Hayatını bağışlayan Caesar’ın suikastçılarından biri olan Brütüs bir özgürlük kahramanı mıydı, yoksa bir hain mi?

Marcus Junius Brütüs; Romalı bir devlet adamı, hatip, lider ve kuşkusuz tarihin en çok konuşulan suikastçılarından biriydi. Peki, onu Iulius Caesar’ı devirmek için kurulan bir komplonun merkezine iten neydi?
Caesar, iç savaş sırasında hayatını bağışlamış olsa da Brütüs nihayetinde onun katili olmayı seçti. Komplocuların kuşatması altındaki Caesar’ın son anlarında, aldığı darbeler arasında muhtemelen Brütüs’ün vurduğu bıçaktan daha derine işleyen bir yara yoktu. Antik dönem tarihçileri Plutarkhos ve Appianos, diktatörün başlangıçta saldırganlara karşı koyduğunu ancak Brütüs’ü gördüğü an direnci bırakıp kaderine teslim olduğunu aktarır. Brütüs, sonraki kuşaklar için Cumhuriyetçi değerlerinin simgesine dönüşecekti; bunu, diktatör Caesar’ın mutlak iktidarına karşı çıkmış biri olarak kazanacaktı.
Brütüs, bir patrici (soylu) ve varlıklı bir pleb ailesinin oğlu olarak dünyaya geldi. Annesi Servilia, Roma cemiyetinde herkesçe bilinen bir sırrın öznesiydi: Caesar ile yaşadığı uzun süreli ve tutkulu yasak aşk. Bazı tarihçiler, bu ilişkiden yola çıkarak Brütüs’ün biyolojik babasının bizzat Caesar olabileceği ihtimalini tartışsa da kronoloji bu iddiayı pek desteklemiyor. Brütüs MÖ 85 civarında doğduğunda Caesar henüz 15 yaşındaydı ve Servilia ile ilişkisi muhtemelen yıllar sonra başlamıştı. Her halükarda, Servilia’nın ilk kocası olan Yaşlı Brütüs, Brütüs’ü doğumda meşru oğlu olarak tanıdı. Brütüs’ün babası, başarısız bir isyanın ardından rakibi Büyük Pompeius’un emriyle idam edilmişti.
Kahraman mı, antikahraman mı?
Genç Brütüs’ün siyasi kariyeri, şaşırtıcı sadakat değişimleriyle doluydu. Babasının katili olmasına rağmen, Caesar’a karşı yükselen muhalefette Pompeius’un safına katıldı. Plutarkhos’un anlatımına göre Brütüs, kişisel kinini bir kenara bırakıp tamamen siyasi inançlarıyla hareket ediyordu; Pompeius’un, tiranlık tehdidine karşı Cumhuriyet’i koruyacak daha adil bir seçenek olduğuna inanmıştı. Böylece muhafazakâr senatörlerin oluşturduğu optimates grubuna katılarak annesinin sevgilisi Caesar’a karşı cephe aldı. Belki de bu “uygunsuz” ailevi ilişkiler, Brütüs’ün iç savaşta Caesar’ın karşısına geçme kararında sessiz ama belirleyici bir rol oynamıştı.

MÖ 48’deki Pharsalus Muharebesi’nde Caesar, Pompeius’u kesin bir yenilgiye uğrattığında Brütüs için yolun sonu gelmiş gibiydi. Oysa Plutarkhos’un Brütüs biyografisine göre Caesar, askerlerine, “Brütüs’ü savaşta öldürmemelerini, onu bağışlamalarını ve eğer gönüllü olarak teslim olursa esir almalarını, eğer yakalanmaya karşı direnmeye devam ederse onu yalnız bırakmalarını ve ona zarar vermeyin,” diye kesin bir emir vermişti. Brütüs savaştan sağ kurtulmayı başardı ve Caesar’a bir mektup yazarak af diledi. Caesar onu tereddütsüz bağışlamakla kalmadı, sonraki dört yıl boyunca onu en yakın çevrelerine dahil etti ve bugünkü kuzey İtalya topraklarına karşılık gelen Cisalpina Galya valiliği gibi kritik bir göreve atadı.
