Antik Yunan Şairi Sappho Hakkında Ne Biliyoruz?

Antik Yunan şair Sappho’nun günümüze ulaşan birkaç satırını okuyanlar için, şiir külliyatının çoğunun kaybolması oldukça acı verici bir şey.

İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenen Sappho büstü. C: Wikimedia

II. Nebuchadnezzar Kudüs’ü yağmalarken, Solon Atina kentini yönetirken, Fenikeli denizciler Afrika kıtasının etrafını ilk kez dolaşırken ve Anaksimandros her şeyin ilkesi olarak apeironu öne sürüp, ruhun hava benzeri bir doğaya sahip olduğunu iddia ederken, Sappho şu dizeleri kaleme alıyordu:

Tanrılara eştir o benim için
dizinin dibinde oturan erkek
duyabilen senin yanı başında
tatlı sesini

büyüleyici gülümseyişini.
Hoplatır evet böylesi yüreğimi
görür görmez yüzünü çıkmaz olur
sesim soluğum,

dilim tutulur, birden her yanımı
bir alevdir sarar inceden ince
kulaklarım uğuldar, hiçbir şeyi
görmez gözlerim

bir ter boşanır üstümden, titrerim
tüm bedenimle ölecekmişcesine
yemyeşil olurum çimenlerden de
yeşil Agallis
Her şeye katlanabilmeli oysa

(Bu fevkalade güzel çeviri, saygıdeğer Arza Erhat ve Cengiz Bektaş’ın, 1978 yılında, Cem Yayınları’ndan çıkan, “Sappho Üzerine Konuşmalar / Şiir Çevirileri” aslı kitabından alınmıştır.) 

(Antik Yunan’da Kızlar ve Erkekler Aynı Eğitimi mi Alıyordu?)

Buda ve Konfüçyüs henüz doğmamışlardı, demokrasi düşüncesi ve felsefe kelimesi henüz tasarlanmamıştı ancak Eros (Afrodite’nin hizmetkarı), halihazırda demir bir yumrukla hüküm sürüyordu: en güçlülerinden ve en yaşlılarından bir tanrı olarak, size olmadık zamanda saldırır, belirtisiz bir hastalık olarak, üzerinize inen doğaüstü bir güçtür, denizi çalkalar ve meşe ağaçlarını bile yerinden oynatır, yabanidir, aniden üzerinize atılan zapt edilemez bir canavar, dizgin nedir bilmez zevkleri açığa çıkaran ve dile getirilemeyecek ıstıraplara, hem acı hem tatlı, yakan hazlara neden olandır.

Sappho’nun birkaç şiirinin parçalarını koruyan parşömen parçası. C: Wikimedia

 Sappho’nun şiirlerinden daha eski olup, hayatta kalabilen pek fazla eser yok: hissiz Gılgamış Destanı, Rigveda’dan ilk ruhani ilahiler, Homeros’un bitip tükenmez kahramanlık şiirleri ve her şeyi bilen Mousalar tarafından yazılmış olan, Hediodos’un mitleri. “Olan her şeyi ve olacak olanları biliyorlar.” Onların babası Zeus’tu, anneleri bir Titan olan hafıza tanrıçası Mnemosyne’di.

Hiçbir şey bilmiyoruz. En azından pek fazla değil. Homeros’un gerçekten var olup olmadığı bile belli değil veya Sappho’nun Eros’un gücü üzerine yazdığı dizelerini, kendi çalışmalarının hayatta kalan parçalarının içinde, gelecek kuşaklar için saklayan ve bizim kolaylık olsun diye “Sahte Longinus” dediğimiz yazarın gerçekte kim olduğu belli değil. 

Sappho’nun, doğu Ege’de, Küçük Asya anakarasına çok yakın bir konumda bulunan Lesbos Adası’ndan (Midilli Adası) geldiğini biliyoruz. Hatta havanın açık olduğu bir günde, şimdi modern Türkiye’nin sınırları içinde kalan ve geçmişte ölçülemeyecek kadar zengin bir bölge olan Lydia kıyılarına ve oradan da bugünün ölçülemez zengin Avrupa kıtasına yüzebileceğinizi düşünebilirsiniz. 

