Geleceğin Tarihçileri Günümüzü Nasıl Okuyacak?

Sosyal medya gönderileri, algoritmalar, komplo teorileri… Bütün bunlar gelecek nesillerin günümüze bakışını şekillendirebilir.

John Randolph, 19. yüzyıl Rusya’sında yaşamış Bakunin ailesinin yaşamları hakkında ilk kitabını yazdığında, elinin altında konuyla ilgili sayısız materyal vardı.

“Yüzlerce, belki de binlerce mektup okudum” diye söylüyor Randolph. “Hepsi de bir aile arşivinde titizlikle korunmuştu.”

Bakuninler bu mektuplarda, hayatlarını ve ilişkilerini detayıyla anlatıp gelecekteki tarihçilere, yani dolaylı olarak Illinois Urbana-Champaign Üniversitesi’ndeki Rus, Doğu Avrupa ve Avrasya Merkezi’nin müdürü Randolph’a, hayatlarının büyüleyici ayrıntılarını miras bırakmışlardı.

Ama ya Bakuninler mektup ve yazılı materyal yerine arkalarında sosyal medya gönderileri ile fotoğraf arşivleri bırakmış olsalardı?

(İnsanların Nesli Tükenecek mi?)

Tarihi kayıtların biçimi ile içeriği, geçmişi okumaya çalışan kişinin bakış açısını kaçınılmaz olarak şekillendirir. Bu gerçek bizi çağımızla ilgili ilginç bir soru ile karşı karşıya bırakıyor: Dijital medya, geleceğin tarihçileri tarafından incelenecek kadar uzun dayanırsa (ki bunun da bir garantisi yok), onların hakkımızdaki yargılarını nasıl etkileyecek?

Mesajlar, e-postalar, sosyal medya gönderileri; bunların hepsi gelişen olayları ve paylaşılan görüşleri takip etmemizi sağlar. Sayısız fotoğraf ve video kaydı sayesinde, geleceğin tarihçileri, muhtemelen, zamanımızın nasıl olduğuna dair zengin bir bilgi dağarına sahip olacaklar. Geride bırakacağımız görsel materyal sayesinde 1990’lardaki birinin beden dilini, ses tonlamalarını anlayabilecekler. Oysa biz, söz gelimi, 1390’larda yaşayan kişiler hakkında böyle bilgilere erişemeyiz.

Randolph, “Şu anda harika şeyler gerçekleşiyor: geçmişe dair daha fazla, daha eksiksiz materyal elimize geçiyor, böylece geçmişin imgesi giderek aydınlanıyor, renkleniyor.” diyor.

Filmler ve TV şovlarının yanı sıra fotoğraflar, videolar ve sosyal medya gönderileri, insanların günlük hayatlarını nasıl yaşadıklarını ayrıntılarıyla kaydediyor. Karşılaştıkları baskıları belgeliyor. Nasıl seyahat edip, yemek yediklerini; hatta nasıl sosyalleştiklerini gelecek nesillere aktarıyor. İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde günlük hayat bu kadar ayrıntılı belgelenmemişti.

Yediğimiz yemekleri, yaptığımız sporları, ulaşım yöntemlerimizi, boş zamanımızı nasıl değerlendirdiğimizi ya da yaşam tarzımızın başka herhangi bir yönünü inceleyen geleceğin tarihçileri derya gibi veriye sahip olacaklar.

Peki ya düşünce dünyamız için aynı şeyi söyleyebilir miyiz? Bir yandan, birçoğumuz düşüncelerini, duygularını tweet’ler atarak ya da diğer sosyal medya uygulamalarında paylaşımlar yaparak dünyanın geri kalanıyla paylaşıyor. Diğer yandan, yüzlerce yıl önce insanların mektuplara dökmeye” çalıştığı uzun, ayrıntılı anlatılar giderek nadirleşiyor.

Halbuki, eskinin üretken mektup yazarları sadece yaşadıkları dönemin olaylarını belgelemekle kalmıyorlardı; çiçek aşısını yurt dışında görüp İngiltere’ye getiren Mary Montagu, ya da her türlü toplumsal değişimi mektuplarında ölümsüzleştiren Horace Walpole gibi kişiler aynı zamanda gelişen olayları detaylarıyla anlatıp kendi tepkilerini de dile getiriyorlardı. 

Bloglar, kurgu dışı kitaplar, hatta bazı gazetecilik türleri bugün az çok mektupların yerini almış olsalar da bu metin türleri tanımları gereği daha az kişisel olup daha az şahsi bilgi aktarırlar.

