Peru’dan yüzyıllar öncesine ait kesik baş, ağır doğumsal kusura rağmen bu kişinin yetişkinliğe kadar yaşadığını ortaya koydu.

Bir araştırmacı, And Dağları’ndan gelen, mumyalaşmış bir eski ‘ganimet başı’nda dudak yarığı tespit etti. Bu durumun o toplumda bir “engellilik”ten çok “lütuf” olarak görülmüş olabileceği düşünülüyor.
Yüzyıllar önce Peru’da, başı kesilmiş bir bireyin kafası bir ganimete (trophy) dönüştürüldü. Şimdi bu baş üzerinde yapılan dikkatli inceleme, potansiyel olarak sorunlu bir doğumsal anomaliye rağmen söz konusu kişinin erken yetişkinlik dönemine kadar yaşayabildiğini gösteriyor.
Yeni çalışmada, Beth Scaffidi, başın birkaç fotoğrafına dayanarak, bireyin doğuştan dudak yarığına sahip olduğunu fark ettiğini yazıyor.
(İlgili: Romalılar, Bu Kesik Başı Sergileyerek Keltlere Gözdağı Vermiş)
Dudak yarığı ve damak yarığı, bebeklerin dudaklarında ve/veya ağız tavanında bir açıklıkla doğduğu, birbiriyle ilişkili iki durum. Modern dönem verilerine göre, dünya genelinde her 700 canlı doğumdan yaklaşık 1’inde görülerek en yaygın doğumsal anomalilerden birini oluşturuyor. Ancak arkeolojik kalıntılarda orofasiyal yarıkların (dudak ve damak yarıklarını kapsayan genel terim) teşhisi oldukça nadir. Yapılan bir çalışmaya göre, bugüne dek dünya çapında yalnızca yaklaşık 50 vaka tespit edilmiş durumda.
Ñawpa Pacha dergisinde yayımlanan son çalışma, And bölgesine ait bir “ganimet başı”nda orofasiyal yarığın ilk kez belgelendiği örnek. Bu da, bölgenin eski halklarının bu duruma nasıl baktığını incelemek için “benzersiz bir fırsat” sunuyor.
“Bu bulgu önemli, çünkü antik Andlar’da da insanların bu durumla hayatta kalabildiğini, hatta büyüyebildiğini gösteriyor” diyor Scaffidi. “Bu da bize ‘engellilik’ dediğimiz şeyin ve buna nasıl tepki verdiğimizin biyolojik değil, kültürel olarak belirlendiğini hatırlatıyor.”
Ganimet başlar
Binlerce yıl boyunca, Güney Amerika’daki And Dağları’nın bazı kesimlerinde ve çevre bölgelerde yaşayan eski topluluklar, kesilmiş insan başlarını bir tür ganimet olarak topluyor, bunları koruma ve sergileme amacıyla özel biçimde işliyordu. Bilinen örneklerin çoğu, yaklaşık MÖ 300 ile MS 800 arasına tarihleniyor ve çoğu, modern Peru’nun kıyı bölgesindeki Ica departmanında, günümüz Nazca çevresinden geliyor. Scaffidi’ye göre, bu ganimet başlar çoğu zaman kuşaktan kuşağa aktarılan birer aile yadigârıydı.

“Ganimet başların çoğu, kurak çöl ortamında doğal olarak mumyalaşmış durumda ve birçoğunda saç ve yumuşak dokular korunmuş” diyor Scaffidi. “Bu başların, sevilen ataların özenle muhafaza edilen kalıntıları mı, yoksa düşmanların şiddetle ele geçirilmiş hatıraları mı olduğu hâlâ tartışılıyor. Ancak önemli bir kısmında, ölümden hemen önce veya ölüm anında alınmış şiddet içeren yaralanmalar da görüyoruz.”
Scaffidi, bir araştırma projesi sırasında, Fransa’nın Saint-Etienne kentindeki Modern ve Çağdaş Sanat Müzesi’nin kataloğunda, kökeninin Ica departmanı olduğu belirtilen ilginç bir örneğe rastladı.
