‘Taş Devri’ İfadesini Bırakmanın Zamanı Geldi

“Taş Devri”, genellikle tasarlanıp üretilen keskin taş yongaların başlıca kesici alet olduğu ve insanlığın kültürel evriminin erken dönemlerini ifade etmek için kullanılan bir terim.

Fakat aynı zamanda “geri kalmış” ya da “ilkel” kültürleri tanımlamak için de kullanılıyor. Peki bu kullanım uygun mu, ya da doğru mu?

Taş aletlerin kullanımı, teknolojik karmaşıklığın kanıtı sayılır. C: Shutterstock / iurii

Bir Teknoloji Nasıl Unutulup Yeniden Keşfedildi

Afrika’da bilinmeyen insan ataları tarafından yapılan, bildiğimiz en eski taş aletler, 3.3 milyon yıl öncesine tarihleniyor.

Taş işçiliği, homininler dünyaya yayılırken kilit bir teknolojiydi ve yaklaşık 3.000 yıl önce başlayan Demir Çağı’na kadar önemini korudu. Daha sonra bu aletlerin kullanımı dünyanın bazı kesimlerinde azalmaya başladı.

Ortaçağ boyunca, yaklaşık 500 yılından 1400 yılına kadar taş işçiliği, Avrupa’da neredeyse tamamen unutuldu.

(Tarihöncesi İnsanlar Dövme Yapmak İçin Obsidyen Kullanmış)

Taş ok ve mızrak uçları genellikle tarla gibi geniş arazilerde bulundu. İnsanlar bunların, meleklerin Lucifer’i kovmasını konu edinen bir İncil hikayesi olan “Cennetteki Savaş”ta kullanılan silahlar olduğunu ya da cinler ve periler tarafından yapıldığını düşündüler.

Çoğunlukla nesli tükenmiş hayvan kemikleriyle birlikte bulunan taş aletlerin, daha önceki insanların işi olabileceğinin farkına varılması ancak 1700’lü yılların başlarında gerçekleşti.

Fransız bir misyoner önemli bir gelişmeye imza attı. 1724’te Joseph Francois Lafitau, Kanada’daki Iroquois (bir Amerikan yerlisi topluluğu) halkının, Avrupa’nın arkeolojik bölgelerinde bulunanlara benzer taş aletler kullandıklarını söyledi. O, bu gözlemden yola çıkarak, modern kültürlerin geçmişle kıyaslanabileceğini öne sürdü.

Doğal Olmayan Seçilim

100 yıldan fazla bir süre sonra, 1859’da Charles Darwin “Türlerin Kökeni”ni yayımladı. Bu kitabında hayvan türlerinin zamanla “en güçlü olanın hayatta kalması” olarak da isimlendirilen doğal seçilim yoluyla değişim geçirdiğini ileri sürdü.

İnsan toplumlarına uygulanan Darwin’in teorisi, “insan evriminin zirvesindeki beyaz Hristiyan erkek” ile beraber ırka dayalı ilerleme kavramına yol açtı.

Amerikalı antropolog Lewis Morgan, 1877 tarihli “Antik Toplum” kitabında tüm insan topluluklarının vahşilikten barbarlığa ve oradan da medeniyete doğru belli aşamalardan geçtiğini ileri sürdü. Taş alet teknolojisinin vahşilik özelliği olduğunu savundu.

Bu aşama, hiç evrim geçirmemiş ve geçmişin yaşayan temsilcileri olarak yerli insanları tanımlamak için belirlenmişti. Sonuç olarak bu artık bir analoji değil; kabul edilmiş bir yargıydı.

19. ve 20. yüzyıllarda Avrupalı uluslar, yerlilerin topraklarında kolonilerini genişlettikçe bu fikirleri kötü niyetle kullanmaya başladı.

Yerli halkın evrimsel merdivende daha aşağıya yerleştirilmesi soykırım, toprak hırsızlığı ve zorla Hristiyan yapma gibi “medenileştirme” adına yapılan her şeyi meşrulaştırdı. Taş alet kullanımı böylece bir sorun haline geldi.

Taş aletlere karşı tarım

Avustralya’da “Taş Çağı”, Aborjinler’in uyguladığı bir teknolojiyi değil, daha çok onların ne oldukları gerçeğini ifade ediyordu.

