Tarım Pratiği, Devlet Fikrini Doğurmuş Olabilir mi?

Devletin oluşumu ile bahçecilik kavramını bir potada incelediğimizde, bu iki farklı tanımın ikisinin de içinde bir takım değerlerin ortak oldukları gözükmektedir.[1] Özellikle bu konunun en iyi işlendiği yerlerden biri de Jerzy Kosinski’nin 1971’de yayınladığı “Being There” kitabıdır.[2] Kitap, şehrin göbeğinde bahçeli bir evde bahçecilik yapan ve arta kalan zamanını televizyon izleyerek geçiren zihinsel engelli Bahçıvan Chauncey’in evi terk etmek zorunda kalması ile devlet danışmanlığına doğru giden yaşam hikâyesini anlatır. Chauncey, bahçecilik dışında başka hiçbir pratiği olmadığı için tamamıyla bahçecilik terimleri ile konuşmaktadır. Ancak devlet yetkilileri onun bu sözleri devlet üzerine söylenmiş metaforik ilkeler olarak anlar. Bu kitaptan yola çıkarak Süreyya Evren ve Rahmi Öğdül “Bağbozumları”[3] kitabında şöyle bir teşhis ortaya koyarlar:

“Bahçecilikte kullanılan pek çok teknik, devletin kendi toplum bahçesine uyguladığı teknikleridir aynı zamanda. Budama, bahçenin ayrık otlarının temizlenmesi, tarım zararlıların temizlenmesi gibi. Sanki simgeci anlatım şöyle açılıyor; Televizyon teori, bahçecilik pratiktir bu işte. Bakarsan bağ olur bakmazsan dağ olur! Devlet panoptikon kulesinden her yere bakar, her şeyi görmek ister. Baktığı ve gördüğü yerler bağ olur bahçe olur. Doğa izleri patikalar şeritlere, otobanlara dönüşür. Devletin bakışından ve bakımından kurtulanlarda dağ olur.”

Bahçe bağımlıdır, bir uzantıdır. Her türlü tehlikeden arındırılmış bir doğa salonudur.[4] Bahçe doğanın rasyonelleştirilmiş hali ise, devlet de toplumun rasyonelleştirilmiş halidir. Her ikisi de doğadan nefret eder”[5]

Bu bakış açısının tarihsel gelişimimizde de bir anlamı olabilir mi?

Tarıma geçiş mekaniğinin bugünün toplumsal değerlerini yaratan en büyük üretim biçimi değişikliği olduğunu söylerken bu dinamiğin devletin de temeli olabileceğini iddia etmek pek yanlış olmaz herhalde. Farazi olmasının yanı sıra pek çok açıdan da bir mantık barındırmaktadır bu fikir.

Tekrar teoriye dönecek olursak; bahçecilik pratiğinin (ya da biz ona tarım diyelim), devlet denilen yapıya dönüşmüş olabilmesi kuvvetle muhtemel. Belirttiğimiz gibi bugünün kurumlarını geçmişte didik didik aramak yerine gelişim çizgisinde tahakkümün en belirgin örneklerinden olan tarım pratiğinin devlet denilen yapının özü olduğunu söyleyelim.

Neolitik olarak adlandırılan dönemin ortalarından itibaren tarım yaygınlaşmış. Doğa durumundaki insan tahakkümün ve kontrolün ilk meyvelerini almış. Simgesel dünyasında besleyici olan doğanın yerini doğayı kontrol altında tutabildiğini düşündüğü usta tarımcı almış olabilir. Belki usta tarımcı erkin başı haline gelmemiştir ama kontrol altında tutma fikri ve bunun belli sınırlarda içerisinde daha kolay olabileceği fikri simgesel dünyada artık önemli bir olgu haline gelmiştir. Daha sonrasında bu olgu ile, doğa içerisinde yaşayan insan, köylerinin geniş ve uçsuz bucaksız bir alanın tehdidine her an açık yapısına boyun eğmektense, belirlenen bir alanın kontrollünün daha kolay olduğunu anlamıştır. Belki de Kalkolitik denilen dönemde Hacılar’daki ya da Güvercinkayası’ndaki sur sistemleri bu fikir üzerinden kurgulanmıştır. Evren ve Öğdül’ün bahsettiği devletin panoptonik kuleleri de şehir devletlerinin merkezlerine inşa edilmiştir! Daha sonrasında tıpkı bir bahçeyi yöneten tarımcı gibi bir toplumu yöneten bir baş tarımcı olması gerektiği fikri doğmuştur. İlk saraylar belki de bu fikir dünyasının görüngesidir.

Ayrıca bu fikrin üzerinde biraz daha düşünmeye değer olduğu kanısındayım. Ortaya konulan bilgiler ışığında birkaç bilgi de göz ardı edilerek arkeolojik bağlamda böyle bir fikrin oluşturulabiliyor olması arkeolojinin yorumlayıcı bir teşebbüs olması durumuna gayet yatkın.


[1] Gerçi var olan hemen hemen her şey doğanın taklididir. Doğa durumundaki düzenin başka girdiler ile desteklenmiş bir başka taklidi de devlet olarak tanımlanabilir. Devlet aslında doğadaki düzen düşünüldüğünde bir çeşit paradise kafes olarak da açıklanabilir.

[2] Peter Sellers’ın oynadığı 1979 yapımı bir filmi de mevcut.

[3] Süreyya Evren, Rahmi G. Öğdül, Bağbozumları “Kültür, Politika ve Gündelik Hayat Üzerine”

[4] Babil’in Asma Bahçeleri ve Pers’lerin Cennet Bahçeleri. Çağının iki dev gücü olan bu krallıkların konuya katkıları daha kapsamlı olarak araştırılabilir. Ayrıca yüksek kültürden çıkmış İskender’in Perslerin Asyatik kültürünün cazibesine kapılması sadece mistisizmle açıklanamayacak, çok daha önemli bir konu olarak ortaya sunulmuştur. Bahçe-Devlet bağının ana hatları için bkz. Gabrielle Van Zuylen, Dünyanın Tüm Park ve Bahçeleri, Yapı Kredi Yayınları.

[5] Evren&Öğdül, a.g.e “Park ve Bahçeler Müdürlüğü”.

Anadolu Üniversitesi'nde Arkeoloji bölümü okuduktan sonra İstanbul Üniversitesi'nde Tarih öncesi bölümünde yüksek lisans yaptı. Şimdi İstanbul Üniversitesi Tarih öncesi bölümünde doktora yapıyor. İletişim: bayramtolunay@gmail.com

You must be logged in to post a comment Login