Filler Gerçekten ‘Asla Unutmaz’ mı?

Filler olağanüstü hafızalarıyla tanınıyor ve hatta fil hafızalı olmak diye bir deyim var. Peki fillerin asla unutmadıkları doğru mu?

Afrika filleri, hayatta kalmalarının anahtarı olan şeyleri hatırlamakta çok başarılı.

“Fil asla unutmaz” derler. Peki bu ifadede ne kadar gerçek var? Bir filin hafızası ne kadar iyidir?

Bir filin asla unutmadığını söylemek tam olarak doğru olmasa da, kalın derililer hayatta kalmalarının anahtarı olan ayrıntıları hatırlamak üzere evrimleştiler. Örneğin, yaşlı Afrika filleri (Loxodonta africana) yırtıcı hayvanların benzersiz seslerini ve kokularını hatırlayabilir (hatta kokularına ve giysi renklerine bağlı olarak farklı insan grupları arasında ayrım yapabilir), kurak ovada su kaynağı bulmak için adımlarının izini sürebilir ve aile üyelerini ve dostlarını diğer yüzlerce filden ayırt eder.

Bangor Üniversitesi’nde zoolojide öğretim görevlisi olan Graeme Shannon, “Savana gibi son derece dinamik bir ortamda yeterli yiyecek ve su arayabilmek, aynı zamanda karmaşık sosyal ilişkileri yönetebilmek ve avlanma riskinden kaçınabilmek, ayrıntılı bilgileri işleyebilen ve hatırlayabilen bir beyin gerektirir.” diyor.

“Bu, yaşam ve ölüm arasındaki fark anlamına gelebilecek kritik bir beceridir.”

(İlgili: Filler ve Kaplanlar Nasıl Hala Hindistan’da Yaşıyor?)

Filler, savanada yiyecek arayan tek hayvanlar değil, ancak bu kalın derililerin karşılaştığı benzersiz zorluklar, hassas anılar gerektirir. Örneğin, her filin her gün yaklaşık 150 kilo bitki yemesi gerekir ve filler doymak bilmez iştahlarını gidermek için yağışlı ve kurak mevsimler arasında uzun göç yollarına çıkarlar. Bu göçten sağ çıkıp çıkamayacakları, büyük ölçüde rota hakkındaki bilgilerine bağlıdır.

Harvard Tıp Fakültesi’nde fillerin işitmesi üzerine çalışan bir öğretim üyesi olan Caitlin O’Connell, “Bir filin hafızası, çok uzun bir göçü atlatmak için önemli olan ağaç ve su kaynaklarını içeren uzun göç yollarını hatırlamayı kolaylaştırır.” diyor.

Genellikle yaşam deneyimlerini daha iyi hatırlayan daha yaşlı dişiler tarafından yönetilen fil sürüleri, kuraklıklarda daha iyi geçinme eğiliminde.

Yaşanan bir kuraklık sırasında hafıza özellikle önemli hale gelir. Biology Letters dergisinde 2008’de yapılan bir araştırma, daha önceki kuraklıklarda yaşamış olan daha yaşlı anne babalara sahip fil sürülerinin, muhtemelen sürünün önceki kuraklıktan nasıl kurtulduğunu hatırlayarak sürülerini başarılı bir şekilde suya yönlendirdiğini gözlemledi.

Bununla birlikte, bir sürü, önceki neslin son kuraklıkla nasıl başa çıktığını hatırlayamayan genç bir dişi reis tarafından yönetiliyordu. Sürüsü, su bulmak için yeni arazide seyahat etmek yerine olduğu yerde kaldı ve yavrular o yıl yüzde 63 ölüm oranına maruz kaldı. Kuraklık sırasında normal ölüm oranı sadece yüzde 2’dir.

Araştırmaya dahil olmayan O’Connell, “Bu nedenle, önemli bilgi depoları olarak daha eski dişilerin önemi vardır. Uzun süreli belleğin doğrudan hayatta kalmaya neden olabilmesinin nedeni de budur.” diyor.

Fillerin, biyologların “bölünme-birleşme” dinamiği dediği şeyi yönlendirmek için de hafızalarına ihtiyaçları var. Primatlar ve bazı balina türleri arasında da yaygın olan bu düzenlemede, fillerden oluşan çekirdek bir aile birimi, yıl boyunca yüzlerce başka fille temasa geçer (birleşme), ancak daha sonra aynı çekirdek gruba ayrılır (bölünme).

