Bronz Çağ’da İnsan Kemiklerini Saklama Geleneği Keşfedildi

Araştırmacılar, Bronz Çağı boyunca insan kalıntılarını hatıra olarak tutmanın “akıl almaz derecede korkunç” bir geleneğini keşfetti.

Windmill Fields, Stockton-upon-Tees’den bir kadının en az 3 kişinin kafatasları ve uzuv kemikleriyle birlikte gömülen cenazesi. Kafatasları ve uzun kemiklerle temsil edilen 3 kişi, gömüldükleri kadından 60-170 yıl önce ölmüş. C: Tees Archaeology

Araştırmacılar, eski kemikleri incelemek için radyokarbon tarihleme ve BT taramasını kullanarak ilk kez, bir Bronz Çağı geleneği olan insan kalıntılarını birkaç nesil boyunca muhafaza etme ve düzenleme geleneğini ortaya çıkardı.

Bristol Üniversitesi tarafından yönetilen ve Antiquity dergisinde yayımlanan bulgular, bugünden bakınca ürkütücü ve hatta korkunç görünse de, yaklaşık 4.500 yıl önce topluluklar ve nesiller arasında bilinen bireyleri onurlandırmanın ve hatırlamanın somut bir yoluydu.

(Evcil Atlar Anadolu’ya Bronz Çağı’nda Getirilmiş)

Araştırmanın baş yazarı Dr. Thomas Booth, “Modern laik toplumlarda bile, insan kalıntıları özellikle güçlü nesneler olarak görülüyor ve bu, Bronz Çağı insanları için de geçerli görünüyor. Ancak, bugün bizim için akıl almaz derecede ürkütücü olan şekillerde ölülere muamele etmişler ve onlarla etkileşime girmişler. Bronz Çağı’na ait insan kalıntılarının, onlarla beraber gömülmüş diğer materyallerle birlikte radyokarbon tarihlemesi yapıldıktan sonra, materyallerin kişi öldükten bir süre sonra gömüldüğünü gördük, bu da insan kalıntılarını muhafaza etme ve düzenleme geleneğini akla getiriyor.” diyor. 

Dr. Booth, “İnsanlar, yaşayan veya kültürel hafızada yaşamaya devam eden ve yaşamlarında veya topluluklarında büyük olasılıkla önemli bir rol oynamış olan veya doğrudan bir aile bağı olmasından bağımsız olarak, iyi ilişkileri olan insanların kalıntılarının düzenlemesini yapmış gibi görünüyor. Bir satıcı, bir arkadaş ve hatta bir düşman olması fark etmez; hatırlamaları gereken ve belki de onlar hakkında hikayeler anlatan kalıntıları vardı.” diyor.

Wiltshire’deki bir vakada, bir insanın uyluk kemiği müzik aleti yapmak için hazırlanmış ve Stonehenge yakınlarında bulunan bir adamın mezarında onunla birlikte gömülmüş olarak bulunmuştu. Taş ve bronz baltalar, kemik bir plaka, bir fildişi ve benzersiz çatallı bir nesne gibi ve diğer eşyalarla birlikte bulunan özenle oyulmuş ve cilalanmış eser, Wiltshire Müzesi’nde sergileniyor. Bu müzik aletinin radyokarbon tarihlemesi, bu kişinin hayatı boyunca tanıdığı birine ait olduğunu gösteriyor.

Wilsford G58 mezarında, İnsan kemiğinden yapılma müzik aletinin yanında bulunan benzersiz Pronged Bronz Nesne. C: Wiltshire Müzesi

Bristol Üniversitesi Antropoloji ve Arkeoloji Bölümü’nde profesör ve aynı zamanda projenin baş araştırmacısı olan Joanna Brück, “İnsan kemiği parçalarının ölülerle birlikte mezar hediyesi olarak dahil edilmesinin yanında, yaşayanların evlerinde tutuluyor, evlerin altına gömülüyor ve hatta sergilenmeye konuluyordu.” diyor. 

“Bu, Bronz Çağı insanlarının bugün hissedebileceğimiz türden bir korku veya tiksinti duygusu olmaksızın insan kalıntılarına bakabildiklerini gösteriyor.”

Ekip ayrıca, kemiğin bakteriler tarafından oluşturulan mikroskobik değişikliklerine bakmak ve vücudun çürümesi sırasında nasıl muamele gördüğüne dair bir gösterge elde etmek için Natural History Museum’da mikro bilgisayarlı tomografi kullandı.

Dr. Booth, “Mikro-BT taraması, bu kemiklerin genel olarak Bronz Çağı insan kalıntılarında gördüğümüze benzer şekilde olan insan vücutlarından geldiğini gösteriyor. Bazıları cesetler gömülmeden önce yakılmış, bazı kemikler gömüldükten sonra çıkarılmıştı ve bazıları yerde çürümeye bırakılarak etleri alınmıştı.” diyor.

Bir insan uyluk kemiği bir müzik aletine dönüştürülmüş ve Stonehenge yakınlarındaki bir mezarda bulundu. C: Wiltshire Museum

Bronz Çağı’nda Britanya’da yaşayan insanların, birincil gömme (inhumasyon-yakmadan gömme), yeniden doğuşa uygun olarak, kremasyon (yakarak gömme) ve mumyalama gibi bir dizi cenaze töreni uyguladığına dair kanıtlar zaten var. Ancak bu araştırma, ölülerle sadece cenaze törenlerinde karşılaşılmadığını, insan kalıntılarının düzenli olarak saklandığını ve yaşayanlar arasında dolaştırıldığını ortaya koyuyor.

Bu bulgular, Britanya’daki Bronz Çağı topluluklarının kendi sosyal kimliklerini yaratmak için hafızadan ve geçmişten nasıl yararlandıkları hakkında bize bilgiler veriyor. Bugün kutsal saydığımız hatıralara duyduğumuz saygıdan farklı olarak, çok eski insan kalıntılarına ve ataların uzak geçmişine odaklanmış gibi görünmüyorlar, bunun yerine yaşayan hafızanın kalıntılarıyla ilgileniyorlardı.

Dr. Booth, “Bu çalışma günümüz perspektifinden, uzak geçmişin tuhaflığını ve belki de bilinmeyen doğasını vurguluyor. Görünüşe göre bu insan kalıntılarının gücü, bu topluluklardaki insanların arasındaki somut ilişkilerden geliyor.” diyor.


University of Bristol. 31 Ağustos 2020.

Makale: Booth, T. J., & Brück, J. Death is not the end: radiocarbon and histo-taphonomic evidence for the curation and excarnation of human remains in Bronze Age Britain. Antiquity, 1-18.

Okan Üniversitesi Mimarlık ve Kentsel Tasarım ve Peyzaj Mimarlığı bölümleri mezunu. Politecnico di Milano Üniversitesi'nde Yapılı Çevre Yönetimi üzerine yüksek lisans yapıyor.

You must be logged in to post a comment Login