Hâlâ Keşfedilmeyi Bekleyen 6 Kayıp Şehir

Bilim insanları, bazı önemli antik şehirlerin varlığını metinlerden bilseler de bu şehirlerin yerlerini henüz tespit edebilmiş değiller.

Irak çöllerinde uçuş yapan bir Chinook helikopteri. Orta Doğu topraklarında konumu henüz tespit edilememiş birçok antik şehir yer alıyor. C: Getty

Arkeologlar, kayıp medeniyetlerin izlerini sürmek için ileri teknolojiler kullansalar da, toprak altındaki her gizem henüz gün yüzüne çıkmış değil. Antik metinlerde adı geçen büyük krallıkların ve imparatorlukların başkentleri de dahil olmak üzere, bilim dünyası tarafından hâlâ keşfedilmeyi bekleyen önemli antik şehirler bulunuyor.

Bu şehirlerin varlığını antik yazılı kaynaklardan bilsek de, kesin konumları zaman içinde kaybolmuş durumda. Trajik olan ise, bazen yağmacıların arkeologlardan daha hızlı davranması. Birkaç vakada kaçakçılar bu şehirleri bulup binlerce eseri piyasaya sürmüş olsa da, tahmin edileceği üzere yerlerini ifşa etmemek için sessiz kalıyorlar. Yerleri hâlâ tespit edilemeyen bu şehirlerin birkaçına mercek tutalım.

1- Irisagrig

Bazıları Irisagrig şehrine ait olan antik yazıtlar, Irak’a iade edildikleri resmi törende sergileniyor. C: Getty

2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgalinden kısa bir süre sonra, antik eser piyasasında aniden binlerce tablet belirmeye başladı. Hepsinin ortak noktası, daha önce duyulmamış bir şehre, Irisagrig’e ait olmalarıydı. Bilim insanları bu tabletleri incelediklerinde, Irisagrig’in Irak topraklarında bulunduğunu ve yaklaşık 4.000 yıl önce görkemli bir dönem yaşadığını anlayabildiler.

Tabletlerdeki yazıtlar, şehre dair büyüleyici ve alışılmadık detaylar sunuyor. Irisagrig yöneticilerinin, çok sayıda köpeğin barındığı devasa saraylarda yaşadığı anlaşılıyor. Daha da ilginci, sığırlarla beslenen evcil aslanlar da tutuluyordu. Bu aslanların bakımıyla ilgilenen ve “aslan çobanları” olarak adlandırılan görevliler mevcuttu. Emeklerinin karşılığında bu görevlilere bira ve ekmek tayınları ödeniyordu.

Yazıtlar ayrıca, kurnazlık ve bilgelik tanrısı Enki’ye adanmış görkemli bir tapınaktan bahsediyor ve burada düzenlenen büyük festivalleri tasvir ediyor.

Uzmanlar, yağmacıların Irisagrig’i 2003 yılındaki işgal kaosu sırasında keşfedip talan ettiğinden emin. Ne yazık ki arkeologlar şehrin yerini henüz tespit edemezken, bu antik mirası sömüren soyguncular da sessizliklerini korumaya devam ediyor.

2- Itjtawy

I. Amenemhat’ın Lisht’teki piramidinin kalıntıları. İnşa ettirdiği başkent henüz bulunamamış olsa da uzmanlar, şehrin Lisht yakınlarında bir yerde olduğunu düşünüyor. C: Getty

MÖ yaklaşık 1981-1952 yılları arasında hüküm süren Mısır Firavunu I. Amenemhat, krallığı için yeni bir yönetim merkezi inşa edilmesini emretti. Itjtawy olarak bilinen bu başkentin adı, “İki Ülkenin Hâkimi” ya da daha spesifik bir ifadeyle “Amenemhat, İki Ülkenin Hâkimidir” anlamına geliyordu. Ancak bu iddialı isim, görkemli olduğu kadar sancılı bir döneme de işaret ediyordu; nitekim Amenemhat saltanatı boyunca büyük iç kargaşalarla mücadele etmiş ve nihayetinde bir suikast sonucu hayatını kaybetmişti.

Amenemhat’ın trajik sonuna rağmen Itjtawy, Mısır’ın siyasi bütünlüğünün parçalandığı ve kuzeyin Hiksoslar tarafından işgal edildiği MÖ 1640 civarına kadar başkent statüsünü korudu. Bugün arkeologlar, gizemini koruyan bu şehrin Mısır’ın merkezindeki Lisht bölgesi yakınlarında bir yerde gömülü olduğunu düşünüyorlar. Bu teorinin en güçlü dayanağı ise I. Amenemhat’ın piramidi de dahil olmak üzere dönemin pek çok seçkin mezarının Lisht’te yer alması.

3- Akad

Akad İmparatorluğu’nun ilk hükümdarlarından Akadlı Sargon’u temsil eden büst. C: Getty

Akad (veya Agade), MÖ 2.350 ile 2.150 yılları arasında Mezopotamya’da fırtınalar estiren Akad İmparatorluğu’nun başkentiydi. İmparatorluk, gücünün zirvesindeyken Basra Körfezi’nden Anadolu’ya kadar uzanan devasa bir coğrafyayı kontrol ediyordu. Bu büyük fetihlerin mimarı, MÖ 2.300 dolaylarında hüküm süren ve tarihin ilk imparatoru kabul edilen Akadlı Sargon’du. Şehrin silüetine damga vuran en kutsal yapı ise savaş, güzellik ve bereket tanrıçası İştar’a adanmış olan görkemli Eulmaş Tapınağı’ydı.