Valiliği hem eyalet halkı hem de yeni diktatör tarafından tatmin edici bulundu. Suikastın gerçekleştiği MÖ 44 yılına gelindiğinde Brütüs, Cumhuriyet’teki en yüksek makam olan konsüllüğe giden sondan bir önceki adım olan praetor rütbesine zaten ulaşmıştı. Brütüs, normalde yıllar süren magistralık kademelerini tek tek aşmak yerine, bizzat koruyucusu ve sonunda katili olacağı Caesar’ın kararlı desteğiyle bu prestijli konuma gelmişti.
Komplonun içindeki adam
Kendi koruyucusuna karşı kurulan komplodaki rolüne bakıldığında, Brütüs’ün bu entrikaya o yıl kendisi gibi praetor olan kayınbiraderi Gaius Cassius Longinus tarafından dahil edildiği anlaşılıyor. Plutarkhos komplonun kökenlerini özetlerken, “Brütüs diktatörlüğe karşıydı, ancak Cassius bizzat diktatörün şahsından nefret ediyordu” diye yazmıştı.
Klasik dönem yazarları; Brütüs, Cassius ve bazen de grubun üçüncü lideri olan Caesar’ın eski dostu ve generali Decimus Junius Brütüs Albinus hakkında ikiye bölünür. Kimi yazarlar onları, anayasaya aykırı güç tekelleşmesine son vermek ve Cumhuriyet’i yeniden kurmak için harekete geçen tiran katilleri olarak sunarken, kimileri onları hain ve katil olarak tanımlar. Komplonun asıl mimarının Brütüs mü yoksa Cassius mu olduğu konusunda da kaynaklar arasında görüş birliği bulunmuyor.
Brütüs, o dönem Roma elitleri arasında dalga dalga yayılan ayaklanma fikrinden de derinden etkilenmiş olabilir. Hatta bazı kaynaklar, Brütüs’ün adalet dağıttığı praetorluk kürsüsüne bırakılan mesajlardan etkilendiğini aktarıyor. Söz konusu mesajlardan birinde yer alan “Brütüs, uyuyor musun?” ifadesi, onu, dört buçuk asır önce Roma’daki krallık yönetimine son veren atası Lucius Junius Brütüs gibi davranmaya açıkça davet ediyordu.
Kaderin getirdiği bir sorumluluk duygusu ve devlete karşı yerine getirilmesi gereken bir aile yükümlülüğü, onu suikasta teşvik eden etkenler arasında sayılabilir. Muhafazakar senatörlük inançları göz önüne alındığında, bir yanda siyasi fırsatçılık ile koruyucusuna duyduğu sadakat, öte yanda özgürlüğün savunması ile Cumhuriyet’e bağlılık arasında derin bir iç çatışma yaşamış olmalıydı.
Saldırı Roma’yı paniğe sürüklüyor
MÖ 44 yılının 15 Mart’ında, yani meşhur İdus Martius gününde, Caesar’a yağdırılan bıçak darbelerinin kargaşasında Brütüs de yaralandı. Komploculardan birinin hançeri yanlışlıkla elini kesmişti. Bu, kötüye işaret eden bir alametin habercisi oldu. Komplo diktatörü öldürmeyi başarmıştı; ancak asıl amacına, yani Roma Cumhuriyet sistemini yeniden kurmaya ulaşamadı. Suikastin hemen ardından her şey tersine dönmeye başladı. Senatörler, tiran katillerini alkışlamak bir yana, panik ve kargaşa içinde Senato’dan dışarı fırladı. Brutus onlar için hazırladığı ateşli konuşmayı yapma fırsatı bile bulamadı.
O yıl Caesar ile birlikte konsüllük görevini yürüten yardımcısı Marcus Antonius da kaçtı. Plutarkhos’un aktardığına göre “pleb kıyafetleri giyinerek firar etti.” Komplocular başından beri Antonius’un da ortadan kaldırılması gerektiğini savunmuştu; ancak Brütüs, Caesar’ın ölümünün ardından Antonius’un eski siyasi düzenin yeniden kurulmasına destek vereceğini düşünüyor ve bu nedenle onu öldürmeyi gereksiz görüyordu. Bu, onun yapacağı en büyük siyasi hatalardan biri olacaktı.
Büyük bir hata
Elleri kana bulanan komplocular, Caesar’ın ölümüyle sarsılan ve paniğe kapılan Roma sokaklarına döküldüler. Caesar hem düzenin güvencesiydi hem de pleblerin koruyucusuydu; onun yokluğu yarattığı istikrarsızlıkla birlikte pek çok kişinin zihninde yakın zamanda yaşanmış iç savaş anılarını canlandırmıştı. Beklediklerinin aksine, suikastçılar sokaklarda alkışlarla karşılanmadı.