Orada bir yerde, kayıp Hitit Krallığında, onun sıra dışı isminin kökeni bulunuyor olmalıydı. İsmi ya “esrarlı”, “temiz”, ya da “temiz kaynak” anlamına gelmekteydi ya da geçmişi başka bir yoldan takip ederseniz, Antik Yunan’daki “safir” ve “lapis lazuli” kelimelerinin bozulmuş bir formu ile karşılaşırsınız. 

Eresus’da doğduğu söyleniyor ya da olasılıkla Mytilene’de. Takvimimizin başlamasından 617 sene önce ya da muhtemelen bu tarihten on üç yıl önce veya beş yıl sonra. Babası Skamandros veya Skamandronymos olarak anılırdı ya da son derece yüksek belagate sahip, ancak pek güvenilir olmayan, bir 10. yüzyıl Doğu Roma ansiklopedisi olan Suda’nın aktardığı gibi: Simon, Eumenos, Eerigyios, Semus, Camon veya Etarkhos da olabilirdi. 

Kharakhos ve Larikhos isminde iki erkek kardeşi olduğunu biliyoruz. Aynı zamanda muhtemelen bir üçüncü kardeşi daha vardı ve adı Eurygios’tu. En küçük erkek kardeşi Larikhos, sadece aristokrat ailelerin oğulları için ayrılmış bir görev olan Lesbos’daki Prytaneion’da bir kupa taşıyıcısı olduğu için, Sappho asil bir aile doğumluydu. Annesinin Kleis adıyla çağırıldığını düşünüyoruz ve Sappho kendi kızını da aynı isimle çağırıyordu. Bir şiirinde sevgili kızına hitap etmek için kullandığı kelime her ne kadar köle anlamına gelse de. 

59 / 5000 Çeviri sonuçları Bir Sappho şiirinin parçası, Oxyrhynchus Papyri: Bölüm X. C: Wikimedia

Hiçbir yerde Sappho kocasından bahsetmez. Souda’da bu bağlamda bahsedilen “Andros Adası’nın Kerkylas’ı” adı, Attika komedi şairlerinin müstehcen bir şakası olmalı. Daha sonra Ovidius tarafından Heroides Mektuplarında süslenen Phaeon adlı genç bir denizciye duyduğu mutsuz, hatta kendine zarar veren aşkının efsanesi de aynı zamana tarihleniyor olmalı.

MÖ 3. yüzyıla tarihlenen bir tarihçeden biliyoruz ki bir noktada Sappho, Syracusae’ya kaçmıştı. Başka bir kaynaktan, Lesbos’un servetinin Cleanactidai klanının elinde olduğu MÖ 596 civarında bu olayın gerçekleştiği sonucuna varabiliriz. 

Yedi ya da sekiz sene sonra, ada Tiran Pittakos’un yönetimi altındayken, Sappho sürgünden geri dönmüş ve Mytilene’de bir kadın muhiti kurmuştu. Bu muhit, Aphrodite onuruna kurulmuş bir kült topluluğu, birbirlerine karşı cinsel bağları olan bir kadın symposionu ya da soylu kızları evlilik için hazırlayan bir okul olabilir. Açıkçası kimse bundan emin değil.

Antik çağlardan bilinen hiçbir kadın hakkında bu kadar konuşulmadı ve bu kadar tartışmalı terimler kullanılmadı. Kaynaklar, efsaneler kadar seyrek ve ikisi arasında ayrım yapmaya yönelik herhangi bir girişim de neredeyse ümitsiz.

Her çağ kendi Sappho’sunu yaratmıştı. Hatta bazıları, hikayelerin çelişkilerinden kaçmak için bir ikincil derece bile yarattı. Sappho Aphrodite ya da Mousaların rahibesi, bir hetaira, erkek delisi bir kadın, aşk delisi bir şirret, nazik bir öğretmen, cesur bir hanım gibi çeşitli formlarda resmedilmişti. Bazen utanmaz ve yozlaşmış, bazen ciddi ve temiz. 

