Bilecik’teki Mağarada 16.000 Yıllık Kaplumbağa Figürleri Bulundu

Bilecik’teki Gedikkaya Mağarası’nda, dağ kültü ile bağlantılı olabilecek MÖ 14.500 ila 11.200’e ait 25 kaplumbağa heykelciği bulundu.

Halka şeklinde düzenlenmiş alanların ortalarında bulunan kaplumbağa figürlerinden biri.

Bilecik’in İnhisar ilçesindeki Gedikkaya Tepesi ve İn Mağarası’nda yürütülen kazılarda, yaklaşık MÖ 14.500 ila 11.200’e tarihlenen 25 kaplumbağa heykelciği bulundu. Kireç taşından yapılmış, çoğu aceleyle biçimlendirilmiş bu küçük figürlerin, bir ritüelin parçası olarak mağaraya bırakıldığı düşünülüyor.

Araştırmacılara göre heykelciklerin çoğu, mağaranın yükseldiği Gedikkaya Tepesi’nin biçimini andırıyor. Bu da bölgede erken bir “dağ kültü” olabileceği fikrini gündeme getiriyor.

(İlgili: Gedikkaya Mağarasında 16.000 Yıllık Adak Çukuru)

Kültür ve Turizm Bakanlığı adına Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi’nden Prof. Dr. Deniz Sarı başkanlığında bu sezon yürütülen kazılar sona erdi. Karbon-14 analizleri, heykelciklerin Epipaleolitik Dönem’e, yani MÖ 14.500 ile MÖ 11.200 arasına tarihlendiğini gösterdi. En büyüğü yaklaşık 30 santimetre uzunluğunda ve 20 santimetre genişliğindeki figürlerin bazıları kil malzemeyle kaplanmış.

Kaplumbağa figürleri MÖ 14.500 ila 11.200 arasına tarihleniyor.

Bir ritüel alanı

Söz konusu mağaradaki arkeolojik malzeme ilk olarak 2017’deki yüzey araştırmalarıyla saptandı. Ardından 2019-2023 yıllarında Bilecik Müzesi başkanlığında kurtarma kazıları yapıldı. Bu yılki çalışmalar ise Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle üniversite tarafından yürütüldü.

Prof. Dr. Deniz Sarı’ya göre bugüne dek çıkan buluntular, mağaranın önemli bir kült ve ritüel alanı olduğunu gösteriyor. Bu yıl bulunan kaplumbağa heykelcikleri de mağaranın ritüel bağlamını farklı bir boyuta taşımış durumda.

Sarı, heykelciklerin neden ritüel amaçlı yapıldığını düşündüklerini ise hem biçimlendirilme tarzlarıyla hem de bulundukları düzenlemeyle açıklıyor. Kazı başkanına göre figürlerin çoğu amatörce ve hızlıca şekillendirilmiş. Üstelik yuvarlak halkalar oluşturan mimari bir düzenlemenin çevresinde, toprağa saplanmış halde bulundular. Sarı bu düzeni, insanların dileklerini yazıp toprağa gömdüğü Hıdırellez adağı geleneğine benzetiyor.

Hızlıca ve özensiz yapılan kaplumbağa figürleri bir dağ kültüne işaret ediyor olabilir.

Tepeye benzeyen heykelcikler ve olası bir “dağ kültü”

Buluntuların en dikkat çekici yönü ise biçimleri. Sarı’ya göre ele geçen küçük heykelciklerin büyük bölümü, bilinçli olarak Gedikkaya Tepesi’nin formunda tasarlanmış izlenimi veriyor. Yani Epipaleolitik Dönem’de yaşayan insanlar, mağarayı barındıran bu tepeyi bir kaplumbağaya benzetmiş olabilir. Kazı ekibi bundan yola çıkarak, bölgede bir tür “dağ kültü” oluşmuş olabileceğini düşünüyor.

Ancak Prof. Dr. Deniz Sarı bu konuda temkinli. Bu dönem için böyle bir kültten söz etmenin çok erken olabileceğini vurguluyor. Yine de kaplumbağa sembolizminin bu coğrafyaya yabancı olmadığını hatırlatıyor: Bu sembolizm hem Yakın Doğu’da bilinen Natufian kültüründe hem de çok daha erken Üst Paleolitik Dönem kültürlerinde yaygın. Kazı başkanına göre kaplumbağanın pek çok kültürde uzun yaşamı ve dayanıklılığı temsil etmesi de, heykelciklerin yapılma nedenlerinden biri olabilir.

Aslında kaplumbağa teması, mağarada bu yılki heykelciklerle ortaya çıkmış değil. Daha önceki kazılarda, mağaranın en erken yerleşim evresine tarihlenen bir adak çukuru bulunmuştu. Bu çukurun çevresinde ve mağara duvarlarındaki doğal nişlerde; omurlar, çene kemikleri, boynuzlar, yırtıcı bir kuşa ait pençe ve kaplumbağa kabuğu gibi hayvan kalıntıları, bir ritüelin parçası olarak yerleştirilmiş izlenimi veren biçimde ele geçmişti.

Aynı adak çukurundan çıkan, kumtaşından oturur biçimde şekillendirilmiş stilize bir heykelcik de, araştırmacılar tarafından Yakın Doğu Neolitik’inin ana tanrıça figürlerinin erken bir öncülü olarak değerlendirilmişti. Dolayısıyla bu yıl bulunan kaplumbağa heykelcikleri, mağaradaki kaplumbağa sembolizminin binlerce yıla yayılan, kökü en erken tabakalara uzanan bir örüntünün parçası olduğunu düşündürüyor.

Bulunan eserler, incelenmek ve restore edilmek üzere Bilecik Müzesi ile üniversiteye teslim edildi.

Arkeofili editöryel servisi. İletişim: arkeofili@gmail.com

You must be logged in to post a comment Login