Araştırmacı, mumyalaşmış başın fotoğraflarını inceledi ve bireyin muhtemelen erkek ve ölüm anında genç bir yetişkin olduğu sonucuna vardı. Görülebilen yüz kemiklerine dayanarak, kişinin dudak yarığına sahip olduğunu teşhis etti.
Orofasiyal yarıkların en ciddi sonuçlarından biri, bebeklikte emzirme sırasında memeye tutunma zorluğu. Bunun yanı sıra solunum, işitme ve konuşma sorunlarına da neden olabiliyor. Günümüzde bu doğumsal anomaliler genellikle yaşamın ilk aylarında cerrahi olarak düzeltiliyor. Ancak antik And dünyasında, özellikle bebeğin ilk aylarında, anneler ve bakıcılar için ciddi bir zorluk teşkil etmiş olmalıydı. Örneğin Scaffidi’nin incelediği bireyin, bebekliğinde yeterli besini alabilmesi için özel bakım görmesi gerekmiş olabilir.
Özel bir statü
Ancak bu kişi yalnızca erken yetişkinliğe kadar hayatta kalmakla kalmamış olabilir. Scaffidi’ye göre, sahip olduğu bu durum ona toplumda özel bir statü bile kazandırmış olabilir. Antik Amerika’da orofasiyal yarıklara verilen kültürel tepkiler, utançtan kutsamaya kadar geniş bir yelpazeye yayılıyordu. Ancak özellikle antik And topluluklarının dünya görüşü göz önünde bulundurulduğunda, bu bireyin kutsal kabul edildiği ve hayatı boyunca (hatta ölümünden sonra bile) yüksek statülü bir role sahip olduğu düşünülebilir.
Antik döneme dair yazılı ya da belgesel kaynakların olmadığı durumlarda, bölgeden gelen seramik kaplar (özellikle MS 200 ila 850 yılları arasında Peru’nun kuzeyindeki Moche kültürünün ürettiği örnekler) o dönem doğuştan gelen durumların nasıl algılandığına dair ipuçları sunuyor.
Çalışmada Scaffidi, daha geniş And bölgesinden belgelenmiş ve orofasiyal yarık tasviri içeren 30 seramik örneği tespit etti. Bunların 20’si Moche alanlarından. Bu örneklerin çoğunda, seçkin takılar, baş sargıları taşıyan ya da şamanik ya da tıbbi faaliyetlerde bulunan erkek figürler resmediliyor. Bu da, bu kişilerin toplumda önemli bir konuma sahip olduklarına işaret ediyor. Diğer araştırmalar da, Moche halkının yüz işaretlerinin onları doğaüstü zararlardan koruduğuna inandığını, dolayısıyla doğuştan gelen yüz “izlerinin” saygı görebildiğini öne sürüyor.
Önceki çalışmalar, And bölgesindeki ganimet başların sık sık doğaüstü güçlere sahip olduğuna inanılan kişilerden toplandığını göstermişti. Başı ganimet olarak alanların, bu gücü kendi topluluklarının yararına kullanabileceği düşünülüyordu.
Scaffidi’ye göre, bu kişinin başının bir ganimet olarak toplanmış olması (süreç şiddet içerse bile) orofasiyal yarıkların başı alanlar tarafından olumlu, hatta kutlanmaya değer bir özellik olarak algılandığı fikriyle tutarlı. Çalışmada da belirtildiği gibi, bugün “engellilik” olarak gördüğümüz bir durum, o toplumda muhtemelen bir “lütuf” olarak kabul ediliyordu.
Live Science. 31 Aralık 2025.
Makale: Scaffidi, B. K. (2025). Celebrating Cleft Lip? Osteological and Artistic Evidence of Lip Deformity in a Trophy Head Individual from Southern Peru. Ñawpa Pacha, 1-25.
You must be logged in to post a comment Login