Yurttaşı ve çağdaşı Alcaeos onu: “menekşe rengi saçlı, temiz, tatlı bir gülümsemesi olan”; Sokrates: “güzel”; Platon: “bilge”; Gadaralı Philodemos: “onuncu Mousa”; Strabon: “olağanüstü bir fenomen”; Horatius: “erkeksi” olarak tanımlar. 

Geç 2. ve erken 3. yüzyıla tarihlendirilen bir papirüs parçası Sappho’nun, “çirkin, koyu tenli, ufacık, aşağılık ve lezbiyen” olduğunu iddia ediyor. 

Alcaeus (solda) ve Sappho. Bir Attika kırmızı figürlü kalathos’un A Yüzü, MÖ 470 dolayları. C: Wikimedia

Bir zamanlar onun bronz heykelleri yaygındı. Bugün bile, gümüş sikkeler hala defne taçlı yandan görünümlü yüzünü taşıyor ve Polygnotos okulundan bir su testisi, onun bir parşömen rulosunu okuduğu halini tasvir ediyor. MÖ 5. yüzyıldan kalmış, pırıl pırıl bu siyah vazo, sanki çalmayı yeni bitirmiş ya da henüz başlayacakmış gibi, elinde sekiz telli bir lir tutan Sappho’nun boyunun uzun olduğunu gösteriyor. Sappho’nun dizelerinin, yok olmuş Yunan lehçelerinden biri olan, en eski ve ustalık gerektiren Aiol Lehçesi’nde, kulağa nasıl geldiğini bilmiyoruz. Bir düğün töreninde, bir şölende ya da bir kadınlar çemberinde, sözcüklerden çıkarılan ilk arzu bir telli çalgı eşliğinde söylediğinde: parmaklarla çalınan phorminxin dingin sesi veya kitharanın neşeli çalgı sesi, barbitos’un derin tonları veya pektis’in harp benzeri melodisi, bir magadis’in yüksek tonları veya kaplumbağa kabuğundan bir lirin donuk rezonansı duyulurdu.

Tek bildiğimiz, “lirik” kelimesinin bu enstrümanlardan biri olan lirden türetildiği ve Sappho’nun ölümünden yaklaşık üç yüz yıl sonra İskenderiyeli bilim insanları tarafından icat edildiği. Sappho’ya, sekiz ya da dokuz kitaptan oluşan bir edisyonun tamamını, birkaç papirüs rulosunun üzerine yazılmış binlerce satırı, ölçülere göre düzenlenmiş olan birkaç yüz şiiri adayanlar bu insanlardı ancak bunlardan yalnızca bir tanesi bir sağlam bir halde günümüze gelebildi.

Bunu Augustus döneminde Roma’da yaşamış olan Halikarnassoslu Dionysios’a borçluyuz zira onun hayranlık uyandıran “Kitabet Üzerine” adlı eseri tam olarak bir alıntıya sahipti. Bunun dışında, Pseudo-Longinus olarak bilinen bilgin tarafından, ardışık dört kıta kaydedilmişti. Başka bir şiirin beş kıtası ise üç farklı papirüs parçasından alınarak, başarıyla yeniden bir araya getirilmişti.

1937’de ise MÖ 2. yüzyılda, Mısırlı bir öğrenci tarafından, avuç içi kadar bir çömlek parçasına özensizce karalanmış bir başka dört kıta keşfedildi. Beşinci ve altıncı şiirin parçaları, eski bir Orta Çağ parşömeni üzerinde korunmuştu. Yedinci ve sekizinci şiirlerin büyük bölümü ise yakın zamanda, Mısır mumyalarının korunması ya da kitap kapağı yapımında kullanılan kartonajları oluşturan papirüs şeritlerinden birinde keşfedildi. Ancak şiirlerden birinin deşifre edilmesi üzerine akademisyenlerin yaptıkları tartışmalar sürüyor. 