Akad şehri binlerce yıldır bulunamamış olsa da arkeolojik veriler, şehrin bugünkü Irak sınırları içinde bir yerlerde yükseldiğine işaret ediyor. Antik kayıtlar, imparatorluğun MÖ 2.150 dolaylarındaki çöküşüyle birlikte bu efsanevi başkentin ya yerle bir edildiğini ya da terk edildiğini gösteriyor.

4- Al-Yahudu

Babil İmparatorluğu’ndaki Yahudi sürgünlerini tasvir eden 1830 tarihli bir tablo. C: Alamy

“Yahuda Kasabası” ya da “Yahuda Şehri” anlamına gelen Al-Yahudu, Babil Kralı II. Nebukadnezar’ın MÖ 587’de Yahuda Krallığı’nı ele geçirmesinin ardından sürgüne gönderilenlerin yerleştirildiği bir Babil yerleşkesiydi. Nebukadnezar, ele geçirdiği topraklarda otoritesini pekiştirmek için halkın bir kısmını zorla yerinden etme politikasını bu yerleşimde de uygulamıştı.

Bu yerleşime dair bilgilerimiz, günümüze ulaşan yaklaşık 200 tablete dayanıyor. Bu tabletler, sürgün edilmiş insanların inançlarını koruduğunu ve isimlerinde hâlâ tanrının adı olan “Yahve”yi yaşattıklarını kanıtlıyor. Al-Yahudu’nun kesin konumu henüz tespit edilememiş olsa da, diğer pek çok kayıp şehir gibi Irak’ın güneyinde olduğu tahmin ediliyor. Ne yazık ki bu tabletlerin hiçbir arkeolojik kazı kaydı olmaksızın antik eser piyasasında aniden ortaya çıkması, yağmacıların bu antik yerleşimi çoktan keşfedip talan ettiğine dair karanlık bir işaret sunuyor.

5- Waššukanni

Mitanni İmparatorluğu’na ait bir silindir mühür. Eser günümüzde Metropolitan Sanat Müzesi’nde sergileniyor. C: Metropolitan Museum of Art

Waššukanni, yaklaşık MÖ 1.550 ile 1.300 yılları arasında varlığını sürdüren ve bugünkü kuzeydoğu Suriye, güney Anadolu ve kuzey Irak topraklarının bazı kısımlarını kapsayan Mitanni İmparatorluğu’nun başkentiydi. Şehir, kuzeyde Hititlerin, güneyde ise Asurların yükselen güçleriyle yoğun bir rekabet içindeydi. Stratejik konumu ve zenginliği nedeniyle sürekli hedef alınan şehir, zamanla bu iki bölgesel güç tarafından ele geçirildi.

Waššukanni’nin kesin konumu arkeoloji dünyası için hâlâ bir sır olsa da bilim insanları, kalıntıların kuzeydoğu Suriye’de bir yerlerde saklı olduğunu tahmin ediyor. Başkentte ve aslında imparatorluğun büyük bir bölümünde yaşayan halk, Hurriler olarak biliniyordu. Hurriler, bugün ancak antik metinlerden bilinen, kendilerine özgü dilleri olan topluluklardan biriydi.

6- Thinis

Menes olarak da bilinen Kral Narmer’i bir düşmanı alt ederken gösteren Narmer Paleti. Eser, Mısır’ın birleşmeye başladığı yaklaşık 5.000 yıl öncesine tarihleniyor. C: Wikimedia Commons

Antik Mısır tarihinin en eski ve en önemli merkezlerinden biri olan ve Thenu olarak da bilinen Thinis, güney Mısır’da antik uygarlığın erken dönemlerinde gelişen bir şehirdi. Antik yazar Manetho’ya göre Thinis, yaklaşık 5.000 yıl önce Mısır birleşmeye başladığında, Mısır’ın ilk krallarından bazılarının hüküm sürdüğü yerdi.

Mısır Turizm ve Tarihi Eserler Bakanlığı müfettişi Ali Seddik Othman’ın araştırmalarına göre, Mısır’ın idari merkezi birleşmeden kısa bir süre sonra Memphis’e taşınsa da Thinis önemini yitirmedi. Şehir, MÖ 2.649 – 2.150 civarında Eski Krallık döneminde, bir nom (antik Mısır eyaleti) başkenti olarak varlığını sürdürdü.

Thinis’in tam olarak nerede olduğu hiçbir zaman tespit edilemedi; ancak şehrin güney Mısır’daki Abidos yakınlarında olduğu düşünülüyor. Bu tahminin en güçlü kanıtı, yaklaşık 5.000 yıl önce kraliyet ailesi de dahil olmak üzere toplumun üst düzey üyelerinin çoğunun Abidos yakınlarındaki mezarlara gömülmüş olması.


Live Science. 28 Aralık 2025.

You must be logged in to post a comment Login