Toba Patlamasıyla İnsanlık Yok Olmanın Eşiğinden mi Döndü?

74.000 yıl önce insan olmak için korkunç bir zamandı ama bu durum bizi bugünkü halimize dönüştürmüş olabilir.

2021’deki Fagradalsfjall yanardağı patlaması. İzlanda’nın Reykjanes Yarımadası’nda yer alan Fagradalsfjall yanardağı, 19 Mart 2021 tarihinde lav püskürtmeye başladı ve hareketliliği 6 ay sürdü. Bu olay, bölge için oldukça tarihi bir öneme sahipti çünkü söz konusu yarımadada yaklaşık 800 yıl, Fagradalsfjall özelinde ise yaklaşık 6.000 yıl sonra gerçekleşen ilk patlamaydı. (Görsel: Toby Elliott/Unsplash)

İnsanlık yok olmanın eşiğinden mi döndü, yoksa bu hikaye gereğinden fazla mı dramatize edildi?

Yaklaşık 74.000 yıl önce, Homo sapiens türü belki de şimdiye kadarki en büyük yok oluş tehlikesiyle karşı karşıya kalmış olabilir. Bazı tahminlere göre, bu zorlu süreçten sadece birkaç bin insan sağ çıkabildi ve geride kalan az sayıdaki nüfus, tarihimizin bu en sert dönemlerinden birine tanıklık etmek zorunda kaldı.

O zamandan beri mercek altına alınan ancak doğruluğu giderek daha fazla sorgulanan etkili bir teoriye göre her şey; bugün Endonezya’nın Sumatra adasındaki Toba Gölü’nün bulunduğu devasa volkanda meydana gelen şiddetli bir “süper patlama” ile başladı.

Dünya’nın jeolojik kayıtları, bu patlamanın kanıtlarını açıkça taşıyor. Dokuz ila 14 günlük bir süreçte yüzeye yaklaşık 2.000 kilometreküp malzeme püskürdü. “Olağanüstü büyüklükte ve yoğunlukta” olarak tanımlanan bu patlama, atmosfere devasa miktarda toz ve birikinti fırlatarak gökyüzünü güneş ışığını engelleyen kalın bir is örtüsüyle kapladı.

(İlgili: Toba Süper Patlaması, Afrika’dan Göçümüzü Kolaylaştırmış)

Bu durum, dünyayı potansiyel olarak kısa süreli bir “mini buzul çağına” sürüklemiş olabilir. Tahminler değişmekle birlikte, gezegenin küresel ortalama sıcaklığının geçici olarak 2,3°C ile 4,1°C arasında düştüğü öngörülüyor. Eğer bu tablo doğruysa, dünya dondurucu ve gıda kaynaklarının kıt olduğu bir yere dönüşmüş, hayatta kalmayı zorlu bir mücadele haline getirmiş olmalı.

Kuşkusuz zor zamanlardı; fakat bu sert koşullar bizi yenilik yapmaya itmiş olabilir. Afrika Boynuzu’ndaki arkeolojik alanlarda arkeologlar; patlama zamanına yakın bir döneme ait yemek pişirme izleri, gelişmiş taş aletler ve okçuluğun bilinen en erken kullanımına dair kanıtlar saptadılar. 2024 yılında yapılan bir çalışmaya göre, tortullara gömülmüş mikroskobik volkanik cam parçacıkları kimyasal olarak Toba ile eşleşiyor; bu da bölgedeki insan yerleşimini süper patlamayla kesin olarak ilişkilendiriyor.

Bu büyük kargaşa, insanların hareket ve göç biçimlerini de kökten şekillendirmiş olabilir. Nüfusların, nemli dönemlerde yalnızca gür bitki örtüsüne sahip “yeşil koridorlara” güvenmek yerine, kurak evrelerde bile güvenilir su ve yiyecek sağlayan mevsimlik nehirlere, yani “mavi otoyollara” yönelmeye başladığı görülüyor.