Raphael’in 1511 fresk Parnassus’unun kırpılmış bir versiyonu. Sappho figürü gösteriliyor. C: Wikimedia

Gramerciler Athenaeus ve Apollonius Dyscolus ve filozof Solili Chrysippus tarafından bir avuç kelimeler ve ayrılmış satırlar alıntılandı. Sözlük yazarı Iulius Pollux belirli bir stili, belirli bir kelime haznesini veya onun adını taşıyan ölçüyü resmetti. Bunlar Orta Çağ yazarlarının geniş kodeksleri tarafından sağlanmıştı, ancak gerisi çöpten başka bir şey değildi. Bir-iki satır uzunluğundaki dağınık kıtalar, parçalar şeklindeki dizeler, bağlamlarından kopartılmış kelimeler, yalnız başına kalmış heceler ve harfler, kelimelerin başları ve sonları, ya da yalnızca bir çizgi; bırakın bunlardan bir anlam çıkarmayı, hiçbir yerde bir cümleye yakın bir şey yok.

...
ve ben giderim…

… hemen…

… için…
…ahengin…
…koro…
…berrak ses…
………
…hepsine…
………

Sanki, şarkının kaybolduğu ve kelimelerin eksik olduğu yerlerde, papirüs rulosunun çürüdüğü ve koptuğu yerlerde, önce tek tek, sonra çiftler halinde ve sonradan ritmik bir üçlünün belirsiz örüntüsünde işaretler belirir. Sessiz bir ağıtın notaları.

Bu şarkılar sessizliğe büründüler, Fenike’den ödünç alının Yunan karakterleri ile yazıya döküldüler; beceriksiz bir okul çocuğu tarafından toprak kaplara kazındılar veya maharetli bir uzman tarafından, kamıştan bir kalemle, ağaçsı sulak alan otunun özüne -yani papirüs- büyük harflerle kopyalanmıştır. Aynı zamanda kuzuların ve ölü doğmuş keçilerin, süngertaşı ile yumuşatılmış, kireçtaşı ile ağartılmış derilerinin üzerlerine yazılmış narin küçük harfler. Papirüs ya da parşömen gibi organik materyaller, doğa şartlarına maruz kaldıklarında, en sonunda diğer ölü şeyler gibi çürüyeceklerdir. 

………
…ya da…
…arzu…
…ancak hepsi birden…
…çiçek açar…
…arzu…
…keyif aldı…

Bu parçalanmış şiirler, -yorumlama ve hayal gücü yoluyla doldurabilir formlara benzer ya da Mısır’ın merkezinde yer alan batık şehir, Oxyrhyncus’un çöplüklerinden daha fazla atık papirüs kalıntısının deşifre edilmesi ile tamamlanmayı talep ederler. Bu şehirden gelen papirüsler, bir metre kalınlığındaki kum katmanı altında, kaya gibi sert, solucanlar tarafından yenen, narin, buruş buruş ve yırtıp pırtık, rulolanmış ya da açık biçimde yaklaşık bin yıl boyuncu korundu. 

Biliyoruz ki, bu insanların papirüs rulolarının üzerine boşluk bırakmadan yazdıkları kelimeler, noktalama işaretleri ya da belirticilerin eksikliği, bu iyi korunmuş malzemeleri deşifre etmeyi zorlaştırıyor. Kehanetin eski sanatında Divinatio, rüyaların tercümanlığı ya da kuşların hareketlerini gözlemleyerek gelecekle ilgili kehanette bulunmanın armağanı. Günümüzde, papiroloji, eski Yunan harflerinin görünür soluk parçalarından bir satırı okuyabilme yeteneğini ifade eder.   

Kısacası, parçalanmış ve bağlamından kopartılmış olarak bize ulaşan tüm şiir ve parçaların toplamı altı yüz dizeyi geçmez. Bir hesaplamaya göre bu, Sappho’nun çalışmalarının %7’si kadar.

Cümlenin ortasında aniden cümleyi kesme tekniği olan “aposiopesis”, Pseudo-Longinus’un hitabetinin bir tekniğidir. Dahası, kütüphanecilerin ve ciltçilerin dikkatsizliği yüzünden kaybolan eseri Yücelik Üzerine de kesinlikle onun incelemesinin bir bölümü yazılmış olacaktı. Eğer biri konuşmayı bırakırsa, kekelemeye başlarsa ve sessiz kalırsa, kişi o kadar büyük duygular içindedir ki kullanacağı kelimeler onu hayal kırıklığına uğratacaktır. Üç noktalar herhangi bir metni kelimelerle ifade edilemeyen veya mevcut kelimeler karşısında silahlarını indiren belirsiz bir duygu alanına açar. 