Narsist Çağ

Peki geleceğin tarihçileri günümüzü nasıl değerlendirecek? Almanya, GESIS Leibniz Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde sosyal analitik ve servisler ekibinin başkanı olan bilgi bilimci Katrin Weller’in bu soruya bir cevabı var. Weller’e göre günümüz sosyal medyasının doğası göz önüne alındığında, geleceğin tarihçileri çağımızı narsist bir dönem olarak değerlendirecek. Sosyal sermaye insan toplumunda her zaman önemli olagelmiştir, kibir ise kesinlikle yeni bir şey değil. Bununla birlikte, Weller’e göre, çekilen sayısız özçekim, sürekli atılan sosyal medya gönderileriyle yapılan kişisel reklamlar, günümüzde çok sayıda insanın başkalarının kendileri hakkındaki düşüncelerini önemsediğini gösteriyor. İnsanların başkalarının ne düşündüğünü bu kadar önemsemesi geleceğin araştırmacılarını şaşırtabilir.

Weller, “Günümüzün en ünlü Instagram kullanıcılarının ve gönderilerinin sergilendiği galerileri ya da müze sergilerini gezdiğinizi hayal edin.” diyor.

17. yüzyıl portrelerinde genelde aristokratların ve kraliyet ailelerinin tasvirleri yer alır, zira ancak üst tabakadan kişilerin gücü suretlerini ölümsüzleştirebilecek sanatçıları işe almaya yetiyordu; ancak günümüzün görsel medyası odağını yavaş yavaş internet üzerinde en görünür olan ve sesi en yüksek çıkan kişilere doğru çeviriyor. Toplumsal sınıf farkı hala önemini koruyor, fakat artık herkes, sosyal medya aracılığıyla, hayatını kayıt altına alabiliyor.

Geceğin araştırmacılarının elinde dijital kayıtlardan fazlası olacak. Geride bıraktığımız fiziksel artefaktları, eserleri, olduğu gibi bulacaklar. Özellikle bir madde muhtemelen diğer tüm maddelerden daha uzun süre dayanacak, her yerde bulunacak: plastik. Ambalajlar, yalnızca satın aldığımız ürünler hakkında bilgi vermekle kalmıyor: hangi yiyecekleri yediğimizle, hangi bileşenlerin kullandığımızla ve ürünleri nasıl sakladığımızla ilgili her türlü ayrıntıyı gözler önüne seriyor.

Bu, gelecek nesillerin hakkımızda düşünecekleri başka bir gerçeği de yüzümüze vuruyor: Büyük miktarlarda atık üretiyoruz, üstelik bu atıklardan nasıl kurtulacağımızı dahi bilmiyoruz. Şu anda yapabildiğimiz tek şey gelecek nesillerin bu konuda daha iyi çözümlere sahip olacağını ummak.

Yanıltıcı Materyal: Sosyal Medya

21. yüzyılda günlük yaşamın nasıl olduğunu bilmek uzak gelecekte kısmen kolay olacaktır. Ancak Weller, bir tarihçinin, hangi dönem üzerinde çalışıyor olursa olsun, sorduğu en önemli sorulardan birinin, tarihsel olayların nasıl geliştiği ve neden o şekilde geliştiği olduğunu belirtiyor.

Örneğin: Belirli bir siyasi hareket neden popülerleşti ve nasıl yayıldı? Sosyal medya, viral memlerin ve mesajların kaydını tutuyor olabilir, ancak bu veriler tek başına bir fikrin popülaritesini açıklamaya yetmez.

Weller, “Yaşamımızı algoritmaların şekillendirdiği bir çağda yaşıyoruz” diyor. Araştırmacıların bugün dahi anlamaya çalıştığı bir şey bu. Algoritmik sistemlerin işleyişi geriye dönük analiz için korunmadıkça, tarihin akışı üzerindeki etkileri bir gizeme, koca bir kara kutuya dönüşecek.

Facebook’un tüm içeriği korunup tamamen erişilebilir kılınsa dahi, gelecekteki birisi için, böyle bir web sitesinin nasıl kullanıldığını bilmek zor, hatta imkânsız, bir iş olabilir. Alexis Madrigal, sosyal medya web sitelerinin nasıl işlediğinin, yapılan güncellemelerden veya bakımlardan sonra genellikle saklanmadığını belirtiyor. Dahası, bu tarz güncellemeler çok sık yapılabiliyor.

Hepsinden önemlisi, inişli çıkışlı ideolojilerimiz ile siyasi tutkularımız geleceğin tarihçilerini hayrete düşürebilir. Sosyal medyada dolaşan yalan haberleri düşünelim mesela; geleceğin tarihçileri geriye dönüp baktıklarında, 21. yüzyılın başlarında, bazı kimselerin Dünya’nın düz olduğu ya da aşıların “üst aklın oyunu” olduğu gibi komplo teorilerini yaydıklarını görüp bunun sebebini merak edecekler.

Geleceğin tarihçileri, bir Shiba Inu köpeğinin resminden oluşan “doge” mem’inin nasıl o kadar popüler hale geldiğini ve yeni bir para birimi ürettiğini merak edebilir.

