Veba, Bronz Çağ Avrupa’sını Nasıl Şekillendirdi?

Avrupa’da Bronz çağda görülen toplumsal karışıklığın arkasında; yeni teknolojiler, ticaret ve iklimin dışında bir neden daha olabilir: Veba.

Bronz Çağı başlarında, Avrupa’da farklı bir genetik yapı karışımı vardı. C: David Dixon

Avrupa, Bronz çağ boyunca, genellikle yeni metal teknolojilerinin yükselişine, ticarete ve iklim değişikliğine atfedilen devasa nüfus kaymalarıyla çarpıcı biçimde değişti. Ancak bilim insanları, bu toplumsal karışıklık için başka bir neden olabileceğine inanıyorlar: muhtemelen yeni evcilleştirilmiş atların taşıdığı veba!

Veba, genellikle Ortaçağ Avrupa’sındaki insanların önemli bir kısmını yok eden Kara Veba ile özdeşleştirildi. Bu vebanın kökeni muhtemelen Orta Asya’ya dayanıyordu. Ancak Avrupa’daki veba ilk defa ortaya çıkmamıştı. Son yıllarda, MÖ 3000 yıllarından kalma Bronz Çağı kalıntılarının veba bakteri Yersinia pestis DNA’sı içerdiği keşfedildi.

(Neolitik Mezarda 4.900 Yıllık Veba Bakterisi Keşfedildi)

Erken Bronz Çağı bir değişim çağıydı. Avrupa’daki insanlar bronz silah ve eşya yapmak için bakır ve kalayı birlikte eritmeye başladı ve sığır, koyun ve keçi otlatmanın daha önem kazanması ile kırsal hayvancılık yoğunlaştı. Arkeologlar, toplu mezarlardan bireysel mezarlara ve seçkinler için tümülüslere kadar ölü gömme pratiklerindeki değişiklikleri görebiliyor. Günümüz Irak’ı olan Uruk şehri gibi ilk şehirler, MÖ 2900’a kadar onbinlerce insana ev sahipliği yaptı.

Bilim insanları Bronz çağının başlarındaki insan nüfusundaki ürkütücü değişimi de görüyor. Antik DNA, Avrupa’daki Neolitik boyunca avcı-toplayıcıların ve yerleşik erken çiftçilerin bir karışımını ortaya koydu. Sonra ise Bronz çağ başladığında oldukça hızlı bir şekilde yeni bir DNA girişi vardı. İlk Bronz çağ insanlarının genetik yapısının dörtte üçünün, günümüz Rusya’sı gibi, doğudaki bozkır alanlardan geldiği görülüyor.

Bu hızlı nüfus değişimi, ya buradaki insanların yerini başkalarının aldığına ya da kitlesel göçe işaret ediyor. Max Planck İnsan Tarihi Bilimi Enstitüsü’nde antik DNA konusunda uzman olan Profesör Wolfgang Haak, “Ortaya çıkan Bronz Çağ boyunca, “bozkır ataları” adını koyduğumuz şeyle birlikte genetik bir devir görüyoruz. Bu farklı genetik profilin öncesi ve sonrasını görüyoruz, ancak bunun nasıl ortaya çıktığını açıklayamıyoruz.” diyor.

Mezopotamya’daki Sümer Ur şehri gibi Erken Bronz Çağ şehir devletlerinin veba için üreme yerleri olması muhtemel. C:

Profesör Haak, ne olduğunu daha açık bir şekilde anlamaya çalışmak için MÖ 4. ve 3. binyılın kritik döneminden 1000 kişinin DNA’sını diziliyor.

Dişler

Son araştırmalar, veba DNA’sının Avrupa’daki erken Bronz çağı iskeletlerinin diş özünden tespit edilebileceğini gösterdi. Bireylerin yüzde 8’inin ölümüne muhtemelen bu bakteri neden olmuştu. Bu oran, büyük olasılıkla kaçırılan vakalardan dolayı az gözüküyor. Tüm bunlar, erken Bronz çağda Avrupa çapında bir veba salgının dalgalandığını ileri sürüyor.

Profesör Haak, vebanın ortaya çıkması ve yayılmasında insan etkileşimlerinin rolünün ne olduğunu anlamak için erken Bronz çağı Avrupa’sındaki karışıklığı çözmeyi deniyor.

Profesör Haak, “Mezopotamya’da Uruk gibi erken kent merkezleri, (muhtemelen) patojenler için bir sığınak ve üreme alanıydı. Ve erken çiftçiler, evcil hayvanlarla etkileşimi artırdı, genellikle evcil koyun, keçi ve sığırlar ile yakın mesafede ya da aynı çatı altında yaşıyorlardı.

