Arkeolojide “kültür” kavramı, ırkçı mirasla yüklenen sorunlarına rağmen, geçmiş toplulukları anlamlandırmada hâlâ vazgeçilmez bir araç mı?

“Kültür” terimi arkeolojik araştırmalarda kötü bir üne sahip ve bunun geçerli nedenleri var. 20. yüzyılın başlarında Alman arkeolog Gustaf Kossinna, arkeolojik kültürlerin ırksal ve etnik olarak birbirinden farklı halklarla eşdeğer tutulması gerektiğini savunmuştu. Nihayetinde bu temele dayanarak, diğer tüm etnik gruplardan üstün gördüğü Germen halklarının tarihini izini sürmeye çalıştı. Bu yaklaşım da Nazi propagandasının, ırkçı ideolojisi ve imha savaşları için sözde-bilimsel bir gerekçe olarak kullanmaktan memnuniyet duyduğu bir şeye dönüştü.
Arkeolog Johanna Brinkmann, “İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ‘kültür’ terimi bu nedenle arkeolojide büyük bir tedirginlikle karşılanıyor. Buna rağmen, Neolitik Huni Biçimli Çömlek Kültürü gibi terimlerde görülebileceği üzere hala çok güçlü biçimde varlığını sürdürüyor” diye açıklıyor.
Brinkmann, felsefeci Vesa Arponen ile birlikte Kiel Üniversitesi’ndeki ROOTS Mükemmeliyet Kümesi kapsamında bu çelişkiyi inceledi.
İkili, arkeolojide kültür kavramının tek değil, üç sütuna dayandığı sonucuna varıyor. Arponen, “Bunlardan biri Kossinna’nın fikirlerinden oluşuyor. Biz buna etnosentrik, romantik ve milliyetçi sütun diyoruz. Bilimsel olarak savunulamaz; bu nedenle de ileri araştırmalar için uygun değil” diyor.
Buna karşılık, bir başka sütun kültürel-evrimci fikirlerden oluşuyor. Brinkmann, “Burada kültür; el zanaatlarından düşünce ve fikirlere kadar uzanan kültürel yetilerin kuşaktan kuşağa aktarıldığı, süreğen bir süreç olarak görülür” diye açıklıyor.
Brinkmann ve Arponen’in “kültürcülük (culturalism)” adını verdiği üçüncü sütun ise, genellikle kültürel-evrimci varsayımlara kuşkuyla yaklaşıyor. Arponen’in açıklamasıyla, “kültürcülük bunları indirgemeci ve çevresel determinizme dayalı görme eğiliminde.”
Kültürcülük açısından kültür, evrensel örüntülere indirgenemeyecek benzersiz biçimlerden oluşur. Aynı zamanda kültürcülük, kültürü belirli topluluklardaki insanlara özgü olan ve kuşaktan kuşağa aktarılabilen insan fikirleri ve pratiklerinden oluşan bir şey olarak görme eğilimi de taşır.
Bu birbirinden oldukça farklı yaklaşımlardan oluşan sütunların ötesinde, yazarlar “kültür” ile tipik olarak ilişkilendirilen beş temel noktayı belirliyor.
“İnsanların yerleşimler, binalar ve diğer kalıcı yapılar gibi belirli yerlerde yaşadığını hayal ederiz. Aynı zamanda onları yalnızca bireyler olarak değil; örneğin antropolojik, sosyolojik ya da arkeolojik biçimde farklı şekillerde özetlenebilecek grupların üyeleri olarak görürüz. Bu gruplar, fikirlerini ve adetlerini hem bir sonraki kuşağa hem de diğer topluluklara aktarır.”
“Aktarılan şeyler yalnızca nesneler ve maddi şeyler değildir; insanlar için önemli olan inançlar, değerler ve anlamlar da buna dahildir. Bu beş unsur (konum, grup, aktarım, maddi kültür ve fikirler) bazen çok farklı yorumlarla da olsa, kültür kavramının üç sütununun tümünde yer alır.”
Brinkmann, “Bunlar kültürü anlamamızın çekirdeğini oluşturuyor. Bu da, sütunlarından biri kopmuş olsa bile, kültür kavramının geçmişi araştırmada neden hâlâ bu kadar güçlü olduğunu açıklıyor” diyor.
Kültür kavramının insan topluluklarını araştırmak açısından ne ölçüde sorunlu olduğu ve nasıl ele alınması gerektiği sorusu, uzak geçmiş ile bugünü de birbirine bağlıyor. Çünkü kültür kavramı bugün yalnızca toplumsal konumlanışımız için önemli değil, aynı zamanda kutuplaşma tartışmalarında da merkezi bir yer tutuyor.
Arponen, “Bugün çağdaş toplumsal konumları, kimlik gruplarını ve benzerlerini tanımlamak için ‘kültür savaşı’ ya da ‘iptal kültürü’ gibi terimleri düzenli olarak kullanıyoruz” diyor.
Dolayısıyla, ROOTS Mükemmeliyet Kümesi içindeki Reflective Turn Forum kapsamında yürütülen bu çalışma, çağdaş topluma ilişkin tartışmalar için de bir zemin sunuyor.
Makale: Johanna Brinkmann et al. (2025). Tackling an old dilemma anew: a reflective modular approach for analysing the concept of archaelogical cultures in European Prehistoric Archaeology, Germania : Anzeiger der Römisch-Germanischen Kommission des Deutschen Archäologischen Instituts.
You must be logged in to post a comment Login