Mezopotamya’da Toplumsal Cinsiyet Çeşitliliği Önemliydi

Yaklaşık 4.500 yıl önce Mezopotamya’da, toplumsal cinsiyet çeşitliliğine sahip insanlar güç sahibi konumlarda yer alıyordu.

Günümüz Irak’ından MÖ 8. yüzyıla ait bir alçı kabartma, bir kralı ve baş şa rēši’sini tasvir ediyor. C: Wikimedia Commons

Bugün trans insanlar, yaşamlarının siyasallaştırılmasıyla ve siyasetçiler, medya ve daha geniş toplumun bazı kesimleri tarafından hedef gösterilmekle karşı karşıya. Oysa tarihin en erken uygarlıklarının bazılarında, cinsiyet çeşitliliğine sahip insanlar bambaşka bir biçimde tanınıyor ve anlaşılıyordu.

Örneğin, en az 4.500 yıl önce Mezopotamya’da toplumsal cinsiyet çeşitliliğine sahip kişiler, mesleki unvanları olan önemli roller üstleniyordu. Bunlar arasında, baş tanrıça İştar’ın kült hizmetkarları olan assinnular ve ša rēši adı verilen yüksek rütbeli saray görevlileri yer alıyordu.

(İlgili: Eski Mezopotamyalılar Aşkı Karaciğerlerinde Hissediyormuş)

Antik kanıtların bize söylediği şey şu: Bu insanlar, cinsiyet muğlaklıklarına rağmen değil, tam da bu muğlaklıkları sayesinde güç ve nüfuz sahibi konumlardaydı.

Mezopotamya neresi, orada kimler yaşadı?

Mezopotamya, esas olarak günümüz Irak’ını kapsayan; bunun yanı sıra Suriye, Türkiye ve İran’ın bazı bölgelerini de içine alan bir bölge. Bereketli Hilal’in bir parçası olan Mezopotamya, Yunanca bir sözcük ve kelime anlamıyla “iki nehir arasındaki ülke” demek. Burada kastedilen nehirler Fırat ve Dicle.

Binlerce yıl boyunca burada, birbirinden farklı büyük kültürel gruplar yaşadı. Bunlar arasında Sümerler ile daha sonraki dönemlerde ortaya çıkan Akadlar, Assurlular ve Babiller gibi Sami topluluklar bulunuyordu.
Sümerler, kil tabletler üzerine çivi biçimli izler açarak yazıyı icat etti. “Çivi yazısı” denen bu yazı sistemi, Sümerceyi yazmak için geliştirilmişti. Ancak sonraki uygarlıklar da onu, en erken Sami dili olan Akadcaya ait kendi lehçelerini yazmak için kullandılar.

Bu Yeni Assur dönemine (MÖ 7. yüzyıl) ait kil tablet, 48 satır çivi yazısı içeriyor; 31. satır, assinnu ile ilgili bir kehanet. C: The Trustees of the British Museum

Assinnu kimlerdi?

Assinnular, Mezopotamya’nın aşk ve savaş tanrıçası İştar’ın dinsel hizmetkarlarıydı. Göğün kraliçesi İştar, daha sonra Aphrodite ve Venüs’e dönüşecek geleneğin öncülü sayılır.

Sümerlerde İnanna adıyla da bilinen İştar, savaşçı bir tanrıçaydı ve kralları meşrulaştıran nihai siyasal otoriteyi elinde tutuyordu. Aynı zamanda aşkı, cinselliği ve bereketi de gözetirdi. Yeraltı dünyasına inişini anlatan mite göre, İştar’ın ölümü yeryüzünde tüm üremeyi durduruyor. Mezopotamyalılar için İştar, panteondaki en büyük tanrılardan biriydi. Onun resmi kültünün sürdürülmesi, insanlığın hayatta kalmasını güvence altına alıyordu.

Onun hizmetkarları olarak assinnu, dinsel ritüeller aracılığıyla tanrıçayı hoşnut etmekten, tapınağın bakımını sürdürmekten ve ona hizmet etmekten sorumluydu. Assinnu unvanı, Akadca bir sözcük ve “kadınsı” ile “erkek-kadın” anlamlarına gelen terimlerle; ayrıca “kahraman” ve “rahibe” gibi anlamlarla ilişkili görünüyor.

Onların cinsiyet akışkanlığı bizzat İştar tarafından kendilerine verilmişti. Bir Sümer ilahisinde tanrıçanın, “bir erkeği kadına, bir kadını erkeğe çevirmeye / birini ötekine dönüştürmeye / kadınları erkek giysileriyle giydirmeye / erkekleri kadın giysileriyle giydirmeye / erkeklerin eline ağırşak vermeye / kadınlara silah vermeye” gücü olduğundan söz ediliyor.

Bazı erken dönem araştırmacılar, assinnu’ları’yu dinsel bir tür seks işçisi olarak görmüştü. Ancak bu yaklaşım, toplumsal cinsiyet çeşitliliğine sahip gruplara dair eski varsayımlara dayanıyor ve kanıtlarla güçlü biçimde desteklenmiyor.

