İnsanlar 7.000 Yıl Önce Tehlikeli And Dağlarında Nasıl Hayatta Kaldı?

Yeni yapılan bir genetik analize göre, 7.000 yıl önce And Dağlarında yaşayan insanlar, bu derece tehlikeli yüksekliklerde hayatta kalmak adına daha büyük kalpler ve kısmen fazla kan basıncı gibi birçok adaptasyon geliştirdi.

Ve bu değişimler, halk dağlık bölgelerde yaşamaya başladıktan çok kısa bir süre sonra kalıcı olacak şekilde gerçeklemiş olabilir.

İki mezun öğrenci ve yerli bir köylü bir Jiskairumoko, Peru’da mezar kazısında.
C: Mark Aldenderfer

Araştırmacılara göre “Zorlu çevresel koşullara rağmen And Dağları, Güney Amerika kıtasına ilk girişten itibaren yerleşilmiş durumdaydı. İnsanların kalıcı bir şekilde yerleşmeleri için gerekli olan adaptif özellikler, birkaç bin yıl gibi görece kısa bir zamanda seçilmiş olabilir.”

Dağların yükseklerinde

Arkeolojik buluntulara göre avcı-toplayıcı kavimler And Dağlarından en az 12.000 yıl önce yaşamaya başlamış, kalıcı bir şekilde yerleşimleri ise yaklaşık 9.000 yıl önceye dayanıyor. Titicaca Gölü’nün çevresinde yaşamış olan eski insanlar hakkında bilgi toplamak adına araştırmacılar bölgedeki antik ve modern insanların DNA analizlerini yaptı.

(And Medeniyetinde Ölüm ve Diriliş Kavramları Araştırılıyor)

Ekip, üç farklı kültürel döneme ait yedi antik insandan DNA kalıntıları topladı. 8.000 ila 6.500 yıl önce avcı-toplayıcıların yaşadığı Soro Mik’aya Patjxa, 3.800 yıllık toplayıcılıktan tarıma geçmiş Kaillachuro halkı, Rio Uncallane’de bulunan 1.800 yıllık kaya mezarları bu üç dönemi oluşturuyor.

Bilim insanları bu bölgelerden elde edilen antik DNA’yı, dağlık ve alçak arazilerde yaşayan topluluklara ait antik ve modern DNA ve daha uzak bölgelerde yaşayan eski yerli Amerikalılara ait DNA ile karşılaştırdılar.

Dağlık arazide yaşayan toplumların kalp ve kan basıncında bulunan adaptasyonlara ek olarak, alçak ve yüksek bölgelerde yaşayan popülasyonların ayrılışının 8.750 yıl dolaylarında olduğu anlaşıldı. Bu dönem, bazı halkların And Dağları’na kalıcı olarak yerleştikleri dönem ile örtüşüyor. Bu tarih, sadece modern genomlar ile yapılan daha önceki bir çalışmanın önerdiği dönemin çok daha öncesine denk geliyor.

Nişasta sindirimi ile ilintili bir gen, dağlık bölge halkının avcı-toplayıcılıktan tarıma geçişini, yani mısır ve patates gibi nişasta içeren yiyecekleri tüketmeye başlamaları ile ilgili olabilir. Bilim insanlarına göre, bu durumun tam aksine alçak bölgelerde yaşayan eski insanlarda böyle bir adaptasyona ihtiyaç yoktu, çünkü zaten sadece avcı-toplayıcılık ile geçiniyorlardı.

Bu araştırma aynı zamanda ilk Amerikalıların göçlerinin de bilinmeyenlerine ışık tutar nitelikte. Daha önceki çalışmalar ilk Amerikalıların Sibirya ve Doğu Asya’daki atalarından neredeyse 25.000 yıl önce ayrıldığını gösteriyordu. Bu atalar son buz çağı döneminde doğal bir geçit oluşturan Bering Boğazından geçerek daha sonra Kuzey ve Güney Amerika’ya göç eden iki popülasyonu oluşturdu.

Araştırmacılara göre yeni yürütülen bu çalışma, Güney Şili’de bulunan 14.500 yıllık Monte Verde arkeolojik alanından elde edilen buluntular ile Kuzey ve Güney Amerikalı grupların yaklaşık 14.750 yıl önce ayrıldığı konusunda tek fikir. Cell dergisinde yayınlanan başka bir çalışma ilk Amerikalıların göçleri hakkında daha detaylı bilgileri açığa çıkarıyor.


Live Science. 9 Kasım 2018.

Makale: Lindo, J., Haas, R., Hofman, C., Apata, M., Moraga, M., Verdugo, R. A., … & Warinner, C. (2018). The genetic prehistory of the Andean highlands 7000 years BP though European contact. Science Advances, 4(11), eaau4921.

İTÜ Moleküler Biyoloji ve Genetik '19 mezunu. Almanya, Bonn Üniversitesi'nde Organizmik, Evrimsel Biyoloji ve Paleobiyoloji Yüksek Lisansı yapıyor. Kariyer hedefi Koruma Genetiği, Evrimsel Genetik yönünde ilerliyor.

You must be logged in to post a comment Login