(Veba Salgını Taş Devrinde de Vardı)

Bu durum, mikropların hayvanlardan insanlara geçmesi için uygun koşulu sağlıyordu. Bir ihtimale göre, göçebe çobanlar onlarla birlikte yaşayan hayvan hastalıklarına karşı tolerans kazandı, fakat daha sonra mikropları batıya doğru, buradaki insanlar için ölümcül olan alanlara taşıdılar.

Profesör Haak, “İnsanlar bir araya geliyorlar ve belki de sonradan gördüğümüz bu genetik karışıklık, Avrupa’yı saran ve bölgedeki nüfusu azaltan salgın dalgalarının bir sonucudur.” diyor. Bu, Amerika halklarının çiçek hastalığı gibi Eski Dünya hastalıklarına maruz kaldığında nasıl mağdur olduklarının bir benzeri.

Profesör Haak, bazı nüfusların veba gibi hastalıklara fazla direnç gösterip göstermediğini anlamak için, eski insan DNA’sından bağışık genleri araştırarak bu hipotezi test ediyor.

Atlar

Profesör Haak, ayrıca geç Neolitik ve erken Bronz çağdan binlerce iskelette daha fazla veba DNA’sı belirlemeyi deneyecek. Şimdiye kadar, onlarca iskeletten gelen DNA kanıtı, bu tür kalıntılarda Yersinia pestis suşları arasında çok az değişkenlik olduğuna işaret etti. Bu, vebanın tüm kıtada yayıldığını gösteriyor. Hız, bu dönemde bir diğer insani ilerlemeye borçlu olabilir: Hastalığı Avrupa’nın içine taşımış olabilecek yabani atların evcilleştirilmesi. 

Modern atların kökenlerini araştırmak için antik at DNA’sı kullanan genetikçi Dr. Tomasz Suchan, “Bronz çağın başlarında hızlı bir şekilde yabani atların evcilleşmiş atlara dönüşümünü görüyoruz.” diyor.

Atlarla, insanlar çok daha hızlı taşımacılık yapabilirdi ve atlar ticaret, taşımacılık, göç ve savaş gibi durumlarda yardımcı oluyordu. Dr. Suchan, “Atın evcilleştirilmesi ile ilk kez insanlar uzun mesafe hareket edebildi.” diyor.

Bu bakteri taşıyan binicilerin bilinmedik bir şekilde Avrupa çapında yayılmış vebaya sahip oldukları anlamına gelebilir. Fakat Dr. Suchan, atların kendilerinin taşıyıcı olabilecekleri konusunda daha şaşırtıcı hipotezini soruşturmak için antik DNA kalıntılarını inceliyor.

Dr. Suchan, “Ya Yersinia pestis’in hızlı yayılmasında at üzerindeki insanların etkili olduğunu, ya da atların hastalığın taşıyıcısı olduğunu öne sürüyoruz.” diyor.

Bunun henüz kanıtı yok fakat Dr. Suchan ve ekip arkadaşları enfekte olup olmadıklarını keşfetmeyi denemek için, antik dönem atlarındaki veba DNA’sının küçük parçalarını belirleme yolları geliştiriyorlar. Atların, veba ile ilişkili, Yersinia’nın bazı türlerine ev sahipliği yaptığı biliniyor. Ayrıca Bronz çağ boyunca Yersinia pestis bakterisinin, pireler içindeki hayata uyum sağlayamadığı biliniyor. Ve bu yüzden, muhtemelen, Ortaçağ’daki hıyarcıklı veba gibi, kemirgen pireleri yoluyla bulaşmadı.

Profesör Haak, “Veba daha çok öksürme ve hapşırma yoluyla bulaşan bir solunum hastalığıydı. İnsanların yakın temasta olması gerekiyordu.” diyor.

Ayrıca Dr. Suchan, evcilleştirmenin, atları insan hastalıklarına açarak, daha büyük bir hastalık yüküne maruz bırakıp bırakmayacağını da araştırıyor. Bunu yapmak için yüzlerce antik at kalıntısını örnekleyecek. 


Phys. Anthony King. 3 Aralık 2019.

Yorumlar
Osmangazi Üniversitesi Tarih mezunu. Ankara Üniversitesi'nde Eskiçağ Tarihi Anabilim Dalında yüksek lisans yapıyor. Hellen ve Roma uygarlıkları üzerine çalışıyor. Yardımcı dal olarak da Filoloji (Yunan dili ve edebiyatı) eğitimi alıyor.

You must be logged in to post a comment Login