine temel oluşturmak ve İspanya’yı devrin en zengin ve güçlü ulusu haline getiren servetten pay almak için bu yolculuğa çıkmıştı.

Roanoke kolonisinde Joachim Gans adlı Alman bir metalürji uzmanı da bulunmaktaydı. Joachim Gans aynı zamanda bu yolculukla Kuzey Amerika’ya ayak basan ilk Yahudi ünvanını da elde etmiş bulunmaktaydı. 1290 – 1657 yılları arasında Yahudilerin İngiltere’de yaşamaları bir kenara, İngiltere’yi ziyaret etmeleri bile yasaklanmıştı. Ancak Sir Raleigh, o dönem İngilizler arasında bulunamayacak bir bilimsel uzmanlığa ihtiyaç duyuyordu. Bu sebeple Gans gibi başarılı bir bilim adamının Roanoke’a gidebilmesi ve orada bulunan değerli metaller hakkında raporlar oluşturabilmesi için Sir Raleigh, Joachim Gans adına bugünün H-1B vizesine (ABD’de uzmanlık isteyen konular üzerinde çalışmak isteyen yabancı kişiler icin gerekli olan vize türü) denk gelen bir vize aldı. Giriş izninin alınışından sonra Roanoke’a giden Gans, burada bir atölye kurdu ve kapsamlı deneyler yaptı.

Drake’in fliosunun Carolina sahillerine gelişinden kısa bir süre sonra adayı şiddetli bir kasırga vurdu ve gemilerin büyük bir bölümü kullanılamaz hale geldi. Bunun üzerine İngiliz sömürgeciler büyük bir hızla hırpalanmış yerleşimlerini terkederek kasırgadan hasarsız kurtulmayı başaran bir filoyla eve, İngiltere’ye döndüler. Hava şartları biraz daha elverişli olsaydı muhtemelen Roanoke’daki kırılgan yerleşim; Hıristiyanları, Yahudileri, Müslümanları, Amerika’nın güneyinden ve kuzeyinden gelen yerlileri ihtiva eden dikkate değer karmaşık bir topluluk olarak tarih sahnesindeki yerini alabilirdi.

Drake’in filosu fırtınadan sonra güvenli bir şekilde İngiltere’ye geri döndü ve Kraliçe I. Elizabeth, İspanyol karşıtı Osmanlı sultanının beğenisini kazanabilmek adına 100 Osmanlı kölesini İstanbul’a gönderdi. Ancak Moroların, Afrikalıların ve Amerikan Yerlileri’nin akıbeti gizemini hala korumakta. Onların İngiltere’ye ulaştıklarına dair hiçbir kayıt bulunmamaktadır. Newyork Üniversitesi’nden tarihçi Karen Kupperman, Drake’in Roanoke’da gelişmekte olan bir koloni bulmayı düşündüğünü ve bu sebeple yanındaki esirlerle iş gücü arzı sağlamayı planladığını düşünüyor. Kupperman ve diğer tarihçiler Cartagena’da tutsak edilen erkek ve kadınların bir çoğunun fırtınadan sonra karaya oturmuş olabileceğine inanıyorlar.

Sonraki yıllarda, Jamestown merkezli Virginia Kolonisi de Müslümanlara ilişkin benzer bir politika izledi. 1619’da Virginia’ya gelen ilk Afrikalı esirleri de kapsayacak şekilde, vaftiz olmak, ülkeye girebilmek için yegane şart olarak koşulmuştu. 1682’de Virginia Kolonisi’nde bir adım daha öteye gidilerek Siyahiler, Melezler, Morolar, yerliler ile soyu ve memleketi Hıristiyan olmayan herkesin köle olarak sayılacağına ilişkin bir hüküm getirildi.

Elbette İslami eğilimleri bastırmak hem İspanyol hem de İngiliz kolonilerindeki köle ayaklanmalarını durdurmak için yeterli olmadı. 16. yüzyılda Panama’da, kaçan köleler kendi topluluklarını kurarak İspanyollara karşı gerilla savaşı verdiler. 19. yüzyıl başlarında Haiti’de vuku bulan köle isyanı, Hıristiyanlaşmış Afrikalılar tarafından başlatıldı ve pek tabii beyazlar, özgürlüklerinin peşinden koşan bu güruhu dinsiz barbarlar olarak nitelendirdiler. 1831 yılında Virginia’da bir köle isyanı başlatan Nat Turner ise davasını kendisine kötülükle mücadele yetkisi veren İsa’ya ve ondan geldiğini iddia ettiği vahiylere dayandırıyordu.

Elbette barış ve güvenliğin tesisi için esas tehlike, kölelik sisteminin kendisi ve bu sistemi destekleyen Hıristiyan inanışlardı. Sorun, göçmenlerin inançları ve inanışları değil, yeni bir ülkeye gelen (getirilen!) bu insanların maruz kaldıkları eşitsizlik ve haksızlıklardı.


smithsonianmag.com. 7 Şubat 2017.

Yeditepe Üniversitesi’nde Tarih ve Felsefe bölümlerinde anadal öğrencisi olarak eğitimini sürdürürken bir yandan da yine Yeditepe Üniversitesi Antropoloji bölümünde yandal ögrencisi olarak ögrenim görüyor.

You must be logged in to post a comment Login