Kargaşa sürerken komplocular, Forum’un hâkim noktasında yükselen kutsal Capitoline Tepesi’nde toplandı ve Brütüs ile Cassius’un önceden kiralamış olduğu bir gladyatör birliğiyle saflarını güçlendirdi. Hem Caesar taraftarları hem de komplocular için tam bir belirsizlik ve endişe dönemi başlamıştı.

Brütüs’ün dostu ve müttefiki olan ancak komplonun dışında bırakılan ünlü hatip ve siyasetçi Cicero, komplocular tarafından Cumhuriyeti savunması için derhal göreve çağrıldı. Cicero’nun bu tür krizlerde deneyimi vardı; yirmi yıl önce Catilina’nın darbe girişimini sert bir müdahaleyle bastırmıştı. Cicero, Brutus’a praetor sıfatıyla yetkisi dahilinde olan Senato’yu toplantıya çağırmasını önerdi. Ona göre Brutus, Senato’nun Caesar’ı “tiran” ilan etmesini sağlamalı ve Antonius’un tutumuna göre onu bağışlayıp bağışlamamaya hemen karar vermeliydi. Ancak Brutus, Cicero’nun bu stratejik tavsiyelerine uymadı; Cicero da Brütüs’ün Antonius ile arabuluculuk yapma talebini geri çevirdi.
Şehirde düzeni yeniden sağlayanlar ise Caesar yanlısı General Marcus Aemilius Lepidus komutasındaki birlikler oldu. Ertesi gün Lepidus, Forum’u kontrol altına aldı. Böylece komplocular, kendilerini dinlemeye gelen tedirgin halkla birlikte Capitoline Tepesi’nde fiilen göz hapsinde kalmışlardı.
Af yoluyla uzlaşma
Suikastın yarattığı kaosun ardından Brütüs, Forum’da toplanan yurttaşlara hitap ederek komplocuların diktatörü ortadan kaldırma gerekçelerini açıklama fırsatı buldu. Konuşmasında, Caesar’ın askerlerine vaat ettiği ödülleri bizzat ödeme sözü vererek stratejik bir hamle yaptı. Bu vaadin tek bir amacı vardı: Sokaklarda öfkelerini açıkça dile getiren lejyonerleri ve Caesar’ın kıdemli askerlerini yatıştırmak. Başlangıçta gergin ama sakin bir seyirde ilerleyen halk meclisi, Cinna’nın diktatörü alenen kınayan ağır ifadeleriyle bir anda barut fıçısına döndü. Patlak veren ayaklanmalar, komplocuları bir kez daha Capitoline Tepesi’ne çekilmeye zorladı.
Bu sırada konsül Antonius insiyatifi ele alarak kendi planını uygulamaya koydu. Caesar’ın vasiyetini ve dul eşi Calpurnia’dan belirli bir miktarda parayı teslim almıştı. 16 Mart öğleden sonra Antonius, Lepidus ve Caesar’ın sadık adamlarıyla kendi evinde bir araya geldi. Toplantıda çevresindekiler muhtemelen komplocuların derhal infaz edilmesini talep ediyordu; ancak Antonius, zaman kazanmak adına arabuluculuk ve uzlaşma yolunu seçti. Senato’yu ertesi gün için acil toplantıya çağırdı.
Senato, Tellus Tapınağı’nda toplandı. Alan, Lepidus’un birlikleri ve Caesar’ın gazileri tarafından çevrili olduğundan, Brütüs ve Cassius toplantıya katılmamayı tercih etti. Senatörler Caesar’ı tiran ilan edecek bir karara doğru yönelirken Antonius araya girip kritik bir noktanın altını çizdi: Caesar’ı tiran olarak mahkum etmek, onun iktidardaki tüm siyasi kararlarını ve yaptığı atamaları da geçersiz kılmak anlamına gelirdi. Oysa Brütüs bu kararlardan birini, Caesar’ın orduya vaat ettiği ödülleri ödemeyi çoktan kabul etmişti. Senatörler böylece varlıklarını ve mevkilerini ne ölçüde diktatörün lütfuna borçlu oldukları gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kaldılar.