… sevgilim benim…

Emily Dickinson’ın arkadaşı ve gelecekteki yengesi Susan Gilbert’e yazdığı mektuplardan, bir dizi tutkulu pasaj sildiğini biliyoruz. Gilbert’in kızı yeğeni Martha yayından önce, bu silme işlemini belirtmeyi ihmal etmişti. 11 Haziran 1852 tarihli sansürlenmiş cümlelerden biri şu şekildedir; “Burada olsaydın, ah burada bir olabilseydin, Susie, konuşmamıza hiç lüzum yok, gözlerimiz dudaklarımızın yerine fısıldayacak ve senin ellerin benim ellerimin içinde sımsıkı, hiçbir lisanı talep etmeyeceğiz.”

Kelimesizlik, kör anlaşma aşk şiirinin sağlam bir unsuru olduğu gibi akıl almaz duyguların da sözlü çağrışımıdır. 

Sappho’nun kelimeleri, deşifre edilebildiği yerlerde, olabildiğince açık ve netti. Öncelikle ağırbaşlı ve tutkulu, yitik bir dille, her türcüme ile yeniden diriltilmesi gereken bir dille, yirmi altı yüzyıl sonra gücünden hiçbir şey kaybetmemiş göksel bir gücü anlatıyorlar. Bir kişinin aniden acımasız olduğu kadar harikulade bir arzu nesnesine dönüşmesi, sizin gardınızı düşürür ve anne-babanızı, eşinizi ve hatta çocuklarınızı terk etmenize neden olur. 

Uzuvları eriten Eros, şimdi beni yeniden, heyecanlandırır
Tatlı acı, gizlice sokulan ele avuca sığmaz yaratık…

Arzunun başkahramanlarının aynı veya farklı cinsiyetten olmasına göre sınıflandırılmasının eski Yunanlılara yabancı bir kavram olduğunu biliyoruz. Daha ziyade, onlar için önemli olan, cinsel ilişkilerde, yetişkin erkeklerin aktif bir cinsel rol üstlenirken, gençlerin, kölelerin ve kadınların cinsel ilişkide pasif kalmaları. İlgili ilişki, kişinin sosyal statüsünü de yansıtırdı. Bu kontrol ve boyun eğme eylemindeki ayrım çizgisi cinsiyetler arasında değil, sahiplenen ile sahiplenilenler arasındaydı. 

Sappho’nun hayatta kalan şiirlerinde erkekler adlarıyla anılmazlar, oysa birçok kadın anılır: Abanthis, Agallis, Anagora, Anactoria, Archeanassa, Arignota, Atthis, Cleïs, Cleanthis, Dica, Doricha, Eirana, Euneica, Gongyla, Gorgo, Gyrinna, Megara, Mica, Mnasis, Mnasidica, Pleistodica, Telesippa. Sappho’nun şefkatli bir bağlılıkla ya da ateşli bir arzuyla, yakıcı kıskançlıkla ya da buz gibi küçümsemelerle seslendiği onlardır. 

Birisi bizi hatırlayacak
Diyorum ki
Başka bir zamanda bile

Sappho’nun öğretmen olduğunu bildiğimizi sanıyoruz. Her ne kadar ondan bu şekilde bahseden ilk kaynak, ölümünden yedi yüz yıl sonra Ionia ve Lidya’nın en iyi ailelerinden kızlara öğretmenlik yaptığını bildiren MS 2. yüzyıldan kalma bir papirüs parçası olsa da. Sappho’nun hayatta kalan şiirlerinin hiçbirinde eğitim yapıldığını gösteren bir ortam yok, ancak parçalar, kadınların gelip gittiği bir dünyanın tanımlarını içeriyor ve genellikle vedalaşmalardan bahsediliyor. Bu durum, bazı kimselerin, Yunan dünyasında geniş çapta kabul gören oğlancılığın, kadınlar için olan versiyonunun Sappho’nun şiirlerinde görüldüğü söylemesine yol açıyor. Bu okuma tarzı aynı zamanda kadın erotizminin yadsınamaz varlığının yanında, bu uygulamanın kadınları evlilik öncesinde, eşleri ile yaşayacakları ilişkiye hazırlama süreci olduğunu öne sürer.