Bizler bile bu durumu anlamlandıramıyorken, şu anda yaşayan kimsenin o dönemde hayatta olmayacağını yani gelecek nesillerin günümüzdeki olayları tek başlarına anlamlandırmak zorunda kalacaklarını düşünürsek, geleceğin tarihçilerini zor bir sınavın beklediğini anlayabiliriz. Geleceğin tarihçisi düşünecek: 21. yüzyılın algoritmaları insanları beyinlerini yıkayacak kadar manipüle mi ediyordu? Bazı insanlar medyanın yönlendirici gücünün cazibesine kapılmaya açıktı belki de peki, kadar kolay etkilenmelerine sebep olan neydi? Bugün kendimize sorduğumuz soruların aynısı, gelecek yüzyıllarda da gündemde olabilir.

Endişe verici bir olasılıksa bugünün yalan haberlerinin gelecekte gerçekmiş gibi ele alınmasıdır. Bundan 100 yıl sonra insanların dijital gazete sütunlarını, blogları ve tweetleri görüp günümüzdeki komplolara inandıklarını düşünün, ne de olsa ellerinde incelenmeyi bekleyen uçsuz bucaksız yanlı mesaj depoları olacak.

Randolph, “İnsanlar bu depoya ulaşıp içinden ne isterlerse çıkarabilecekler, bu da sahip olacakları materyalin genişliği nedeniyle, büyük bir sorun yaratacak.” diyor.

Başka bir deyişle; bugünün bilgi kirliliği tarihi “değiştirebilir.”

Randolph, internetin dev bir “bağlamsızlaştırma makinesi” olarak işlev gördüğünü, dolayısıyla dijital medyanın bu olasılığı cidden artırdığını ekliyor. Resimler ya da videolar genelde nerede, ne zaman veya kim tarafından çekildikleri bilgisi olmadan karşımıza çıkıyor. Bu görsellerin düzenlenip düzenlenmediği veya yapay zekâ sistemleri tarafından “deep fake” olarak oluşturulup oluşturulmadığını ise bilemiyoruz.

Bir tarih blogu yazarı olan Clare Miles ise memlerin gelecek nesiller için sahip olacağı bilgi değerinden endişe ediyor. Bugünün memleri, 18. yüzyılın siyasi karikatürünün modern bir biçimi olarak tanımlanabilir: Görsel olarak dikkat çekicidirler, fakat sağlam olmayan gözlemlere dayanıp hızlı ve alaycı mesajlar iletirler. Üstüne üstlük, bazı eski karikatürlerde olduğu gibi, yaratıcının kimliği ve amacı genellikle bilinmemektedir.

Miles, “Gelecekte memleri incelerken, onları ortaya koyan sanatçının varsaydığı gerçeklerin aslında belirli bir olay veya konunun radikal bir yorumundan ibaret olduğunun farkında olmak gerekecek.” diye yazıyor.

Bugün internet üzerinde o kadar çok veri var ki bunların arasından ihtiyaç duyulan veriyi bulmak yüzyıllar sonra göz korkutucu bir işe dönüşecek.

Randolph, “Bence gelecek nesillere bıraktığımız veri arşivi daha çok içinde çok sayıda rastgele eşya bulunan bir istiften ibaret olacak” diyor.

Geleceğin tarihçileri, arşivleri tarayarak ya da düzenleyerek ihtiyaç duydukları bilgileri bulabilmek için muhtemelen veri bilimi yöntemlerine başvurmak zorunda kalacaklar.

Ayrıca, geride bırakılan büyük miktardaki bilginin geçmişi araştırmayı sıkıcı bir işe dönüştürme ihtimali de var. İnsanlar, 2000’li yıllarda hayatın nasıl olduğu hakkında zaten iyi bir fikirleri olduğunu varsayıp bunun yerine, örneğin, 1800’leri saplantı haline getirebilirler.

Ama Weller bu olasılığa fazla ihtimal vermiyor. Gelecek nesiller, Apple’ın kurucu ortağı Steve Jobs’un kariyerini hayretle araştırabilir ya da çağımızın gelişmekte olan ülkelerinde büyüyen insanların hızla değişen yaşamlarını anlamak için yıllarını harcayabilir.

Acaba geride bıraktığımız tweetler ya da blog yazıları toplumumuzun iklim krizi gibi büyük değişiklikler karşısında nasıl düşündüğünü ya da nasıl çözümler bulduğunu gelecek nesillere aktaracak mı? Ne yaptığımızı ve neden yaptığımızı, ya da yapmadığımızı, gösterecek mi?

Weller’in dediği gibi: “Ne olursa olsun, ortaya anlatacak ilginç hikâyeler çıkacak.”


BBC Future. 19 Ağustos 2021.

Yorumlar
Ege Üniversitesi İngilizce Mütercim ve Tercümanlık bölümü öğrencisi.

You must be logged in to post a comment Login