Shannon, “Son derece karmaşık bir sosyal dünyada faaliyet göstermek önemli ölçüde beyin gücü gerektirir. Fillerin, tanıdık aileler ve yakın akrabalar hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olmaları, yabancıları tanıyabilmeleri ve agresif davranabilecek ve aile birimi için tehdit oluşturabilecek bu bilinmeyen kişilerle etkileşimde bulunurken daha dikkatli olmaları çok önemli.” diyor.

Bilinmeyen filler, bu kalın derililerin hayatta kalmak için akıllarında tutmaları gereken tek tehdit değil. Shannon, Proceedings of the Royal Society B: Biological Sciences dergisinde 2011 yılında yapılan ve genç fillerin erkek aslanların kükreyen seslerine yeterince tepki göstermediğini, daha yaşlı fillerin ise (önceki aslan saldırılarını hatırlayanlar) savunma pozisyonları aldığını gösteren bir çalışmanın ortak yazarlarından biriydi.

2014 yılında Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayınlanan başka bir çalışmada Shannon ve meslektaşları, fillerin tehdit oluşturan insanların seslerini de tanımlayabildiklerini gösterdi. Araştırmacılar, fillerin, diğer Kenyalı etnik kökenlerin seslerinden çok, periyodik olarak filleri öldüren yarı göçebe Masai halkının kaydedilmiş seslerini duyduklarında önlem alma olasılıklarının daha yüksek olduğunu buldular. Filler, Maasai kadın ve çocuklarının kayıtlarının aksine, Masai erkeklerinin kaydedilmiş seslerini duyduklarında kendilerini savunma olasılıkları daha yüksekti.

Fillerin inanılmaz hafızaları ve bilişsel yetenekleri, farklı insan gruplarının oluşturduğu tehdidi belirlemek için insan dilini kullanmalarına bile olanak sağlamıştı.

Fillerin benzersiz beyin yapıları, bu etkileyici hafıza ve biliş becerilerini ortaya çıkarmalarını sağlayan şey olabilir. Colorado Koleji’nde nörobilim alanında uzmanlaşmış bir psikoloji profesörü olan Bob Jacobs tarafından yürütülen bir dizi çalışma, fillerin kortikal nöronlarının diğer zeki türlerinkinden kökten farklı olduğunu gösterdi.

Jacobs, bu nöronların benzersiz özelliklerinin, fillerin anıları üzerinde dikkatlice düşündüklerini gösterdiğini düşünüyor. “Bilişsel açısından, meslektaşlarım ve ben, fildeki bütünleştirici kortikal devrelerin, onların temelde düşünen hayvanlar olduğu fikrini desteklediğine inanıyoruz.”

Filler ayrıca kara memelileri arasında en büyük mutlak beyin boyutuna ve vücut boyutuna göre en büyük temporal lobuna sahiptir; temporal lob, beynin sesleri işlemekten ve hafızayı kodlamaktan sorumlu kısmıdır.

Fillerin hafızalarına bu kadar çok güvenmeleri, koruma çabalarını daha da gerekli kılıyor. Kaçak avcılar en büyük dişlere sahip en büyük filleri hedef alıyor ve bu genellikle en yaşlı filler oluyor. Yani sürünün kolektif hafızasının depoları. Bu kayıplar, daha genç fillerin kurak mevsimde güvenli alana gidecek deneyime sahip olmadıkları bir sürü ile baş başa bırakıldığı anlamına geliyor.

Aynı şekilde, fillerin hayatta kalması, yaşlıların göç yollarını hatırlamasına bağlıysa, manzarayı değiştiren ve önemli yolları kesen bir gelişme, tüm sürüler için yıkıcı sonuçlar doğurabilir.

O’Connell, “Yaşam alanları, önemli göç yollarını kapatan insan yapıları tarafından tehdit ediliyor ve onları, genellikle uzun kurak mevsimlerde hayatta kalmak için gerekli önemli kaynaklara sahip olmayan marjinal topraklarla sınırlı bırakıyor. Bariz bir çıkarım, kritik göç yollarının korunmasının önemidir.” diyor.


Live Science. 29 Aralık 2023.

Arkeofili editöryel servisi. İletişim: arkeofili@gmail.com

You must be logged in to post a comment Login