Hannah Wright ve Anne Gaskill arasındaki ilişkinin gerçek mahiyetini bilemiyoruz. Bu iki kadın 4 Eylül 1707 senesinde herhangi bir açıklama olmadan, Kuzey İngiltere’deki Taxal’da cemaatin evlilik sicillerine kaydedilmişti. Hıristiyan evlilik törenlerinin yaygın bir ifadesi olan “nereye gidersen gideceğim”, Eski Ahit’ten, dul Ruth’un kayınvalidesi Noami’ye söylediği sözlerden ödünç alınmadır. 

1819’da İskoçya’da yatılı kız okulundan bir öğrencinin, birbirlerine uygunsuz ve suç teşkil eden eylemlerde bulunduklarını iddia ettiği, iki müdüresinin davasında, Lucianus’un Hetaerae Diyalogları, kadınlar arasındaki cinsel ilişkinin gerçekten mümkün olduğunu göstermek için alıntılanmıştır. Hetaera Klonarion, kithara çalgıcısı Leaina’ya, Lesboslu zengin kadınla olan cinsel deneyimini sormaktadır ve özellikle bunu yaparken hangi yöntemi kullandıklarını öğrenmek için ısrarcı olmaktadır. Ancak Leaina karşılığında; “Beni bu konular hakkında yakın sorguya çekme, utanç verici. Öyleyle, Aphrodite adına sana söylemeyeceğim.” der. 

Bölüm bu noktada bitiyor, soru cevapsız kalıyor ve böylece kadınların birbirleriyle yaptıkları hem anlatılmamış hem de anlatılamaz kalıyor. Her halükârda yargıç suçlamanın fiilen mümkün olmadığı gerekçesi ile iki kadını beraat ettirmiştir: Çünkü, aracın olmadığı yerde eylemde yoktur, silah yoksa suçta yoktur.

Uzunca bir süre kadınların birbirleri ile yaptıkları şey seks olarak kabul edilmiştir ancak bir kadınla bir erkek arasındaki cinsel ilişkiyi taklit ederlerse bu suç sayılabilirdi. Penis cinsel eylemi işaret ediyordu ve olmadığı yerlerde bir boşluk, kör nokta vardı. 

Uzunca bir süre bu boşluk lezbiyen kavramı ile dolduruldu. Kelimelerin ve sembollerin anlamlarını değiştirdiğini biliyoruz. Uzun bir süre, yazının temel çizgisi boyunca arka arkaya üç nokta kaybolan ve bilinmeyen bir şeyi gösteriyordu, sonra, bir noktada söylenmemiş ve anlatılamaz bir şeyi; artık sadece atlanılan bir şey değil, aynı zamanda açık bırakılan bir şey. Böylece 3 nokta, kişiyi sonuca götüren imaları düşünmeye davet ediyor, eksik olanı, ifade edilemeyeni ve susturulmuş olanı, saldırgan ve müstehcen, suçlayıcı ve spekülatif olan, ihmal edilenin belirli bir versiyonu için bir vekil. 

Ayrıca eski zamanlarda atlamaların sembolünün yıldız işareti olduğunu biliyoruz. Yalnızca Orta Çağ’da metindeki bir yeri, ilgili kenar notuna bağlama görevini üstlenen küçük bir yıldızdı. Sevilleli Isodorus’un, yedinci yüzyılda Etimolojilerinde yazdığı gibi: “Yıldız işareti atmaların yanına yerleştirilir, böylece eksik görünen yerler bu işaretle açıklığa kavuşturulurlar.” Günümüzde yıldız işareti, bazen olabildiğince fazla insanı kapsamanın bir yolu olarak kullanılır ya da onların cinsel kimliklerini ifade etmek için. 