Sonunda Cicero’nun da desteğiyle Antonius’un önerisi benimsendi: Af ve uzlaşma. Başka bir deyişle, komplocular yargılanmayacak, diktatörün kararları ise yürürlükte kalacaktı. Bu formül senatörleri, askerleri, gazileri ve hatta suikastçıları aynı anda sakinleştirmişti. Halktaki yaygın hoşnutsuzluğu önlemek adına uzlaşmanın parçası olarak iki karar daha alındı: Caesar’ın vasiyetinin halka açık bir şekilde okunması ve diktatör için resmî bir cenaze töreni düzenlenmesi. Plutarkhos’a göre Cassius bu önerilere karşı çıkmış; ancak Brütüs kabul etmişti.
Ne var ki bu, Brütüs’ün yaptığı büyük hatalardan bir diğeriydi. Caesar vasiyetinde her vatandaşa önemli bir bağış bırakmış, şahsi bahçelerini de halka açık bir park olarak tahsis etmişti. Bu düzenlemelere dair haberler Caesar’a duyulan özlemi tazelerken suikaste karşı halk öfkesini de yeniden alevlendirdi; Caesar’ın kendi katillerinden bazılarını mirasçı olarak atadığının ortaya çıkması ise bu öfkeyi büsbütün körükledi.

Birkaç gün sonra düzenlenen cenaze töreni, Antonius tarafından adeta dramatik bir sahneye dönüştürüldü. Antonius, son derece duygusal ve güçlü bir cenaze söylevi sundu; bu söylev yüzyıllar sonra Shakespeare’in “Dostlarım, Romalılar, yurttaşlarım, kulak verin bana,” dizesiyle Julius Caesar oyununda ölümsüzleştirilecekti. Antik kaynaklara göre Antonius, bizzat komplocuların Caesar’ı övmek için geçmişte sarf ettikleri sözlerden alıntılar yaptı. Ardından yıkanmamış cesedi gözler önüne serdi, kurumuş kanla örtülmüş yaraları gösterdi ve bıçak darbelerinden paramparça olmuş tuniği kalabalığın önünde sancak gibi dalgalandırdı. Bunlarla da yetinmeyip Caesar’ın yirmi üç bıçak yarasının tek tek görülebildiği, yavaşça dönen bir balmumu mankeni bile sergiledi.
Antonius’un öngördüğü gibi halk arasında büyük bir öfke patlaması yaşandı. Roma sokaklarında suikastçıların ölümü için sesler yükseldi. Halk, ölen lideri için kentin göbeğinde kendi adaklarıyla devasa bir cenaze ateşi (pyra) kurdu. Galeyana gelen kalabalık, Cinna adlı bir şairi bile linç etti; zira onu Forum’da Caesar’ı alenen reddeden aynı adlı praetorla karıştırmışlardı.
Sürgün, savaş ve ölüm
Güvenlik endişeleri doruğa çıkan Brutus ve beraberindeki komplocular, Roma’yı terk etmek zorunda kaldılar. Brutus İtalya’da beş ay daha kalmasına karşın, praetor sıfatıyla bizzat finanse etmekle yükümlü olduğu görkemli Apollinaris Oyunları için bile şehre uğramadı. Şehirde olmasa da cömertliğinden ödün vermedi; oyunlar için satın aldığı vahşi hayvanları elden çıkarmadı ve anlaştığı oyuncuların kadrosunda hiçbir kısıntıya gitmedi.
Bu belirsiz süreçte Brutus, günümüze kadar ulaşan ve dönemin siyasi iklimini tüm çıplaklığıyla yansıtan Epistulae ad Brutum (Brutus’a Mektuplar) derlemesinden de anlaşılacağı üzere Cicero ile yoğun bir yazışma trafiği içindeydi. Her iki isim de Roma’nın giderek kararan gidişatı üzerine derin bir kaygı paylaşıyordu. Nihayetinde 17 Ağustos’ta Napoli’nin güneyindeki Velia’da bir araya geldiler; bu, iki dostun son görüşmesi olacaktı. Buluşmanın ardından Cicero, oğlunun yaşadığı Atina’ya gitmek üzere yola çıksa da elverişsiz hava koşulları onu İtalya kıyılarına geri dönmeye zorladı.