Taş devri insanlarında hiçbir şekilde toprak mülkiyetiyle ilgili bir sistem olmadığı varsayıldı. Bunun için bitki temizleme, toprağı işleme ve hayvancılık gibi tarımsal faaliyetler yoluyla toprağı değerlendirmeniz gerekiyordu.

Bu anlayışın bir örneği, bilim kurgu romanı ve gişe rekorları kıran “The Martian” filminde gerçekleşti. Astronot Mark Watney Mars’ta terk ediliyor ve hayatta kalmak için patates yetiştiriyor ve şunları söylüyor: “Bir yerde ürün yetiştirdiğinizde orayı resmi olarak kolonileştirdiğiniz söylenir. Dolayısıyla teknik olarak Mars’ı kolonileştirdim.”

Son yıllarda, Avrupalı istilacıların Avustralya’ya vardıklarında gördüklerinin ıssız bir yer değil de binlerce yıllık toprak yönetiminin düzenlediği bir çevre olduğu anlaşıldı.

İronik olarak, tohum ya da tahıl öğütmek için taş alet kullanımı, erken tarımın göstergesi kabul ediliyordu. Fakat arkeologlar, Aborjinlerin Avrupa’daki ya da Orta Doğu’daki insanlardan binlerce yıl önce bu teknolojiyi kullandığını gösterdiler.

İnsanlık tarihinin en başarılı teknolojisi

1960’larda arkeologlar ve antropologlar, antropolog Franz Boas’ın çalışmasından etkilenerek “ilerleme” fikrinden uzaklaştılar.

İnsan kültürleri, evrim hiyerarşisinde sıralanmak yerine içsel olarak tutarlı sosyal ve politik sistemler olarak görülüyordu. Yerli dünya görüşleri batılı olanlardan daha fazla ya da daha az gelişmiş değildi.

Fakat eski fikirler, özellikle çağdaş politik yapıları desteklediğinde çok zor ölüyor. Bu nedenle Aborjinlerin Taş Devri’nde yaşadığı görüşü, bugün hala Avustralya’da bazı insanlar tarafından savunuluyor.

Aborjinler siyasi anlamda ne zaman çok fazla ilgi görse yeniden gündeme geliyor.

Camdan üretilen bu eserler olağanüstü bir beceri gerektiriyordu ve aynı zamanda estetik nitelikleri bakımından da  değerliydi.

Popüler inanışın aksine, taş alet teknolojisi basit değil. Jeomorfoloji, jeoloji, kırılma mekaniği ve taşın termal özellikleriyle ilgili bilgiyi gerektiren yüksek derecede bir ustalıktı.

Taş aletleri inceleyen binlerce arkeolog, Aborjinlerin insanlık tarihindeki en zorlu çevresel değişikliklerde hayatta kalmalarını ve başarılı olmalarını sağlayan bir bilimin karmaşıklığına yaklaşabilir.

Taş aletler hala üretilip kullanılıyor; fakat sadece yerliler tarafından değil. Mesela 1975’te arkeolog Don Crabtree, kendi ürettiği obsidyen neşterlerle ameliyat edildi.

Obsidyen bıçaklar, cerrahi çelik bıçaklara göre doku hasarına daha az neden oluyor ve yaralar daha çabuk iyileşiyor. Bu nedenle cerrahlar hala onları kullanıyor.

Taş alet teknolojisi, 3.3 milyon yıl önceden şimdiye kadar, insanlar ve onların öncüleri tarafından kullanılan en başarılı teknolojilerden biri.

Yerli kültürler, eski insanları temsil etmiyor ve bu insanların, devam eden binlerce yıllık adaptasyon ve yeniliğin ürünü olmadığını varsaymak naiflik.

Bu nedenle arkeologlar onlarca yıl önce “Taş Devri” ifadesini kullanmayı bıraktılar. Siz de bırakmalısınız.


The Conversation. Alice Gorman. 27 Ağustos 2018.

Celal Bayar Üniversitesi Tarih Bölümü mezunu. Tarih Öğretmeni. Tarih Felsefesine ilgi duyuyor. Bu alanda akademik bir kariyer hedefliyor.

You must be logged in to post a comment Login