Biliyoruz ki antik zamanlarda “lesbiazein” filli, “Lesbos adasından kadınlar gibi yapmak” demek için kullanılırdı. Bu ise “birini bozmak ya da yozlaştırmak” anlamına gelirdi. Diğer yandan Lesbos Adası’ndan kadınlar tarafından icat edildiği düşünülen “fellatio”nun cinsel anlamda kullanılmasına atıfta bulunulurdu. Rotterdamlı Erasmus bile, eski sözler ve ifadelerden oluşan koleksiyonunda, Yunanca kelimeyi, Latince “fellare” gibi verir, -ki bunun anlamı emmektir- ve girişi şu yorumla sonuçlandırır: “Terim kalmıştır ancak uygulamanın kaldırıldığını düşünüyorum.” 

Çok geçmeden, 16. yüzyılın sonunda, Brantome senyörü Pierre de Bourdeille, pornografik romanı “Cesur Leydilerin Yaşamları” kitabında şöyle yazar: “Lesboslu Sappho, nasıl bu sanatta çok yüksek bir hanımsa, sonradan Lesboslu kadınlar onu taklit ederek günümüze kadar uygulamalara devam ettiler.”  Bu artık yalnızca mekânsal bir yuva değil, aynı zamanda dilsel bir yuvaydı da. “Amour lesbien” kelimesi, bir kadının genç bir erkeğe karşılıksız olan sevgisini tanımlayan bir terim olarak modern çağa kadar kullanımda kalmıştır. 

İki genç şair Natalie Clifford Barney ve Renee Vivien’in, 1904 yazının sonlarında, uzun süredir görülen bir rüyayı gerçekleştirip Lesbos Adasını birlikte ziyaret ettiklerinde hayal kırıklığına uğradıklarını biliyoruz. En sonunda Mytilene limanına vardıklarında, bir fonografta çalan Fransız şarkısı ve hem adanın kadın sakinlerinin görünüşü hem de deyişlerinin kabalıkları, şairlerin bu yerle ilgili kendi şiirlerinde sık sık dile getirdikleri asil tasavvurlarıyla çelişiyordu. Yine de bir zeytin korusunda iki komşu villa kiraladılar. Mehtaplı gecelerde ve güneşli günlerde yürüyüşlere çıktılar ve birkaç yıl önce soğuyan aşkları bu sayede yeniden canlandı. Adada bir lezbiyen şiiri ve aşk okulu kurmayı düşündüler. 

Vivien’in irtibat halinde olduğu kıskanç ve sahiplenici bir barones olan üçüncü bir kadın, yolda olduğunu duyurduğunda ve onu durdurmak için bir telgraf gönderilmesi gerektiğinde aşk sona erdi. Barney ve Vivien ayrıldılar. Paris’e döndüklerinde, onların ortak Antik Yunanca öğretmenleri, gizli mektuplarının taşıyıcısı oldu. 

Biliyoruz ki, 2008’de, Lesbos Adası’nda yaşayan iki kadın ve bir erkek, başarısız bir şekilde, adadan olmayan ve kendilerinin ada ile bağlantılı bir adla tanımlayan kadınların adaya girmesini yasaklayama çalıştı: “Vatanımızın adını cinsel sapkın kişiler tarafından kullanılmasına itiraz ediyoruz.” Mahkeme başkanı başvuruyu reddetti ve bu üç adalının mahkeme masraflarını karşılamalarına hükmetti. 

Uzun zamandır tribadizm, Sapphizm ve lezbiyenlik gibi terimler ilahiyatçıların, hukukçuların ve doktorların incelemelerinde az çok eşanlamlı olarak kullanılmıştır. Ancak bazı durumlarda sapkın bir cinsel uygulamayı veya utanmaz bir geleneği, diğerlerinde ise canavarca bir anormallik veya zihinsel hastalık olarak geçmektedir. 


The Paris Review. Judith Schalansky. 8 Aralık 2020.

Yorumlar
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tarih Bölümü mezunu. Marmara Üniversitesi Eski Çağ Anabilim Dalı yüksek lisans öğrencisi.

You must be logged in to post a comment Login