Warka Vazosu (MÖ 3500–2900), tapınağının kapısında duran İnanna’ya giden bir alayı tasvir ediyor. C: Wikimedia Commons

Bu ünvan çoğu zaman “hadım” (eunuch) diye de çevriliyor; fakat onların hadım edilmiş erkekler olduğuna dair açık bir kanıt yok. Ünvan, ağırlıklı olarak eril olsa da, kadın assinnu’ya dair kanıtlar da var. Hatta çeşitli metinler, onların ikili cinsiyet kategorilerine direndiklerini gösteriyor.

Dinsel önemleri, onlara büyüsel ve şifacı güçler de atfedilmesini sağlamış olabilir. Bir büyü metninde şöyle deniyor: “Assinnun yanında dursun ve hastalığımı çekip alsın. Beni yakalayan hastalığı pencereden dışarı çıkarsın.”

Yeni Assur dönemine ait bir kehanet metni ise assinnu ile cinsel ilişkinin kişisel faydalar sağlayabileceğini söylüyor: “Eğer bir adam bir assinnuya yaklaşırsa [cinsel ilişki için]: onun üzerindeki kısıtlamalar gevşetilecektir.”

İştar’a adanmış kişiler olarak, güçlü bir siyasal etkiye de sahiptiler. Yeni Babil dönemine ait bir almanakta şöyle yazılı: “[Kral] bir assinnunun başına dokunmalı; düşmanını yenecek. Ülkesi onun buyruğuna uyacak.”

Cinsiyetleri bizzat İştar tarafından dönüştürülen assinnu, tanrılarla insanlar arasındaki sınırda yürüyebiliyor; tanrıların ve insanlığın iyiliğini sürdürmek için iki dünya arasında aracı rol üstlenebiliyordu.

Ninova’dan (günümüz Irak’ında) gelen bu kraliyet aslan avı kabartması, sakalsız saray mensuplarını kraliyet arabasında gösteriyor. C: The Trustees of the British Museum

Ša rēši kimlerdi?

Genellikle “hadım” olarak tanımlanan ša rēšiler, kralın hizmetinde bulunan görevlilerdi. Saray “hadımları” tarih boyunca birçok kültürde kayda geçti. Ancak Mezopotamya’da bu terim yoktu; ša rēši’nin kendilerine özgü, ayrı bir unvanı bulunuyordu.

Akadca ša rēši terimi kelime anlamıyla “kafanın adamı” demek ve kralın en yakın saray mensuplarını ifade eder. Saraydaki görevleri değişkenlik gösteriyordu ve aynı anda birden fazla yüksek rütbeli görevi üstlenebiliyorlardı.

Onların cinsiyet muğlaklığına dair kanıtlar hem metinlerde hem de görsel tasvirlerde karşımıza çıkıyor. Bazı metinler onları kısır olarak tanımlıyor. Örneğin bir büyü metninde şöyle deniyor: “Doğurmayan bir ša rēši gibi, meniniz kurusun!”

Ša rēši her zaman sakalsız biçimde tasvir ediliyor ve “sakallı olan” anlamına gelen ša ziqnī adlı başka bir saray görevlisi tipiyle karşıtlık içinde sunuluyordu. Ša ziqnīlerin soyundan gelen çocukları vardı.

Mezopotamya kültürlerinde sakal, erkekliğin bir işareti sayılıyordu; dolayısıyla sakalsız bir erkeğin varlığı doğrudan normun dışına çıkıyordu. Buna rağmen kabartmalar, ša rēši’nin diğer kraliyet erkekleriyle aynı giysileri giydiğini gösteriyor. Böylece onlar da diğer seçkin erkeklerle birlikte otorite sergileyebiliyordu.

Başlıca işlevlerinden biri, sarayda erişimi son derece kısıtlı bir alan olan kadınlar bölümünü denetlemekti. Buraya girmesine izin verilen tek erkek, bizzat kralın kendisiydi.

Irak’ın Musul kentinin batısındaki Tell Abta’dan, Bēl-Harran-bēlī-ușur adlı bir ša rēši’ye ait bir stel. C: Wikimedia Commons

Kral tarafından bu denli güvenilir görüldükleri için, yalnızca muhafızlık ve savaş arabacılığı gibi askeri roller üstlenmekle kalmıyor; kendi ordularını da yönetebiliyorlardı. Zaferlerinden sonra ša rēši’ye mülk ve yeni fethedilmiş bölgelerin valiliği veriliyordu. Nitekim bir ša rēšinin kendi adına kraliyet üslubunda bir taş yazıt diktirmesi de bu durumu doğruluyor.

Toplumsal cinsiyet akışkanlıkları sayesinde ša rēši, yalnızca cinsiyete dayalı mekânların sınırlarını değil; hükümdar ile tebaa arasındaki sınırı da aşabiliyordu.

Gücün aracı olarak toplumsal cinsiyet muğlaklığı

Erken dönem tarihçileri bu kişileri “hadım” ya da “kültik seks işçisi” olarak anlamlandırmış olsa da, kanıtlar şunu gösteriyor: Bu gruplar, ikili cinsiyet düzenine bağlı kalmadan yaşayabildikleri için Mezopotamya toplumunda güçlü rollere sahip olabiliyordu.


The Conversation. Chaya Kasif. 12 Ocak 2026.

Arkeofili editöryel servisi. İletişim: arkeofili@gmail.com

You must be logged in to post a comment Login