Tüm bu unsurlar bir araya getirildiğinde, yaşanan bu sert dönemler, türümüzün nihayetinde Afrika’dan çıkıp dünyaya yayılmasını sağlayan itici bir güç olarak kilit bir rol oynamış olabilir.

Teksas Üniversitesi’nden antropoloji profesörü ve çalışmanın yazarı olan John Kappelman, bu durumu şöyle özetliyor: “İnsanlar, kurak mevsimde belirli bir su kaynağı çevresindeki yiyecekleri tükettikçe, yeni su kaynaklarına taşınmak zorunda kaldılar. Mevsimlik nehirler böylece nüfusu bir su kaynağından diğerine aktaran ‘pompalar’ görevi görerek, Afrika dışına gerçekleşen en son yayılmayı tetiklemiş olabilir.”

Bu yıkıcı etkiler sadece jeoloji ve arkeolojide değil, genetiğimizde de iz bırakmış olabilir. 1972 yılında yapılan araştırmalar, türümüzün hemoglobin proteini çeşitliliğinin şaşırtıcı derecede düşük olduğunu ortaya koydu. Araştırmacılar bunun nedenini, türümüzün bir noktada nüfusun aşırı derecede azaldığı ve genetik çeşitliliğin kaybolduğu bir “genetik darboğaz” yaşaması olarak açıkladılar. Bazı çalışmalar, bu darboğazın insan nüfusunun sadece 3.000 ila 10.000 bireye kadar düştüğü bir dönemde gerçekleşmiş olabileceğini tahmin ediyor.

İlk öneriler, bu genetik daralmanın zamanlamasının Toba patlamasıyla örtüştüğünü savunarak; süper patlamanın ve sonucunda oluşan “volkanik kışın”, insanlığı neredeyse yok olmaya sürükleyen aşırı bir çevresel baskı yarattığı fikrini desteklediğini söylüyordu.

Toba Dağı gerçekten insanlığın büyük genetik darboğazına neden oldu mu?

Bu büyüleyici bir hikaye olsa da herkes aynı fikirde değil. Son yıllarda birçok bilim insanı, “Toba felaketi teorisine” karşı çıkarak farklı kanıt parçalarının yanlış birleştirildiğini savunuyor.

Toba süper patlamasının şiddetinden şüphe duyulmasa da, birçok iklim bilimci ve yer bilimci bunun küresel bir “volkanik kış” başlattığı fikrine artık sıcak bakmıyor. Bu nedenle, genetik darboğazdan bu olayın sorumlu olduğu konusunda ciddi şüpheler bulunuyor.

Benzer şekilde, Afrika ve Asya’daki arkeolojik alanlar da birçok hominin popülasyonunun patlamadan önce ve sonra varlığını sürdürdüğünü gösteriyor; bu da söz konusu toplulukların bu görünürdeki felaketten nispeten etkilenmediklerine işaret ediyor.

Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar tabloyu daha da karmaşıklaştırıyor. Her kıtadan 28 memeli türünün DNA’sı üzerinde 2020 yılında yapılan bir analiz, sadece üç türün Toba dönemiyle örtüşen hızlı bir büyüme yaşadığını ortaya koydu.

Peki, eğer Toba süper patlaması sorumlu değilse, Homo sapiens’teki genetik darboğaza ne sebep oldu? Bu olayın tamamen emsalsiz olmadığını söyleyebiliriz. 2023 yılında bilim insanları, 930.000 ila 813.000 yıl önce çok daha şiddetli bir darboğaz yaşandığını ve nüfusun sadece 1.280 üreme yeteneğine sahip bireye kadar düştüğünü öne sürdüler. Ancak bu iddia da oldukça tartışmalı.

Görünen o ki, insanlık tarihi zor zamanlar ve yok olmanın eşiğinden dönülen kritik anlarla dolu.


IFL Science. 17 Ocak 2026.

Makale: Kappelman, J., Todd, L.C., Davis, C.A. et al. (2024). Adaptive foraging behaviours in the Horn of Africa during Toba supereruption. Nature 628, 365–372.

You must be logged in to post a comment Login