O günlerde Roma, Caesar’ın evlatlığı ve atadığı varisi olan büyük yeğeni Gaius Julius Caesar Octavianus’un siyaset sahnesine girişine tanıklık ediyordu; bu genç adam ilerleyen yıllarda önce Octavianus, ardından İmparator Augustus adıyla tarihe geçecekti. Roma’nın bundan sonraki kaderi büyük ölçüde Octavianus ile Antonius arasındaki siyasi ve askeri dengeye bağlıydı. Suikastçılar sürgüne yollandı; praetorluğu sona eren Brütüs’e ise ordusu olmayan ücra bir eyalet olan Girit valiliği biçildi. Bu atama, yalnızca bir görev değil; açık bir aşağılama ve gözden düşürme mesajıydı.
Ancak Brütüs, kendisine layık görülen bu küçük eyalete gitmek yerine, resmiyette felsefe eğitimi alma bahanesiyle Atina’ya yöneldi. Atinalılar eylemlerini övgüyle karşılayınca Brütüs bu zemini değerlendirerek bir ordu kurmaya girişti. Makedonya valisi, görev süresi dolan eyaletini Brütüs’e devretti. Suriye ve Asya’dan Roma’ya dönmekte olan quaestorlar (alt rütbeli magistratlar) ona mali kaynak aktardı; İllyricum’un (bugünkü Balkan coğrafyasının) lejyonları da saflarına katıldı. Cassius da eş zamanlı olarak kendi kuvvetlerini bir araya getiriyordu.

Roma’da ise tablo farklıydı: Octavianus, Lepidus ve Antonius, MÖ 43 yılının Kasım ayında iktidarı eşit olmayan bir biçimde de olsa aralarında paylaşarak “İkinci Triumvirlik” dönemini başlattılar. Bu ittifakla birlikte Caesar suikastının tüm umutları boşa çıkmış oldu; Roma, Cumhuriyetçi anayasal düzene kavuşamamış, iktidar fiilen Senato’nun elinden çıkmıştı. Cicero da idam listesine alınan iki yüz kişi arasındaydı; Roma’ya özgü kapalı bir arabayla kaçmaya çalışırken yakalandı ve başı ile elleri kesildi.
Tüm bunlar yaşanırken Brutus, aynı yılın ortasında Makedonya’da (günümüz Yunanistan’ının kuzeyinde) ve Trakya’da (güney Bulgaristan, Avrupa Türkiye’si ve kuzeydoğu Yunanistan’ın bazı bölgelerinde) askeri harekâta girişti. Ardından Asya’ya geçerek Cassius’a katıldı. MÖ 42 yılının başlarında Makedonya’dan Suriye’ye uzanan Roma’nın doğu toprakları Brutus ve Cassius’un kontrolündeydi; triumvirler ise İtalya’dan Atlantik kıyılarına uzanan batı cephesini elinde tutuyordu.
Büyük hesaplaşma Makedonia’daki Philippi şehri yakınlarında yaşandı. Brütüs ve Cassius, Antonius ve Octavianus ile karşı karşıya geldi; her iki cephede de yaklaşık yüz bin kişilik kuvvetler savaş düzeni almıştı. İlk çarpışma muhtemelen MÖ 42 yılının Ekim ayı başında gerçekleşti. Cumhuriyetçi ordunun sağ kanadını yöneten Brütüs, Octavianus’un birliklerini mağlup etmeyi başardı. Ancak sol kanatta Cassius, Antonius karşısında yenilgiye uğradı. Brütüs’ün zaferinden habersiz olan ve her şeyin kaybedildiğini düşünen Cassius, umutsuzluk içinde kendi hayatına son verdi.
Brütüs, kalan kuvvetlerin komutasını üstlendi. İkinci ve son çatışma yine Philippi’de, Kasım ortasında patlak verdi; bu muharebe, Roma Cumhuriyeti ordusunun son savaşıydı. Mağlup olan Brütüs, trajik bir kaderin pençesinde, kendisinden dört yıl önce Thapsus’ta Caesar’ın zaferi sonrası intihar eden kayınpederi Genç Cato ile aynı yolu seçti: Kendi kılıcıyla yaşamına son verdi. Cumhuriyet artık tarihe karışmıştı.
National Geographic. 12 Mart 2026.
Et tu, Brute? The real story of Brutus’ betrayal of Caesar | National Geographic
You must be logged in to post a comment Login